Orta Doğu'da gözlerin çevrildiği Beyrut hattında, sınırın her iki yakasındaki tansiyonu düşürecek kritik açıklamalar arka arkaya geldi. Yıllardır süren çatışma ve gerilim ikliminin ardından Lübnan Cumhurbaşkanlığı makamından yapılan bu son çıkış, bölgede yeni bir diplomatik koridorun açılıp açılamayacağı sorusunu akıllara getirdi. Savaşın gölgesinde hayatta kalma mücadelesi veren halkın gözü kulağı diplomatik temaslara kilitlenmişken, Beyrut yönetimi yol haritasını net ifadelerle çizdi.
Barış Anlaşması İçin Ara Adım Saldırmazlık
Lübnan Cumhurbaşkanlığı tarafından paylaşılan bilgilere göre, ABD merkezli CNN televizyonuna kapsamlı bir mülakat veren Joseph Avn, sürecin bir günde tamamlanamayacak kadar hassas olduğunu kabul etti. Ülkesinin 2002 yılında kabul edilen Arap Barış Girişimi'ne olan bağlılığını net bir dille yeniden ilan eden Avn, diplomatik takvime dair şu detayları aktardı:
"Barış anlaşmasına doğrudan geçilemez. Bunun için birçok aşamadan geçmek gerekir. İsrail ile gündemde saldırmazlık anlaşması var. Ara adım, Lübnan ile İsrail arasındaki düşmanlık halinin sona erdirilmesidir."
Trump'ın Kişisel İsteğinden Yararlanıyoruz
İsrail ile ABD arabuluculuğunda yürütülen zorlu müzakere sürecine de değinen Avn, masada kalmaktan başka bir alternatiflerinin bulunmadığına dikkat çekti. Washington'daki yeni yönetimin bölgeye yönelik hamlelerini yakından takip ettiklerini belirten Lübnan Cumhurbaşkanı, "Müzakereleri sürdürmekten başka seçeneğim yok. ABD Başkanı Donald Trump'ın bu çatışmayı sona erdirme yönündeki kişisel isteğinden yararlanmaya çalışıyorum." ifadelerini kullandı.
Lübnan içerisindeki siyasi dengelere ve anayasal yetki tartışmalarına da açıklık getiren Avn, müzakere yürütme yetkisinin doğrudan Cumhurbaşkanında olduğunu hatırlattı. Buna rağmen süreci Başbakan ve Meclis Başkanı ile tam bir koordinasyon içinde yönettiklerini vurgulayan Avn, "Savaşı sona erdirmek konusunda birlik içindeyiz." diyerek Beyrut'taki kurumsal kararlılığın altını çizdi.
Hizbullah Silahlarının Misyonu Tamamlandı
Röportajın en dikkat çekici bölümlerinden biri ise Hizbullah'ın askeri varlığına yönelik değerlendirmeler oldu. Örgütün 1982 yılındaki İsrail işgaline bir tepki olarak doğduğunu ifade eden Avn, ancak 2000 yılında İsrail'in Güney Lübnan'dan tamamen çekilmesiyle birlikte bu silahların esas misyonunu tamamladığını savundu. Hizbullah mensuplarının her şeyden önce birer Lübnan vatandaşı olduğunu ve devlet güvencesi altında onurlu bir yaşam sürme haklarının bulunduğunu dile getiren Cumhurbaşkanı, iç siyasete dair şu uyarıda bulundu:
"Eğer Hizbullah silahlarını teslim etmeyi veya hükümetle müzakere etmeyi kabul etmezse, halk ondan uzaklaşacaktır."
Tahran İç İşlerimize Karışmamalı
Konuşmasında Tel Aviv yönetimine de doğrudan seslenen Avn, sınırın diğer tarafının da silahlardan arınmış bir diyalog zeminine yaklaşması gerektiğini vurguladı. Savaş sanayisinin ve askeri baskıların bir çözüm üretmediğini kaydeden Avn, "Artık güç mantığının yerini akıl ve mantığın almasının zamanı geldi." dedi.
Bölgesel denklemin bir diğer önemli aktörü olan İran ile ilişkilere de değinen Lübnan Cumhurbaşkanı, Tahran ile karşılıklı saygıya dayalı, iyi komşuluk ilişkileri geliştirmek istediklerini aktardı. Ancak bu ilişkinin sınırlarını da çizen Avn, İran'ın Lübnan'ın iç işlerine hiçbir şekilde müdahale etmemesi gerektiğinin altını çizdi. ABD Başkanı Trump'ın bölge istikrarı için harcadığı mesaiyi önemsediklerini belirten Avn, Lübnan'ın huzurunun tüm Orta Doğu'yu zincirleme şekilde etkileyeceğini, Washington ile Tahran arasında varılacak olası bir mutabakatın da sahaya doğrudan olumlu yansıyacağını sözlerine ekledi.