İkişer bin İngiliz lirası ile sürgüne gönderilen hanedan
mensuplarının Türk vatandaşlıkları ellerinden alındı. Türkiye ye girmeleri,
Türkiye den hava yolları dâhil transit geçmeleri ve Türk topraklarında
gayrimenkul edinmeleri yasaklandı. Mal varlıklarının tasfiyesine karar verildi.
Lozan sonrası gelişmeler çok ilginçtir. Batılılara ve
azınlıklara birçok imtiyazlar verilirken, okullardaki İslam tarihi, Osmanlı
tarihi kaldırılarak Yunan Medeniyeti tarihi konmuş, Milli Eğitim Bakanlığı Batı
klasiklerini tercüme ettirerek, ardından ders kitaplarını Yunan ve Batı
düşüncesi doğrultusunda yenileyerek bu emele hizmet edilmiştir. Yakın Tarih
Ansiklopedisi nin 3. cildinin 62. sayfasında yer alan bir belgeye göre, Haim
Nahum, Curzon a; Siz Türkiye nin mülki tamamiyetini kabul edin, ben onlara İslamiyet i
ve İslam Temsilciliklerini ayaklar altında çiğnetmeyi taahhüt ediyorum
demiştir.
İsmet Paşa, anlaşıldığına göre, Lozan da İngilizlerle bir
nev i gizli arabuluculuk rolü oynayan İstanbul un Hahambaşısı Hayim Naum
Efendi nin telkinleriyle, Hilafet in artık ne şekilde olursa olsun Türkiye de
devamına müsaade edilmeyip derhal atılması lüzumu fikrini tamamıyla benimsemiş
bulunuyordu. Peki, ya dört-beş ay evvelki Hilafet e bağlılık hatta Hilafet in
kuvvetlendirilmesi düşünce ve kanaati ve bu yoldaki kat i ifadeler ve İslam
âlemine bunun duyurulması hususundaki telaş ve heyecana ne olmuştu
Kazım Karabekir in hatıralarında belirttiğine göre Naum
Batılı ülkelere Türklerin İslami bünyesini değiştirerek onların Protestanlığı
kabul etmelerinin kolaylaştırılacağını anlatmıştır. Gerçekten de Lozan sonrası
gelişmeler çok ilginçtir. Batılılara ve azınlıklara birçok imtiyazlar
verilirken, okullardaki İslam tarihi, Osmanlı tarihi kaldırılarak Yunan
Medeniyeti tarihi konmuş, Milli Eğitim Bakanlığı Batı klasiklerini tercüme
ettirerek, ardından ders kitaplarını Yunan ve Batı düşüncesi doğrultusunda
yenileyerek bu emele hizmet edilmiştir.
Yakın Tarih Ansiklopedisi nin 3. cildinin 62. sayfasında
yer alan bir belgeye göre, Haim Nahum Curzon a;
Siz Türkiye nin
mülki tamamiyetini kabul edin, ben onlara İslamiyet i ve İslam
Temsilciliklerini ayaklar altında çiğnetmeyi taahhüt
ediyorum. demiştir.
İnönü Lozan kahramanıdır ve Halife sınır dışına
gönderilmiştir. Tek Parti iktidarının İstiklal Mahkemeleri ve Takrir-i Sükun
gibi iki mühim silahı vardır artık. Ve Türkiye Cumhuriyeti yeniden
biçimlendirilmektedir. Bu kez Kurtuluş Savaşı ruhuna karşı yeni bir ütopya,
devlet zihniyetine hakimdir.
Hadiseler bu andan sonra yıldırım hızıyla gerçekleşti. 3
Mart 1924 te Halifeliğin Kaldırılması ve Hanedanın yurt dışına gönderilmesinin
yanı sıra, eğitim birleştirilmesi ve dini eğitimin son bulduğu Tevhid-i
Tedrisad kanunu da kabul edildi. Din eğitimini sona erdiren bu hareketten sonra
dinî çevrelerde bir kıpırdanış meydana geldi. 20 Nisan da; Türkiye devletinin
dini din-i İslam dır. Vurgusu hali hazırda yerini korumaya devam etmektedir. 1
Şubat 1925 de Doğu Anadolu Bölgesi ni derinden sarsan Şeyh Said isyanı patlak
verir. İngilizler bir yandan Şeyh Said i destekler görünüp öte yandan Ankara yı
Şeyh Said e karşı kışkırtır. Devlet-Şeriat hesaplaşması örgütlenmektedir. 29
Haziran 1925′de Diyarbakır da 47 idam gerçekleşir. 4 Mart 1925 Olağanüstü Hal
(Takrir-i Sükun Kanunu) ilan edilir ve ardından devrimler başlar. Şapka kanunu,
Türbe ve Zaviyelerin kapatılması aynı dönemde gerçekleşir.
2 Mayıs 1928′de, 1924 Anayasasının 2. maddesi
değiştirilerek Türkiye devletinin dini din-i İslam dır ibaresi çıkarıldı ve
yerine de herhangi bir hüküm konmadı. Din yoktu artık. Allah ın ismi ile yapılan
yeminlerdeki Vallahi yerine Namusum üzerine söz veririm ibaresi kondu. Aynı
zamanda Anayasa nın 26. maddesi de değiştirilerek TBMM nin görevleri arasındaki
Şeriat hükümlerinin yerine getirilmesi ne ilişkin hüküm de yok edildi.
Hilafetin kaldırılması iç ve dış basında geniş yer buldu.
O dönemde Türkiye içinde Mustafa Kemal Paşa nın başını çektiği bir eylemi
eleştirebilecek durumda bir gazete olmadığı için Türk Basını bu hadiseyi bir
devrim niteliğinde görüyor, Halifeliği kaldıran meclis üyelerini kahraman
gösteren başlıkları atıyordu. Dış basın ise tabiri caiz ise Türk Meclisini ve
Mustafa Kemal Paşa yı ayakta alkışlıyordu. Zira Türklerin Hilafet i ansızın ve
beklenmeyen bir tarzda kaldırmaları başta İngilizler olmak üzere bütün Batı dan
alkış toplamıştır. Bu bakımdan Mustafa Kemal Paşa ya yöneltilen pek çok övgüler
arasında General Sheiril Mustafa Kemal Paşa yı ünlü Protestan reformcu Martin
Luther e benzetmektedir.
İngiliz yazarı Ph. Gravet Saltanat ve Hilafet in
kaldırılmasını Türkiye yi bir Avrupa devleti haline getirmek isteyen devrimci
değişikliklerin ilki olarak yorumluyordu.
Hind Müslümanları ve Avrupa Müslümanları Hilafetin
kaldırılması karşısında hayal kırıklıklarını ifade ederlerken Briton and Turk,
London 1941″de şu görüşler yer almaktaydı: Türk Cumhuriyetçileri, Müslüman
uyrukları olan herhangi bir gayrimüslim devlet için (İngiltere gibi) her zaman
güçlükler çıkartacak bir kurumu (Hilafeti) ortadan kaldırmakla Britanya
İmparatorluğu na olağanüstü bir iyilik yapmıştır.
Bu hadise ve anlık karar değişikliklerinin, çeşitli
yerlerde verilen röportaj ve demeçlerin hemen ardından üç yüz altmış derecelik
dönüşlerin karşısında ne denilebilir ki
Halifelik 3 Mart 1924 tarihinde kabul edilen 431 sayılı
kanunla kaldırıldı. Halifeliğin kaldırıldığı bu özel bir kanuna eklenilen ek
bir madde ile yurt dışına sürgün olarak gönderilen bu aile mensuplarının
yurttan çıkartılışları tam bir trajedidir. Bu ailenin başına gelen dünya
insanlık tarihinde pek az ailenin başına gelmiştir.
Kadın, erkek, yaşlı, genç, çocuk, bebek tam 155
kişiydiler. Osmanlı hanedanının tamamı bu 155 kişiydi
Türkiye Büyük Millet Meclisi nin, 3 Mart 1924 te kabul
ettiği 431 sayılı kanun gereği apar topar beş parasız Türkiye dışına
çıkartıldılar.
Şehzadelere (ailenin erkek üyelerine) 24 ile 72 saat,
kadınlara da bir haftayla 10 gün arasında önem sırasına göre değişen süreler
tanınmıştı.
4 Mart 1924 gecesi, İstanbul Valisi Haydar Bey ve
İstanbul Polis Müdürü, Türkiye Büyük Millet Meclisi nin 3 Mart 1924 günü kabul
ettiği kanun maddesi gereği Dolmabahçe Sarayı na gelerek Abdülmecid Efendi ye
durumu bildirdiler ve hemen o gece sarayda ne kadar insan varsa hepsini
arabalara bindirip Sirkeci Tren Garı ndan İsviçre ye kadar bütün Avrupa yı
dolaşan SİMPLON isimli trene bindirildiler. Empati yapın o gece apar topar
cebinde 5 kuruş para olmaksızın evlerinden alınıp bilinmeyen bir yere doğru
giden bu trene binenlerden biri de siz olsaydınız ve kucağınızda da bir aylık
bebek olsaydı ne düşünürdünüz Sadece padişah eşleri olan Kadınefendilerden,
Hanımsultan ve, eşlerinden boşanmaları şartı ile damatların yurtta kalmalarına
müsaade edilmiştir.
İkişer bin İngiliz lirası ile sürgüne gönderilen hanedan
mensuplarının Türk vatandaşlıkları ellerinden alındı. Türkiye ye girmeleri,
Türkiye den hava yolları dâhil transit geçmeleri ve Türk topraklarında
gayrimenkul edinmeleri yasaklandı. Mal varlıklarının tasfiyesine karar verildi.
Sürgün, hanedanın
kadın mensupları için 28, erkekleri için 50 sene sürdü. Kadınlara 16 Haziran
1952 de Adnan Menderes döneminde çıkartılan bir kanunla hakları iade edildi.
Erkekler ise bu haklara ancak 1974 deki genel af yasasıyla kavuşabildiler.
Padişah torunlarının bir kısmı Türkiye ye döndü, bir kısmı dönecek imkân
bulamadıkları için yerleştikleri ülkelerde kaldılar.
Osmanlı hanedanının sürgün dönemi son derece maceralı
geçti. Çoğu hayatını çok zor şartlar altında sürdürdü. Beş parasız, yurtsuz,
apartmanların bodrum katlarında, soğuk ve yağmurlu caddelerin kaldırımlarında,
duvarlarından şırıl şırıl suların aktığı rutubetli odalarda can verdiler.
İtildiler kakıldılar horlandılar, aç kaldılar. Buz gibi havalarda kamyon
kasalarının içlerinde donarak öldüler, ama asla Türkiye ya da Atatürk aleyhinde
en küçük bir söz söylemediler. Hamallık yaptılar, mezar bekçiliği yaptılar,
inşaatlarda kum taşıdılar, lağım temizlediler, suikastlara kurban gittiler,
açlıktan öldüler ama asla kimseye el açmadılar. Bugün pek çoğu, kimsesiz, duvar
kenarlarında ölen sokakta yaşayan insanların ölülerinin gömüldüğü belediye
mezarlarında yatmaktadır.
Bu konuda pek çok şey söylenebilir. Fakat hilafet
konusunda hiç bilinmeyen bir hakikat vardır; Halifeliğin kaldırılması, o
zamanki durumu ile Hindistan ın Karaçi şehrinde yaşayan üç kişiye çok büyük bir
felaket getirmiştir. Bu üç kişi ileri gelen iş adamlarından ve ülkelerinin
saygın kişilerindendir. Üçünün de adı Ali dir. Birinci Dünya Savaşı yıllarında özellikle İstanbul un işgali üzerine
ülkelerinde çok büyük bir yardım kampanyası başlatırlar. Halifelik makamı olan
İstanbul şehri işgal edilmiştir. İslam halifesini tutsaklıktan kurtartarmak
için her Müslümanın ordusuna yardım etmesi gerekir şeklinde cihad ilanlarını
yurdun dört bir tarafına asmışlardı. Hindistan Müslümanları bu kampanyaya büyük
ölçüde katılır. Bankalardaki hesaplarda büyük ölçüde paralar toplanmıştır. Daha
sonra bu paralar Ankara da TBMM başkanlığına gönderilmiştir.
Ancak bir süre sonra Türkiye de halifelik kaldırılmıştır.
Halifenin tutsaklıktan kurtulması için yardım eden kişiler aldatıldıklarını
düşünerek yardım kampanyasını yürüten üç Ali ye karşı yüzlerce dava
açmışlardır. Bu üç Ali, bu davalar ve ödedikleri tazminatlar yüzünden ölene
kadar fakirlik ve perişan bir halde yaşamışlardır.
Ne vahim bir vaziyet değil mi
SON
KAYNAKLAR:
1) Abdurrahman Dilipak, Cumhuriyet e Giden Yol, İstanbul
1991,s. 330-335
2) Ahmet Anapalı, Kurtuluşun Faturasını Ödeyen Adam,
402-404