Levlâke rivayeti ve Nur-u Muhammedî meselesi5

Abone Ol

İmam

es-Sübkî’nin konu hakkında söylediklerini bugün tamamlamış olacağız:

“…

Bu sebeple Hz. Peygamber (S.A.V.)’in nübüvvet ve risaleti (diğer peygamberlere

göre) daha umumî, daha şumullü ve daha büyüktür. O’nun şeriatı, diğer

peygamberlerin şeriatlarıyla temel noktalarda ittifak halindedir. Çünkü temel

hususlar (peygamberden peygambere ve şeriattan şeriata) değişmez. İhtilafın söz

konusu olabileceği fer’î konularda Hz. Peygamber (S.A.V.)’in şeriatının

diğerlerine tekaddümü ise ya tahsis veya nesh kabilindendir. Yahut tahsis de

nesh de söz konusu değildir; Hz. Peygamber (S.A.V.)’in şeriatı, geçmiş

zamanlarda o ümmetlere nispetle peygamberlerinin kendilerine getirdiği

şeriattır. Bu (bizim içinde bulunduğumuz) zaman diliminde ve bize nispetle de

bu şeriattır. Muhatapların ve zamanların değişmesiyle hükümlerde de değişiklik

olur.

Bu

açıklama, manası bize gizli kalan iki hadisin beyanını da oluşturur. Bunlardan

ilki, ‘Ben bütün insanlara gönderildim’ hadisidir.  Bizler bu hadisin, Hz. Peygamber (S.A.V.)’in

zamanından kıyamete kadar gelecek olan insanları anlattığını zannederdik. Bu

açıklamayla ortaya çıkmış oldu ki, hadisteki ‘bütün insanlar’dan maksat,

başından sonuna bütün bir insanlıktır.

Diğeri

ise, ‘Âdem (yaratılış sürecinde) ruh ile beden arasındayken ben peygamberdim’

hadisidir.  Bizler zannederdik ki,

buradaki ‘ben peygamberdim’ ifadesi, Hz. Peygamber (S.A.V.)’in, ‘Allah

Teala’nın ilminde’ peygamber olduğunu anlatıyor. Oysa Hz. Peygamber (S.A.V.)’in

bu ifadesi, yukarıdan beri açıkladığımız veçhile, bundan daha fazlasını

anlatmaktadır.

O’nun

bedeninin var edildiği ve kırk yaşına vardığı durum ile bundan önceki

zamanlardaki durum arasındaki fark, tebliğe muhatap olanlar ve O’nun sözlerini

duymaya/dinlemeye ehliyetleri bakımındandır; yoksa bizzat Hz. Peygamber

(S.A.V.)’in kendisi bakımından değildir. O’nun sözlerini duymaya/dinlemeye ehil

olsalardı, onlar bakımından da bir fark olmayacaktı.

Hükümler,

kimi durumlarda hükme elverişli mahal (hükmün muhatabı, E.S) bakımından, kimi durumlarda

da fiil işlemek suretiyle tasarrufta bulunan fail bakımından birtakım şartlara

bağlanır. Sadedinde bulunduğumuz meselede hüküm, ona elverişli mahal bakımından

şarta bağlanmıştır. O mahal, peygamber tebliğine muhatap olan insanlar,

onların, ilahî teklifi/hitabı dinlemeye/duymaya elverişli/hazır olmaları ve Hz.

Peygamber (S.A.V.)’in, onlara kendi lisanlarıyla hitap eden mübarek bedenidir.

Bunu şöyle bir misalle açıklayabiliriz: Bir kimse, evlilik çağındaki kızı

kendisine denk birini bulduğunda onu evlendirmesi için birini vekil tayin eder.

Böyle bir tevkil (vekil tayini) sahihtir. Söz konusu kişi, vekil tayin edilmeye

ehildir ve vekâleti sabittir. Vekilin tasarrufu, kıza denk birisinin

bulunmasıyla hâsıl olacaktır. Böyle bir kişi ise ancak aradan bir müddet

geçtikten sonra bulunabilecektir. Bunun böyle olması, ne vekâletin sıhhatine,

ne de vekil tayinindeki ehliyete menfi anlamda tesir eder. Vallâhu a’lem.”

“Hakikat-ı

Muhammediyye” meselesinin izahında son derece önemli olduğu için İmam

es-Sübkî’nin ifadelerini baştan sona aktarmayı uygun buldum. Önümüzdeki yazıdan

itibaren Ali el-Karî’nin tespitleriyle konuya devam edeceğiz inşaallah.

Devam

edecek.