Lafla peynir gemisi yürümüyor

Abone Ol

Söylemler eyleme dönüşmediği, dönüştürülemediği sürece sonuç vermiyor. Söz gelimi enflasyonla topyekûn mücadele başlatıldığını söylemek, hatta bu kampanyaya 2 bin 400 firmanın katıldığını ilan etmek de istenen sonucu vermiyor, vermedi. Bu bakımdan istenen sonucun alınması için belirlenen hedefin ilan edilmesi ne kadar doğru ise bu hedefe ulaşmak için gereken adımların atılması, tedbirlerin alınması gerekiyor. Eğer, alınması gereken tedbirler söz planında kalacak olursa beklenen sonucun alınması mümkün değil. Tüm bunları Ekim ayında aylık enflasyonun tüketici fiyatlarında yüzde 2.67, yıllık bazda ise yüzde 25.24, üretici fiyatları ise yıllık bazda yüzde 45.01 olarak gerçekleştiği açıklandı. Son aylarda enflasyonun hızlı bir şekilde yükselmesinin sebebi dolardaki hızlı yükseliş olarak gösteriliyor. Elbette bunun fiyatların yükselmesinde önemli payı var. Ancak, ekonomimizin böylesine rüzgâra açık oluşunun sorumlusu sanıyorum bu ülkeyi 16 yıldır yönetenlerdir. Doların ülkemize baskı aracı olarak kullanıldığını yıllardan beri biliyoruz. Bunun için de Müslüman ülkelerin bir ortak para birimine geçmeleri gerektiğini söylemekten dilimizde tüy bitti. Çünkü doların ekonomileri belirleyici özelliği ancak böyle önlenebilir. Bunun dışında üretime dönük yatırımların hayata geçirilerek ihracatımızın ithalatı karşılaması ile doların baskısı önlenebilir. Bunun için de tüketimden çok üretim, ürettiklerimizin önemli bir kısmını ihraç etmemiz gerekiyor.

Tüm bunları felaket tellallığı yapmak için ifade ediyor değilim. Sadece söylenenler ile uygulamaların birbirine uymadığına dikkat çekmeye çalışıyorum. Enflasyon rakamlarının açıklanmasının ardından Kasım-Aralık aylarında bu rakamların düşeceğine vurgu yapıldı. Dileriz düşer. Ancak, uygulamalardan istenen sonuçların alınamamasının hemen ardından hep ileri tarihlere yönelik vaatlerde bulunuluyor. Bu vaatler kimi zaman 2023 oluyor, kimi zaman 2071. Bazen de 3-4 aylık bir zaman periyoduna sığınılıyor. Söylenen sürelerde sonuç alınamamış ise hemen iç ya da dış düşmanlara dikkat çekiliyor. Hoş içerdeki muhalifler düşmandan çok hain olarak nitelendiriliyor. Bu ülkeyi yönetenler nedense dönüp bir de kendilerine bakmıyor, biz nerede hata yaptık demiyorlar. Bir takım iç hainler(!) ve dış düşmanlar hep onları ya kandırıyor ya yanlış yaptırıyorlar.

Hemen belirteyim ki bu ülkenin dış düşmanları sadece AK Parti iktidarında ortaya çıkmadı, onlar hep vardı. Bundan sonra da olacaklar. Önemli olan bu ülkeyi yönetenlerin özellikle bu dış düşmanlara karşı gerekli tedbirleri almalarıdır. Rahmetli Erbakan Hocamın İslam Birliği’ne ve İslam Dinarına giden yolda D-8 adımını atması, aynı zamanda ağır sanayi hamlesini başlatmasının ardından birtakım dış çevreler ve içerideki uzantılarını da devreye sokarak ülkeyi bir darbe ortamına sürüklemediler mi? Hâlbuki bugün AK Parti iktidarının yapmak isteyip de yapmadığı bir şey yok. Bırakın yapmak isteyip yapamadıklarını, siyasi sistem bile değiştirildi. Sadece, yapmak istediklerini muhalefet engelleyemesin diye. Ne var ki, tüm bu imkânlara sahip değilmiş gibi iktidar mensupları hep başarısızlıklarının sebebini dışarıda arıyorlar. Başarılarına ise kimseyi ortak etmiyorlar.

İktidarlar her istediklerini belki yapamayabilirler ama sürekli olarak bu başarısızlıklarını başkalarının üzerine atarak yapamadıklarını yapmış olmazlar.

Söz gelimi ABD’nin dolar vasıtası ile ülkemize yönelik giriştiği terör eyleminin ardından tüm suç ABD’ye yüklendi, ardından enflasyonla topyekûn mücadele kampanyası başlatıldı. Tüm firmalar yüzde 10 indirim yaptıklarını açıkladılar. İktidar da buna güvenerek enflasyonun düşeceğini ileri sürdü, ama düşmedi. Çünkü indirimler gerçeği yansıtmıyordu. Şimdi de iktidar sözcüleri indirimler Kasım-Aralık aylarında sonuç verecek diyorlar. Dileriz öyle olur. Ancak, tek başlarına iktidar olduklarını, yapmak isteyip de yamadıkları bir şeyin olmadığının farkına vararak kendilerini gözden geçirmeleri gerekmez mi?