Görüldüğü gibi, biri devletin dinî kaidelere göre yönetilmemesi, diğeri de din ve vicdan hürriyetinin teminat altında bulunması olmak üzere lâikliğin iki cephesi vardır. Din ve vicdan hürriyeti de sadece inanma hürriyetinden ibaret değildir. Din hürriyeti prensibinden, başta inanma hakkı olmak üzere, bir takım haklar doğar ki, bunlar inancına göre ibadet etme, inandığı dini öğrenme, öğretme, yayma ve telkin etme, inandığı dinin emirlerini yerine getirme ve yaşama gibi haklardır. (Fazla bilgi için bk. Başgil, 13-39; Armağan, 147-152)
Şayet vatandaş, inandığı dinin emri olarak, inancının icabı olarak başını örtmek istiyorsa, lâik devletin görevi bu isteği engellemek değil, bilakis bu isteğin önüne çıkacak engelleri ortadan kaldırmaktır. Çünkü lâiklik iki taraflı bir anlaşmadır. Taraflardan biri olarak din devlete müdahale etmezken, diğer taraf olan devlet dine hiçbir sınır tanımadan müdahale eder ve meselâ başörtüsünün nerede kullanılıp nerede çıkartılacağına karar verme yetkisini kendinde görürse, bu uygulamanın adı lâiklik olmaz. Buna, devlete bağlı din sistemi denir ki, bu sistemde, din konusunda söz hakkı da devletin elindedir.
Burada şöyle bir soru akla gelebilir. Mademki başörtüsü dinin emridir, o halde yönetmeliğe bu emre dayanılarak hüküm konulacak olursa devlet, din esaslarına göre yönetilmiş olmaz mı ve bu uygulama lâikliğe aykırı düşmez mi
Burada açıklığa kavuşturulması gereken nokta şudur: İtiraz konusu, dinin emri olduğu halde, yönetmelikte başörtüsü kullanma mecburiyetinin getirilmemiş olması değildir; aksine, inandığı dinin emrini yerine getirmek isteyene zorla başının açtırılmak istenmesidir. Başın zorla kapatılmasını istemek nasıl lâikliğe aykırı ise, zorla açtırmak da aynı şekilde lâikliğe aykırıdır. Binaenaleyh Devlet, lâik olduğundan dolayı, kanun ve yönetmeliklerle başın zorla kapatılması yoluna başvurmadığı gibi, yine aynı sebepten dolayı, aynı usulle başın açılmasını mecbur etmemelidir. Bu istek, lâikliğe aykırı değildir; bilakis lâiklikten doğan bir haktır.
Nitekim lâikliğin kâmil manada uygulandığı ülkelerden biri olan Batı Almanya da, Alman okullarında okuyan Türk kızlarının başörtülerine müdahale edilmesi ve öğrencilere bu yönde baskı yapılmak istenmesi üzerine öğrenci velileri, okul idaresince öğrencilerin inançlarına baskı yapıldığı gerekçesiyle mahkemeye başvurmuşlardır. Dava sonunda ilgili Alman mahkemesi, öğrencilerin başörtülerine müdahale edilemeyeceği, böyle bir davranışın hukuka aykırı olacağı yolunda karar vermiş ve öğrencilerin baş örtüsüne müdahale eden okul idaresini 2000 DM mahkeme masrafı ödemeye mahkûm etmiştir. Millî Gazete, 28/12/1981, sh. 1, sütun,1-8
Toplumumuzun özelliklerine uygunluktan söz edildiği halde, toplumumuzun en çok hassas olduğu konuların başında yer alan başörtüsü, toplumumuzun büyük çoğunluğunun arzusu aksine, yasaklanmıştır. Bugünkü insanımızın büyük çoğunluğunun uygulamasını bir tarafa bıraksak, folklorumuza yansıyan millî kıyafetlerimize, Kurtuluş Savaşı nda cepheye mermi taşıyan kadınlarımızı sembolize eden anıtlara bakmak bile, başörtüsünün toplumumuzun özellikleri arasında işgal ettiği önemli yeri göstermeye kâfidir.
Ayrıca hukuk devleti, laiklik, kişinin temel hak ve hürriyetleri ve özellikle din ve vicdan hürriyeti açısından daima tartışmaya açık ve hatta bunlara aykırı olan bu karar, vatandaşı ALLAH ın emri mi, yoksa Devletin emri mi gibi çok tehlikeli bir tercih karşısında bırakacaktır.