Müslümanlığımızın görünür yüzünün, sakalımızın,
başörtümüzün, imam-hatipliliğimizin, İslami bir camiaya mensubiyetimizin,
müridliğimizin, ihvanlığımızın, makamda, mevkide, tayinde, terfide olağanüstü
prim yaptığı zamanları yaşıyoruz. Mevcut muhafazakâr anlayışa paralel yürüyen
hoca efendilerimizin, ilim adamlarımızın, akademisyenlerimizin, yazarlarımızın,
dünyaca ünlü yıldızlar gibi şöhret ve itibar gördüğüne şahit oluyoruz.
Tüm bu olup bitenlere mukabil bahsi geçen mecraların,
öncelikler fıkhı ve İslami muhalefet tavrı açısından Türkiyeli Müslümanların
gerçek sorunları konusunda konuşmayı, tepki vermeyi, eleştirmeyi, fetva
yayınlamayı uzun bir müddettir ertelediğini görüyoruz. İslam ın itikadi ve
ahlaki alanlarında cesurca çıkışlar yapan, mezhepçilik, şefaat, kabir azabı,
miraç meselesi gibi konularda kimseye fırsat vermeyen ancak İsrail ile dostluk,
ABD ile stratejik ittifak, faizci ekonomik düzen hakkında ve İslam ın muamelata
dönük emirleri konusunda tek bir kelime bile etmeyen tuhaf bir tavrın
oluştuğunu müşahede ediyoruz.
Bu garip tavrın en bariz örneklerinden birisine TBMM
başkanının laiklikle ilgili çıkışı konusunda İslami STK ların, cemaatlerin, hoca
efendilerin tepkisizliğinde rastlıyoruz.
Halbuki bu topraklarda İslami kesime yapılan bütün
zulümler, baskılar, yasaklamalar laiklik adına icra edilmemiş miydi Kapatılan
İslami partiler, dernekler, yasaklanan liderler, sürgün edilen hatipler,
hocalar, yıllarca süren mahkemeler, hapisler hep laiklik adına değil miydi
Müslümanlar için hayati bir meseleyi konu edinen bu
teklifi bir fırsata dönüştürerek en azından gelecek için sağlıklı bir tartışma
ortamı oluşturmak, siyasilere rehberlik etmek, avamı uyandırmak, genç nesilleri
bilgilendirmek Müslüman âlimlerin üzerine vacip değil midir
Mevzu bahis bu mecralar ve pek kıymetli hocalarımız, en
üst siyasi seviyede, TBMM başkanlığı seviyesinde yapılan bu laiklik
açıklamasına neden fetvalarla, konferanslarla, makalelerle, vaazlarla destek olmuyorlar. Eğer bir
yerlerden talimat bekliyorlarsa itikadi ve ahlaki meselelerde özenle
başvurdukları Kur an ve Sünnetin talimatları yeterli değil midir
Eğer laiklik konusunda söz söylemenin, fetva vermenin
mayınlı arazide gezmek olduğunu, bir takım kazanımların kaybedileceğini
düşünüyorlarsa, kazanımları kaybetmemek adına oluşturulan stratejilerin
Kendinizi, kendi ellerinizle tehlikeye atmayın (Bakara/195) ilahi talimatına
ne kadar da ters düştüğünü görmüyorlar mı Ehl-i sünnetimizin birbirinden kıymetli öncülerinin Ebu Hanife nin, İmam
Malik in, İmam Şafii nin, İmam Ahmed bin Hanbel in çektikleri, yaşadıkları
işkenler, sürgün ve hapisler bu mecralar için ne ifade ediyor
Laiklikle ilgili bu teklif hangi niyetle yapılırsa
yapılsın, sonuçta hiçbir değişmeyecek olsa bile, laiklik bahane edilerek
yapılan zulümleri yaşamayan ve bilmeyen yeni nesillerin bu konuda sağlıklı
bilgi sahibi olması ve ona göre saf tutması için, Allah ın ve meleklerin bu
konuda duruşumuza şahit olması için ilim adamları ve İslami camianın bu konuda
net ve gerçekçi bir tavır koyması gerekmektedir.
Unutmayalım ki dünün tartışmalarının, mücadelesinin,
ödenen bedellerin ve alınan tavırların bugünümüzü inşa ettiği gibi, bugün
aldığımız tavırlar, ürettiğimiz teklifler ve verdiğimiz mücadele de yarınımızı
inşa edecektir. İlim adamlarımızın, hoca efendilerimizin, fetva makamlarımızın
bu teklif karşısındaki suskunluğu, yarın İslam ın ve Müslümanların geleceği
hakkında gündeme gelecek başka teklifler konusunda ve İslami muhalefet ruhunun
geleceğe taşınması hususunda ciddi endişeler doğurmaktadır.