ABD Dışişleri Bakanı Kerry nin Türkiye yi yol edindiği bir
dönemde Rus Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov da iki ülke arasında ortak bakanlar
kurulu gibi çalışan ve yılda iki defa toplanan Üst Düzey İşbirliği Konseyi
(ÜDİK) bünyesinde yer alan Ortak Stratejik Planlama Grubu toplantısı
çerçevesinde 17 Nisan da Türkiye ye geliyor.
Basında yer alan haberlere göre Dışişleri Bakanı Davutoğlu
ile bir araya gelecek olan Lavrov, Başta Suriye krizi olmak üzere, Ortadoğu da
yaşanan sorunlar ve iki ülke ilişkilerini ele alacak. Dolayısıyla bu
stratejik görüşmelerin çerçevesi üç aşağı beş yukarı belli ve buna göre iki
ülke arasındaki tek kriz Suriye, gerisi ise koskoca bir teferruat ...
Peki, gerçekten durum böyle mi Gündem sadece bu maddelerle
mi sınırlı Türk-Rus ilişkileri, Suriye krizi dışında güllük gülistanlık mı
Elbette ki, hayır . Bunu iddia etmek için en azından kör ya da gündem dışı
olmak gerek...
Nitekim bu ziyaretin hemen öncesinde Dışişleri Bakanlığı
Müsteşarı Büyükelçi Feridun Sinirlioğlu ile Rus Dışişleri Bakan Yardımcısı ve
Devlet Sekreteri Grigory Karasin in 7 Mart ta Moskova da gerçekleştirdikleri
görüşmenin gündemini Güney Kafkasya ve Orta Asya odaklı gelişmelerin
oluşturduğunu görmekteyiz. Yine, Türk Dışişleri Bakanlığı tarafından yapılan
açıklamaya göre bu toplantıda Avrasya da işbirliği imkânları da taraflarca
gözden geçirilmişti.
Bunun dışında, Dışişleri Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Hasan
Göğüş ün 22 Şubat ta Moskova da Rusya Dışişleri Bakan Yardımcısı Vladimir
Titov la yaptığı görüşmelerin gündemini de Balkanlar da yaşanan gelişmeler
oluşturmaktaydı. Bu arada, Sinirlioğlu nun 9-10 Ocak 2013 tarihlerinde
Moskova ya gerçekleştirdiği ziyareti de göz ardı etmemek gerekiyor. Kremlin
Orta Doğu Özel Temsilcisi ve Dışişleri Bakan Yardımcısı Mihail Bogdanov la bir
araya gelinen bu görüşmelerin merkezinde Suriye krizi başta olmak üzere bölgede
yaşanan sorunlar ve ikili ilişkiler yer almaktaydı.
Bir diğer ifadeyle, 2013 başından bu yana yaşanan, ağırlıklı
olarak da Türk yetkililerin Moskova ya gittiği bu toplantıların gündemini
Suriye krizi merkezli Ortadoğu daki sorunlar, Balkanlar ve Kafkasya-Orta Asya
ağırlıklı Avrasya bazlı gelişmelerin oluşturduğunu görmekteyiz. Yine, burada ön
plana çıkartılan hususa göre, iki ülke arasında bir krizden ziyade işbirliği
arayışı söz konusu...
Diğer taraftan, sanki son gelişmeler çok farklı şeyler
söylüyor gibi. En azından dışarıda
oluşmaya başlayan hava böyle. Özellikle de Arap Baharı sonrası süreçte Suriye
krizi ile birlikte Türk yakın çevresinde etkinlik göstermeye başlayan Rusya
menşeli-uzantılı söylemlerin, analizlerin gövdesini Türkiye nin ABD ye
fazlasıyla angaje olması ve bölgede bir Truva atı rolü üstlendiği şeklindeki
iddialar oluşturuyor ki, bu iddialar gayri resmi olsa da, Moskova dan Ankara ya
bakıştaki derin endişe ve şüpheleri yansıtıyor.
Örneğin, Türkiye nin Atlantik bloğundan Asya bloğuna
kayışının bir göstergesi olarak değerlendirilen Başbakan Erdoğan ın Şanghay
Beşlisi çıkışıyla ilgili olarak Rus analizci Aleksandr Kniyazev aynen şu
ifadeleri kullanıyor: Türkiye nin ŞİÖ ye yönelik üyelik demeçleri ile Gümrük
Birliği ne olası aktif katılımına benzer söylemlerinin temel amacı, ifade
edilen örgütlere üye olarak onları içten çökertmeyi sağlamaktır.
Ve çok önemli bir nokta daha... Rusya, bundan sonraki gelişmeleri
özür öncesi ve özür sonrası olarak değerlendireceğe benziyor. Örneğin mi
Rus analizciler Nikolai Zubov ve Mikhail Oşerov un şu tespitleri oldukça dikkat
çekici: İsrail gerçek anlamda özür dilemek yerine, Türkiye hava sahasını
askeri anlamda İran a karşı kullanmak için, yani belli bir dış politika
amaçlarını gerçekleştirmeye yönelik olarak boyun eğmiştir.
Analizleri fazlasıyla dikkate alınan Soğuk Savaş döneminin
usta Rus dış politika yazarlarından Stanislav Tarasov da bu hususta şu değerlendirmede
bulunuyor: Türk Başbakanı, sadece özrü kabul etmekle yetinmedi, aynı zamanda
iki ilişkileri yeniden onarıma tabi tutarak ve İsrail in bölgesel, uluslararası
inisiyatiflerini destekleyeceğinin de altını çizdi.
Tüm bunlar, en azından İran boyutuyla bile Türk-Rus
ilişkilerinde potansiyel bir krize işaret ediyor. Bir diğer ifadeyle, İran ı
kırmızı çizgisi ilan eden Rusya nın Türkiye ye bakışında kırılmaya yönelik
ciddi sinyaller söz konusu. Bu da, iki ülke arasındaki dondurulmuş krizler in
önü alınamadığı takdirde birer birer çözülmeye başlayacağını gösteriyor.
Kuşkusuz Lavrov un çantasında sadece İran yok. Kıbrıs
ağırlıklı Doğu Akdeniz krizi , Gaz krizi ve Gazprom , Suriye-Irak krizleri ,
ABD nin Karadeniz tatbikatı ve
Türkiye nin Kırgızistan-Moğolistan merkezli son Avrasya açılımları ile
Kafkasya Baharı da çantadaki yükü oluşturuyor.
Bu hususlarda, örneğin Başbakan Erdoğan ın Kırgızistan
ziyaretiyle ilgili olarak Kniyazev in şu değerlendirmesi Lavrov un olası
gündemiyle ilgili bir diğer önemli ipucunu veriyor: Türkiye nin Kırgızistan a
yönelik politikasının aktifleşmesinin önemli yönlerinden biri, diğer Türk ve
Orta Doğu Müslüman devletlerinde olduğu gibi, Amerikan siyasi hedeflerini
hayata geçirmektir. ...Bu kapsamda Türkiye Kırgızistan da asıl ABD çıkarlarının
lobiciliğini yapmaktadır. Örneğin 2009 yılını hatırlarsak, o zaman da Manas
Hava Üssü nün başka adlarla ABD adına varlığının devamını sağlamak için
Türk-Kırgız ilişkilerinin doruk noktadaki müzakerelerinin çoğaldığını
görmekteyiz.
Sözün özü, anlaşılan o ki Rus Dışişleri Bakanı Lavrov un
çantası bu sefer epey ağır ve sadece Kerry nin çantası dolu değil(miş)! Tabi
ki, anlayana...