Önce Başbakan, partisinin Kızılcahamam İstişare Toplantısı’nda kız ve erkek üniversite öğrencilerin birlikte kaldığı evlerden şikayet etti; böyle evlerin denetleneceğini söyledi.
Sonra gelen peş peşe açıklamalarla Başbakan’ın sözleri yalanlandı ve ciddi bir kafa karışıklığı meydana getirildi. Hele Başbakan Yardımcısı ve Hükümet Sözcüsü Bülent Arınç çok kesin ifadeler kullandı: “Düpedüz asparagas bir haberdir. Bizim böyle bir yetkimiz yok, böyle bir düşüncemiz de yok. Sayın Başbakan’ın buna benzer bir ifadesi de kesinlikle söz konusu değil” dedi.
Kızılcahamam haberini yapan gazete, yalan haber yapmakla suçlandı.
Fakat ertesi gün, ne olduysa, Başbakan kendisini yalanlayan mesai arkadaşlarını yalanladı. Kızlı erkekli kalınan öğrenci evlerine ilişkin ifadelerini açıkça doğruladı, ilkeli ve özü sözü bir siyasetçi olduğunu ima ederek.
Solcu ve laikçi koalisyonunun yanı sıra hükümet yanlısı medyadaki liberal odakların da tepkisi tahmin edileceği gibiydi; vaktiyle “zina serbest olsun” diye eylem yapan kadınları hatırlatıyorlardı.
Aynı günlerde bir başka haber dikkat çekiciydi: Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Şahin âdeta aileyi kurtaracak formülü (!) bulmuştu. Boşanma davalarında çiftlere danışmanlık yapacak bir sistem geliştiriliyordu. Aile mahkemesi hâkimi ile sosyal hizmet uzmanı birlikte çalışacak ve sistem devreye girdiğinde yılda 20 bin evlilik kurtarılacaktı.
Ne var ki proje yüzeysel tedbirler içermektedir. AKP iktidarı döneminde aile kurumuna indirilen darbe kolay telafi olunacak bir durum değildir. Sadece zinaya dair yasal düzenlemeyle değil, fakat beraberindeki zihinsel dönüşümle de darbe vurulmuştur. Bir aile ve yuva kurmayı, eş, anne veya baba olmayı, çocuk dünyaya getirip onun için fedakarlık yapmayı hafife alan, “özgürlük”e engel olarak gören yeni bir kuşak ortaya çıkmaya başlamıştır.
AKP iktidarında liberal odakların “meşrulaştırıcı” gücünden yararlanma taktiği, öyle görünüyor ki, pahalıya mal oldu. İktidarı sağlamlaştırmak adına liberal yazar ve akademisyenler Müslümanların hocaları haline getirildi. Bu çevreler, dindar insanlarımıza kendi insan hakları, özgürlük ve hoşgörü anlayışlarını vaaz etti. Avrupa Birliği ülkelerinin cami imamlarına vermek istediği “eğitim” liberal zihniyetli odaklar üzerinden Türkiye’nin dindar halkına sunuldu ve uzun vadede kalıcı, tahripkâr etkileri kaçınılmaz olan bir dönüştürme süreci başlatıldı.
Bu sürecin sonunda Müslüman insanımızı bir bataklığın beklediğini, Batılı toplumların saplandığı bataklığa doğru yol alındığını söyleyenlere kulak asılmadı. “Birtakım özgürlükler” beklentisi, İslamcı bir davayı terk etmenin yol açacağı kayıpları göz ardı ettirecek kadar kuvvetliydi.
Bugün geldiğimiz noktada, eskiden İslamcı bilinen entelektüeller dahi “demokratikleşme” yolunda dava arkadaşı edindikleri liberal odakların dil ve söylemini benimsemeye başlamışsa, Müslüman halkı dönüştürme projesi ciddi mesafe kat etmiş demektir.
Öğrenci evlerine müdahale, yaklaşan seçimler öncesinde iktidar partisine oy kazandıracak veya oylarını kemikleştirecek bir hamle olabilir pekâlâ. Ama sürecin AKP bünyesindeki kirli çamaşırların (özellikle cinsel ahlâksızlıklarla ilgili dosyaların) ortalığa saçılması gibi “istenmeyen” aşamalara doğru evrilebileceğinin işaretleri alınmaktadır.
“Kirli, ama bana oy kazandırıyor” yaklaşımını benimsemekte beis görmeyenlerin toplumdaki kirlilikten şikayet etmeye hakları var mıdır acaba Ekonomik yolsuzluklar bir yana, medyada hükümet taraftarı olmak kaydıyla mesela kadın cinselliğini ve çıplaklığını istismar eden, sapkınlıkları meşrulaştıran yayınlara ses çıkarmamak, ahlâk zabıtası rolüyle bağdaşır mı
Bu tıpkı gıda şirketlerinin “fast-food” konusunda yazılı ve görsel medya yoluyla beyin yıkamasına izin verip de okullarda “fast-food”u yasaklamak gibidir. Her şehre üniversite açmaya kalkmadan önce “üniversite kültürü” sorgulanmadı. Erasmus öğrenci değişim programı gibi uluslararası etkinliklerin öğrencilerimiz üzerinde yaptığı tahribat hesaba katılmadı. Tabiî, en önemlisi, toplumun önüne salt maddi hedefler koymanın, her seferinde “muasır medeniyet” adı altında Batılı yaşam tarzını hedef olarak göstermenin sonuçları iyi hesaplanmadı.
Fikirler, söylemler, tercih edilen kelime ve kavramlar sonuç doğurur. Bugün türlü türlü ahlâksızlıklar anlamında olumsuz bir tablo varsa (suç oranlarındaki ürkütücü artışı da ekleyelim) bu, iktidarın tercihleriyle hasıl olmuş bir sonuçtur.
Bozulmanın başladığı noktaya, yani iman ve davaya dönülmedikçe, hiçbir yasa ahlâki çürümeye set çekemez.