Levlâke rivayeti ve nur-u muhammedî meselesi-6

Abone Ol

İmam es-Sübkî’nin, Ali el-Karî tarafından kısaca ve anlam

olarak aktarılan görüşlerini –önemine binaen– kendi ifadeleriyle ve tam olarak

aktardıktan sonra Ali el-Karî’nin söylediklerine kaldığımız yerden devam

ediyoruz. el-Karî, İmam es-Sübkî’nin, daha önce geçen, “(…) Bu sebeple ahirette

bütün peygamberler O’nun sancağı altında toplanacaktır. Bu dünyada da öyledir.

İsra gecesi onlara imam olup namaz kıldırmıştır” tarzındaki ifadesini

zikrettikten sonra sözlerini şöyle sürdürür:

“Ben derim ki: İmam Fahuddîn er-Râzî’nin, Âlemlere bir

uyarıcı olsun diye kuluna Furkan’ı indirenin şanı yücedir’  ayeti hakkında söyledikleri de bu sözleri teyit

etmektedir: (Buradaki âlemler’ ifadesi) melekleri ve diğer varlıkları da

kapsamına alır.’ Şöyle der: Abdürrezzâk, Câbir b. Abdillah el-Ensârî

(R.A.)’den senetli olarak şöyle rivayet etmiştir: Dedim ki: Ey Allah’ın

Resulü! Anam-babam sana feda olsun; bana Allah Teala’nın eşyayı (mahlûkatı)

yaratmadan evvel ilk olarak yarattığı şeyi haber ver’ dedim. Ey Câbir’

buyurdu, Allah, eşyayı (mahlukatı) yaratmadan önce, kendi nurundan senin

peygamberinin nurunu yarattı. O nur, Allah’ın kudretiyle, Allah’ın dilediği

gibi deveran etmeye başladı. O vakit henüz ne Levh (Levh-i Mahfuz) ne Kalem; ne

Cennet ne Cehennem; ne melek ne yer ne gök, ne güneş ne ay, ne insan ne cin

vardı. Allah, mahlûkatı yaratmayı murat ettiği zaman o nuru 4 parçaya ayırdı.

Birinci parçadan Kalem’i, ikinci parçadan Levh (Levh-i Mahfuz)’i, üçüncü

parçadan Arş’ı yarattı. Dördüncü parçayı da dört parçaya ayırdı. Birinci

parçadan Hamele-i Arş’ı (Arş’ı taşıyan melekleri), ikinci parçadan Kürsi’yi,

üçüncü parçadan Cennet ve Cehennem’i yarattı. Sonra bu dördüncü kısmı da dört

parçaya ayırdı. Birinci parçadan mü’minlerin gözlerinin nurunu, ikinci parçadan

kalplerinin nurunu –ki bu, ma’riifetullah’tır–, üçüncü parçadan dillerinin

nurunu yarattı ki bu da Lâ ilâhe illallah Muhammedun Resûlullâh’ sözünde

ifadesini bulan Tevhit’tir…

Ben (Ali el-Karî) derim ki: Yüce Allah’ın şu kavl-i

ilahîsi de bu manaya işaret etmektedir: Allah, göklerin ve yerin nurudur. Onun

nurunun sıfatı, sanki içinde bir çerağ bulunan bir hücredir. O çerağ bir sırça

(kandil) içindedir. O sırça (kandil) da sanki bir inci (gibi parıldayan) bir

yıldızdır ki, güneşin doğduğu yere de, battığı yere de nispeti olmayan mübarek

bir ağaçtan, zeytinden tutuşturulup yakılır. Onun yağı, kendisine bir ateş

dokunmasa da, hemen hemen ışık verir. (Bu ışık da) nur üstüne nurdur, Allah

kimi dilerse onu nuruna kavuşturur. Allah insanlar için meseller irâd eder.

Allah, her şeyi hakkıyla bilendir.”

Ulema, Nur-u Muhammedî’den sonra ilk yaratılan şeyin ne

olduğu konusunda ihtilaf etmiştir. “Allah Teala, gökleri ve yeri yaratmadan

elli bin sene önce mahlûkatın takdiratını tayin buyurdu. O vakit Arş su

üzerindeydi”  hadisinden hareketle ilk

yaratılan şeyin Arş olduğu söylenmiştir.

25/el-Furkân, 1.

Ali el-Karî’nin bu ifadesi, İmam Fahruddîn er-Râzî’den

yaptığı alıntının devam ettiğini, ancak arada bazı ifadelerin atlandığını

anlatır. Burada alıntılanan ifadeleri İmam er-Râzî’nin et-Tefsîru’l-Kebîr’inde

bulamadım. Bir başka eserinde geçiyor olabilir. Abdürrezzâk es-San’ânî’nin

el-Musannef’’ine ait olduğu söylenen bu rivayet, bu eserde mevcut değildir.

Evet bu eserin baş tarafı kayıptır; henüz bulunamamıştır. Bulunabilmiş olsaydı

tahkik etme imkânımız olurdu. İba b. Abdillah b. Mâni’ el-Himyerî tarafından

1425/2005 yılında “el-Cüz’ü’l-Mefkûd mine’l-Cüz’i’l-İvvel mine’l-Musannef”

adıyla neşredilen bir çalışma olmuş, ancak bunun “müzevver” (uydurma) bir cüz

olduğu, “Meacmû’ fî Keşfi Hakîkati’l-Cüz’i’l-Mefkûd el-Mez’ûm min Musannefi

Abdirrezzâk” adlı kolektif çalışmada ortaya konulmuştur.

24/en-Nûr, 35.

Müslim, “Kader”, 16.

Devam edecek.