Levh-i mahfûz ne demektir?

Abone Ol

Levh-i mahfûz, yazı yazmaya müsait düzgün yüzey anlamındaki “levh” ile, korunmuş manasındaki “mahfûz” kelimelerinden müteşekkildir ve sözlük anlamı “üzerine yazı yazılan, herhangi bir değişiklik, silinmekten korunmuş düzgün satıh” demektir.

Levh-i mahfûz, Allah-u Teâlâ’nın kâinatta olmuş ve olacak her şeyi, bütün özellikleriyle, bütün halleriyle ezelde bilmesi ve bu ilmiyle daha yaratmadan önce bütün özellik ve halleriyle bir levhaya, bir deftere, bir kitaba, bir belleğe yazmasıdır, kaydetmesidir. Levh-i mahfûz aslında kâinatın ana programıdır.

“Kitap, defter, levha ya da yazma, kaydetme” derken “Levh-i mahfûz”u bildiğimiz bir şekle benzeterek anlatmaya çalışırız. Haddi zatında genlerin dizilişi yazı yazmaktan farklıdır. İnsan hafızasının olayları kaydetmesi de öyle. Ancak insan hafızasının kaydetmesini anlatırken mutlaka bunu icat edilen birşeye benzeterek ifade ederiz ki, anlatabilelim.

“Levh-i mahfûz”u anlatmak için kullandığımız bu araçlar önemlidir ancak daha önemlisi “Levh-i mahfûz”un Allah-u Teâlâ’nın ilminin bir neticesi olduğunu bilmektir. Şekli ne olursa olsun önemli olan Allah-u Teâlâ’nın ilminin kuşatıcılığı, sınırsızlığı, her türlü gaybi bilgiye hâkim oluşudur.

Kâinatta olmuş ve olacak her şeyi, bütün veçheleriyle, bütün özellikleriyle ezelde bilmesi ve bu ilmiyle daha yaratmadan önce bütün halleriyle “Levh-i mahfûz” denilen kader levlasına yazmasıdır. Dahası, Levh-i mahfûz’da yazdığı yazıyı zamanı geldiğinde irade etmesi, güç yetirerek yaratmasıdır.

Bundan dolayı, Allah-u Teâlâ’nın ilim, irade, kudret ve tekvin sıfatları, kâinattaki bütün olmuş ve olacak olayları ilmiyle bilmesi, zamanı geldiği zaman irade etmesi ve dilediği şeyi yapmaya, yaratmaya kudret sıfatıyla güç yetirmesini; kâinattaki ana programın kusursuz çalıştığını, bunların tümünü kuşatan mükemmel bir yaratıcı tarafından bütün bir kâinatın kusursuzca devam ettirildiği gerçeğini görmek gerekir.

Levh-i mahfûz tamlaması, Burûç Sûresi’nde Kur’an’ın çok şerefli ve değerli olduğu, Levh-i mahfûz’da muhafaza edildiğini ifade bağlamında şöyle buyrulmaktadır: “Doğrusu sana vahyedilen bu kitap, Levh-i Mahfûz’da bulunan şanlı bir Kur’an’dır” (Burûç Sûresi, 21-22).

Kur’an-ı Kerim’de Levh-i Mahfûz yerine “Kitâb (En’am, 38; Kâf, 4), “Kitâb-ı mübîn (Yunus, 61; Sebe, 3), “Kitâb-ı meknûn” (Vâkıa, 78), “Ümmü’l-kitâb” (Ra’d, 39; Zuhruf, 4) ifadeleri de kullanılmaktadır. Müfessirlere göre, “kitâb, kitâb-ı mübîn, kitâb-ı meknûn, ümmü’l-kitâb” ifadeleriyle kastedilen “Levh-i Mahfûz”dur.

Kur’an-ı Kerim’de “kitâb” kelimesiyle “Levh-i mahfûz”un ifade edildiği ayet-i kerimelerde şöyle buyrulmaktadır:

“Yeryüzünde yürüyen hiçbir canlı ve iki kanadıyla uçan hiçbir kuş da yoktur ki, sizin gibi birer ümmet (yaratılışları ve ihtiyaçları ile aynı birer nevi) olmasınlar! (Biz) kitapta (Levh-i Mahfûz’da) hiçbir şeyi eksik bırakmadık; sonra (hepsi) ancak Rablerinin huzurunda toplanacaklardır” (En’am Sûresi, 38).

“Gerçekten (biz, onlar öldükten sonra) yerin kendi (cesed)lerinden neleri eksilttiğini bilmişizdir. Ve katımızda (herşeyi) kaydeden bir kitab (Levh-i Mahfûz) vardır” (Kâf Sûresi, 4).

Kur’an-ı Kerim’de “Kitâb-ı mübîn” yani apaçık kitap ifadesiyle “Levh-i mahfûz”un kastedildiği ayet-i kerimelerde şöyle buyrulmaktadır:

“(Ey Muhammed!) Sen hangi işte bulunursan bulun, ona dair Kur’an’dan ne okursan oku ve (ey insanlar, sizler de) hangi şeyi yaparsanız yapın, siz ona daldığınızda biz sizi mutlaka görürüz. Ne yerde, ne de gökte, zerre ağırlığınca, (hatta) bu zerreden daha küçük veya daha büyük olsun, hiçbir şey Rabbinden uzak (ve gizli) olmaz; hepsi muhakkak apaçık bir kitapta (Levh-i Mahfuz’da yazılı)dır” (Yunus Sûresi, 61).

“İnkâr edenler ise: ‘Bize kıyamet gelmez’ dediler. De ki: ‘Hayır! Gaybı hakkıyla bilen Rabbime yemin ederim ki, (kıyamet) size mutlaka gelecektir! Ne göklerde, ne de yerde zerre ağırlığınca (bir şey) O’ndan gizli kalmaz ve ne bundan daha küçük, ne de daha büyük hiçbir şey yoktur ki, apaçık beyan eden bir kitabda (Levh-i Mahfûz’da) bulunmasın!” (Sebe Sûresi, 3).

Kur’an-ı Kerim’de “kitâb-ı meknûn” yani korunmuş, saklanmış kitap ifadesiyle “Levh-i mahfûz” kastedilerek şöyle buyrulmaktadır:

“Şübhesiz ki bu, korunmuş bir kitabda (Levh-i Mahfûz’da) bulunan elbette pek şerefli bir Kur’ân’dır” (Vâkıa Sûresi, 77-78).

Kur’an-ı Kerim’de “ümmü’l-kitâb” yani kitapların anası ya da ana kitap ifadesiyle “Levh-i mahfûz”un kasdetildiği ayet-i kerimelerde şöyle buyrulmaktadır:

“Allah (o yazıdan) dilediğini siler, (dilediğini de) sabit bırakır. Ana kitab (olan Levh-i Mahfûz) ise O’nun katındadır” (Ra’d Sûresi, 39).

“Şüphesiz o, katımızdaki ana kitapta (Levh-i Mahfuz’da) mevcuttur, çok yücedir, hikmetlerle doludur” (Zuhruf Sûresi, 4).

Kur’an-ı Kerim’de En’am Sûresi’ndeki ayet-i kerimede “Levh-i Mahfûz”un tanımı ve Allah-u Teâlâ’nın ilmiyle kâinatta olmuş ve olacak her şeyi, bütün özellikleriyle, bütün halleriyle ezelde bildiği şöyle anlatılmaktadır: “Gaybın anahtarları, Allah’ın katındadır. Onları ancak Allah bilir. Karada ve denizde ne varsa hepsini O bilir. O’nun ilmi dışında bir yaprak dahi düşmez. Yerin karanlıkları içindeki tek tane, yaş ve kuru her şey Allah’ın ilmindedir (Levh-i Mahfuz’dadır)” (En’am Sûresi, 59).