Leyla bir Özgecandır

Abone Ol

“Herkesin din dersi 5’tir. Ama bunca hırsız, uğursuz nerden çıkıyor Örneğin Van depreminde din ve ahlak dersinden herkes 5 aldı. Ama kolonları kesen hırsızlar da 5 aldı.” Bir “Üstün” Türk

“Herkesin din dersi 5’tir. Ama bunca hırsız, uğursuz nerden çıkıyor ”

Bu cümleyi duyduğunuzda ne düşünürsünüz Hele bu ülkenin “üstün” Türk bir insanının ağzından çıkmışsa bu kelimeler.. Ne düşünürsünüz

Ülkedeki herkesin takipçisi olduğunu, özellikle din derslerindeki notların 5 olmasından çok memnun olduğunu, (5’i yüksek not saymamız şartıyla..) ama, hırsız ve uğursuzun nerden çıktığını bilemediğini ve yine ama, sayılarının çok olduğunu bildiğini düşünürsünüz..

Sadece düşünmekle kalmazsınız elbette, benim gibi dua bile edersiniz ömrüne; böyle “üstün” Türklerden birini daha gördüğünüz, anladığınız ve keşfettiğiniz için kendinizi de seversiniz.

Sonra, dediklerinin soru kısmına takılır aklınız bu “üstün” Türk kişinin. Hırsızı siz de bilirsiniz. Hatta her akşam tv kanallarında seyrettiğiniz soyulan işyerlerine ait kamera kayıt görüntülerinin bir önceki güne göre artması karşısında, siz de “bunca” dersiniz. “Bunca iş çıktı yine emniyet güçlerine..”

Ya uğursuz(lar)

Batıl inançlarını, korkularını, endişelerini, evhamlarını, panik ataklarını, intihara meyletme hallerini dillendirmiş, itiraf etmiş olamayacağına göre, kanıtsız da konuşmamıştır “üstün” Türk bir bilim insanı. Mutlaka çok çok mobese kayıtları, tv dizileri, twitter fenomenleri, kartel kalemşorları izleyerek tesbitler yapmış olmalı.

Dersimiz tarih

Yıl 2004.

Bir tv kanalında yayımlanan izlenme oranı çok yüksek dizinin konusu ne hayaller kurdurdur evlerdeki ergen erkeklere Evli, iki çocuklu ve varlıklı esas oğlanın, bir de o şehire okumaya gelmiş üniversiteli kızlardan sevgilisi varmış. Bunu öğrenen eşi, kendince çareler, çözümler peşinde iken, esas oğlanın rakibi, takipçisi, inatdaşı da bir başka üniversiteli kızı kendine dost etme peşinde imiş. Benim ondan neyim eksik diyerek..

O şehirdeki üniversiteli kızları isterlerse kullanabilecekleri, kullanıp atabilecekleri, o kızların kendilerini yüksek binalardan atabilecekleri gösterilirken bir tv kanalında, Herkesin din dersi 5’tir.

O diziye senaryo yazanlar, o diziyi bir tv kanalında gösteriye açanlar, amma güzel bir dizi davulunu çalanlar, o diziden çok çok para kazananlar, biz ancak böyle dizilerle çağdaş yaşamlaşabiliriz sananlar, çoluk çocuklarını o dizilerden koruyamayanlar..

Herkesler bu kadar mı

“Üstün” Türk insanları ne yapıyorlardı

Susma haklarını kullanıyorlardı. Susma haklarını kullanarak din derslerini 5 yaptılar onlarda..

O tv kanallarına çıkmak, o tv kanallarında tiyatrolar yapmak hakları olmasın mı

Ama Van depremi olmamış.

Ah nerde o eski günler, ah nerde o diziler hasretlenmesi için hatırlatmadık “Aliye” kızımızı. O gün çocuk olanların, ergen olanların, bugün cinayet haberlerinde bazılarının zanlı olması, o dizilerdeki esas oğlan rolünü kendilerine, üniversiteli kızlara biçilen rolü ise kurbanlarına..

Zanlı o kadar etkileniyor, olmalıki kartel tv’lerinin ekranlarına yansıyanlardan, “yüzüme biber gazı sıktı” hafifletmesinin ardına kaçıyor ifadesinde. Biliyor, biber gazı mağdurlarına kimlerin sığınaklar açtıklarını..

_________________________________________________________________

CHPliler okyanus ötesinden haberli imişler

-Gazeteler

- Bizim Kemal’in twitter kuşları bile var.

- Posta güvercini mi yapacak Hıdır kardeş. Yoksa devlet kuşu diye başına mı konduracak

_____________________________________________________________________

M.Ö.

Bir önceki milenyum’un son asrının son on yılının karnelerinde de “Herkesin din dersi 5’tir.”

Faşizmin gaz odalarından mülhem “ikna odaları”nda bu ülkenin üniversiteli kızları işkencelere tabi tutulurken, hayallerine zincir vurulurken, şahsiyetleri ve insan olma hakları yok edilmeye çalışılırken.. de,

“Herkesin din dersi 5’tir.”

“Üstün” Türk insanları mı

Van depremini bekliyorlardı. Marmara depremi onların sayılmıştı zira.

İşsizliğe bağlanmış bir minibüsçünün işlediği son kadın cinayetini bu ülkenin Kemal’e ermiş ünlü bir siyasetçisi.

Kasetçilik ihtisası yaparken, dolmuşa binmediğini mi vurgulamak istemiştir.

Onu oraya getiren partisinin yüksek elemanları ikna odalarında ideoloji geliştirirken, onlara destek çıkanın sıfatı generaldi. İşsizlik ne kelime…

“Gelirsek, kendisini bakanlık önünde yağlı kazığa oturturuz!”

Kazıklı Voyvoda’dır örnekleri..

Çok çok gelecekler,

Yağlı kazık, silahları..

Hani, gerektiğinde kullanmak üzere sakladıkları..

Güç yetirecekleri ise bir kadın..

Seçilmiş bir kadın… Demokrasi mücadelesi vermiş, rakibi erkeklerden önce yazdırmış adını oy listelerine…

Korkunları, ya bir de başarılı olursa mıdır, Meclis’te, hükümette…

Yoksa kadın olmasını “kolay saymak” mıdır cinayete tam teşebbüslerinin sebebi

Açın bakın o günlerin kartel gazetelerinin sayfalarını, solcu ve Kemalli partilerin liderlerinin meşru konuşma kasetlerini de dinleyin.

Kadınları koruduklarına dair, koruyacaklarına dair hiç bir cümleleri yoktur.

Kadınları korumak, esirgemek onların ne haddine. Diyemez kadınlarımız da, kadın derneklerimiz de…

Görmüşlerdir çünkü Meclis’te seçilmiş bir kadına linç girişiminde bulunduklarını…

Kartelci olmaları, bu vatanı ve bu vatanın insanlarını sevmelerine engel değildir belki, düşüncesiyle aldığınız en iri kartel gazetesinde okuyacağınız manşet şudur: “Bundan daha ağır sözler de gelecek!”

Kim kimdir

Kazık yontmaya devamdadır “Haymatlos”larımız.

İşte bunlardan biri, Haymatlosların en önde gideni, şimdi ağlıyormuş kadın cenazelerinin ardından.

Kendi unuttu, milleti de unuttu sanıyor.

Karagümrüklü iki çocuk kızın bir cinayetin kurbanları olduğunda ne yapmıştı

Katilin bacaklarına yazdığı iki kelimeyi okuyucularına sunmak bahanesiyle, soyundurulmuş resimlerini basmıştı birinci sayfasının yarısına.

Katledilen iki kız çocuğu üstünden, o gün gazetesi iadesiz sattığından dolayı patronu tarafından ödüllendirilirken, Haymatlos’un aklına “Özgecan” cinayetlerine az kaldı, gibi bir duygu neden gelsin

Bugün timsah gözyaşlarıyla yıkananların da din dersi 5’tir.

Ya başa katil bıçağı

Bitmez bu yazı, Cumhurbaşkanı’nın konu ile alakalı ne dediğini duymazsak eğer...

“Herkesin kızının başına gelebilir.”

Hangi duygudan, hangi düşünceden çıkmış olabilir bu ikaz cümlesi

Çok cani var, ihbarı mıdır

Olanlardan hareketle, olacakları bilmek midir

Her şehadet bir ışıktır

“Özgecan”ımız işte böyle ayna tuttu. ______________________________________________________________________

Cinayetler, kadınlara çare aratıyor.

-Gazeteler

- Niye ağlıyorsun kardeş

- Biber gazı alıştırması yapıyorum, ondandır..

___________________________________________________________________

 

MİTİ MİTİNE YILLAR

Türkiye tanıdığında tanımıştım ben de onu: “İhtilalci cuntanın içindeki ajan!”

Deşifre olmasından şikayeti vardı. Dışlandığını, yalnızlaştırıldığını, harcandığını anlatıyordu röportajlarında.

Fakat teşkilatı çok kazançlı çıkmıştı. Bilmem, bilinçli ve planlı bir düşüncenin ürünü müydü bu durum Yoksa zuhurata tabi olmaktan mı varıldı buraya.

MİT olumlulanmıştı.

Düşman uyumuyordu.

Ama su da uyumuyordu. Uyanıklıkta emniyet vardı, güven vardı, itimat vardı.

Yazılarını, konuşmalarını ve bilhassa sorulara verdiği cevapları hep önemsedim, haberli olmaya çalıştım. Soru sormak da bir bilgi, bir kapasite gerektiriyordu. Bazen bunu da kendi yapıyor, kendi cevaplıyordu sorusunu. Gayrete getirmek çabasını, can kulağıyla dinleyen herkes sezmiştir o konuşurken. Örttüğünü, gizlediğini ise açmak zordu.

Sonraları 2 numara olduğunda, o 9 mart cuntasının başı, 27 Mayıs artığı ihtilalci general için söylediklerini çok önemsemiştim: Belgeye ulaşamadık ama, kanaatimiz İngiliz servisi ile çalıştığı yönünde idi.

Ben de bu kanıda idim. Bu bilgiden önce mi, yoksa sonra mı bir ispatım vardı kendimce, şimdi çıkaramıyorum.Yolu Sağmalcılar’a düşer o kişinin. İlk gününü yeraltı dünyasının bir ünlü babası anlatsın: Duydukki her gün saat 5’te çilingir sofrasına otururmuş, dışarıda iken. Burası “içeri” ama, biz burada ne güne duruyoruz.

Saat 5’te sofrasını hazırladım, şişesini koydum ve götürdüm: Buyurunuz!

Ünlü mafyacının süslü anlatması değil önemli olan. Ona o bilginin gelmesidir, onun o şişeyi, en yasak yerde bulmasıdır, saat 5’te o sofrayı hazır etmesidir.

Bu bir mesajdı. Bağlantılı olduğu yer konuşuyordu: Ben adamımın saat 5 zevkini, sizin olumsuz sandığınız şartlarda dahi tattırırım. Üstelik sizden’lere yaptırırım bu hizmeti. (O hizmeti yapanın, emniyetteki sıfatının bülbül olduğu bilgisi, parantez içi kalsın.)

Biz MİT’i o yıllarda, onun anlattıklarıyla bildik, tanıdık. Derken, 12 Eylül’ün hazırlıklarının yapıldığının da farkında idik.

Bir söylenti yayılıyordu herkesin kulaklarına. Hani, şehir efsanesi diyorlar ya. Tam da öyle bir şey.

GKB. K.Evren’in kızları ve damatları MİT’in yöneticisi olduklarından..

Emekli edilememesini, ve basında diğer kuvvet komutanlarına ragmen çok üstün gösterilmesinin ürettiği bu efsane ne doğrulandı, ne yalanlandı, ne de adı geçen kurum bir savunma hakkı kullandı.

Sonra 28 Şubat. Her şey çok karışık. Onun analizleri de çok karışıktı ve çok yorucu idi. Yine de yararlanmadık denemez. Mahir Kaynak, bu ülkenin insanına yabancı olmayan, ve kendinden bir duruştu. Allah rahmet eylesin.

Sayın Abdullah ve The Şapgalı Baba

Bir dokun, Bin ah işit

- Alo! Nerdesin The şapgalı Baba Sesimi duyuramıyorum! Ne yapıyorsun merak ediyorum.

- Duş alıyordum sayın Abdullah. Binaenaleyh sen nerdesin, ne haldesin

- Hep alacak bir şey buluyorsun The şapgalı Baba.

- Siz bulamıyor musunuz Binaenaleyh bakanlarınız ne alıyorlar Gözünüze fevkalade dokunsun sayın Abdullah.

- Bana dokundu the şapgalı baba.

- Ne dokundu, niçin dokundu, nasıl dokundu Binaenaleyh Sümerbank fabrikalarını satmadınız mı Bir Abdullah ne giyecekse nerede dokunduğunu fevkalade bilmelidir.

- Sen yanlış anladın The şapgalı Baba. Bana dokundu diyorum.

- Ben de onu soruyorum sayın Abdullah. Binaenaleyh sana gömleklik kumaş mı dokundu Gömleksiz olmak fevkalade ayıptır, yanlıştır, hatadır.

- Sen yine yanlış anladın the şapgalı baba. Bana dokundu diyorum yahu.

- İnsanları sayacaksın sayın Abdullah. Binaenaleyh insanları saymayı öğreneceksin. Bir yola çıkarsan dokunan çok olur. Sen durup bu dokundu, şu dokundu, o dokundu diyerek insanları sayman fevkalade yanlıştır, ayıptır, günahtır.

- Sen yine ve yine yanlış anladın The şapgalı baba. Bana dokundu diyorum.

- Sana kim dokundu sayın Abdullah Binaenaleyh Tayyip mi dokundu, Ahmet mi dokundu Öteye git diyerek mi dokundular Bunun adı itmektir, sana da düşen fevkalade gitmektir.

- Ben bir yere gitmiyorum, Huber’de oturuyorum the şapgalı baba. Ben senden ikametgah ilmühaberi istemiyorum. Bana dokundu diyorum yahu.

- Ha şöyle, açık açık söyle sayın Abdullah. Huber’de pişer, midene düşer. Binaenaleyh turpun büyüğü Huber’dedir. İnsan midesine neyin düştüğüne dikkat etmezse fevkalade dokunabilir.

- Sen hep yanılış anlıyorsun the şapgalı Baba. Bana dokundu diyorum yahu.

- Yanlış anlamak sizden arttı da bana mı kaldı sayın Abdullah. Binaenaleyh yanlış adamı hoca sayan ben miyim

- Aktüel konulara gel the şapgalı baba. Ben kendimi hep güncelliyorum.

- Senin kendine ne yapacağın beni ilgilendirmez sayın Abdullah. Binaenaleyh milletin size ne yapacağı fevkalade önemlidir. Mühimdir.

- Ben kendime birşey yapmadım the şapgalı baba. Bana dokundu diyorum. Beni anla yahu.

- Sen altı kere anlat, ben yedi kere anlarım sayın Abdullah. Bir garibin yalnızlığı mı dokundu, bir fakirin açlığı mı dokundu Binaenaleyh benim Arabistan’a gitsinler dediklerimin hali mi dokundu Ben onları sizden korumak istemiştim. Sizin geleceğinizi ve geleceğinizi fevkalade görmüştüm.

- Beni hiçbirşey yapmıyorlar the şapgalı baba. Bu bana dokundu yahu.

- Tamamen duygusal diyorsun, duygusal takılıyorsun.Binaenaleyh dokunsam ağlayacaksın, intifada başlatacaksın.

- Beni anladın The şapgalı baba.

- Seni anlamak benim işim değil sayın Abdullah. Binaenaleyh çoluk çocuk, korkut oyuncağıdır. Sen git Huber’de oyna. Fevkalade korunaklıdır orası.

AT HIRSIZI

Mesleği bakıcılık, sonra da jokeylikmiş

Madalya alamasa da, ihtisası at’mış;

Sakatlanan atları öldürüp gömerlermiş,

Hayvanların beynine hep kurşunu bu atmış.

Emekliye ayrılmış gününü doldurunca,

Şimdi toplayıp sokağın sakat atlarını,

Öldürürmüş onları, kurşun sıkıp beynine,

Pazarlarmış etlerini sakatatlarını...

BÜYÜK İSRAİL PROJESİ

Proje şudur; hayvanlar sokulur kovana,

Güzelim kovanı ve balı eşek alır,

Bizim başbakan “Eş” başkan ya bu talana;

Kanların soygunların vebalı “Eş”e kalır.

DOYMAZ OBURLAR

İnsanların yüzde ikisi açıkça,

Sömürü çarkının doymaz oburları,

Onlar yiyip içip de çatlamadıkça,

Açlığa mahkumdur, doymaz öbürleri...

EKREM ŞAMA