Lafla Peynir Gemisi Bir Süre Yürür

Abone Ol

İktidar kanadından yapılan açıklamalara bakıldığında ülkemiz her alanda yüzyılın hamlelerini yapıyor. Elbette gönül böyle olmasını arzu ediyor ama çoğu zaman temenniler gerçeklerle uyuşmuyor. Özellikle seçim sathına girdiğimiz şu günlerde toplumun tepkisini sempatiye çevirmek adına atılan her adım yüzyılın adımı ya da hamlesi olarak nitelendiriliyor. Hâlbuki 6 Şubat’ta yaşanan depremlerin ardından ülkemizde ciddi bir yıkım meydana geldi ve bir aydan fazla bir zaman geçmesine rağmen ülke yıkıntı yığınlarından kurtulabilmiş değil. Elbette böylesine büyük bir felaketin ekonomik maliyetleri de var. İnsanlarımız felaketin izlerinin kısa zamanda silinebilmesi için yurt çapında bir yardımlaşma başlatmış olsa da depremin oluşturduğu zararın 2 trilyon liraya ulaştığı belirtiliyor. Bu arada son yıllarda yaşadığımız enflasyon sebebiyle özellikle düşük gelir seviyesinde olanlar için hayat her geçen gün daha da çekilmez hale geliyor. Böyle olunca insanımız kredi ve kartlara yükleniyor. Yani, gelinen noktada kredi ve kart borçları 1.7 trilyon lirayı aşmış durumda. Böyle olunca akla ilk gelen, bu durum daha ne kadar devam edebilir sorusu oluyor.

Aslında vatandaşların kredi ve kart borçları giderek ödenmez hale gelmiş durumda. Takibe uğrayan kredi ve kart borçları ile ilgili dosya sayısının milyonlara ulaştığı da medyaya yansıyan haberler arasında. Bu noktada özellikle depremlerin ardından devam eden sarsıntılar şimdiye kadar fazlaca gündeme gelmemiş olan konut dönüşümlerini gündeme getirmiş durumda. Bu işin de insanların kendi çaba ve kaynakları ile yapılmasının mümkün olmadığı da görülüyor. Böyle olunca yeni bir deprem tekrar 10 binlerce insanımızın ölümüne yol açmasın düşüncesiyle konut dönüşümünü gündeme getirmiş ve devlette bu konuda dönüşüm yapacaklara 1 milyon 250 lira kredi vereceğini açıklamış durumda. Elbette verilecek krediler yüksek olmasa da faizli olacak. Peki, böylesine borçlanmış olan bir toplum yeni bir borucu nasıl ödeyecek? Yoksa her borç yeni bir borç paketi ile mi karşılanmaya çalışılacak? Böyle olursa sanıyorum önümüzde maddi bakımdan toplumun büyük bir kesiminin biraz olsun rahatlaması mümkün görünmüyor.

Depremin sebep olduğu zararın 2 trilyon lira olduğu da düşünüldüğünde hem devlet hem de vatandaşlar isteseler de istemeseler de borçla işlerini görmeye çalışıyorlar. Bu ne kadar gider diye sakın sormayın. Aslında gelinen noktada gidecek bir yer kalmamış durumda. Bu bakımdan ülke sorunlarını toplumdan gizlemek, daha doğrusu dikkatinden kaçırmak için her fırsatta pembe tablolar çiziliyor olsa da bu yaklaşımın derde derman olmayacağını söylemek yanlış olmayacaktır. Bunun için özellikle de seçim kampanyaları sebebiyle toplumun gözünü boyamaktan vazgeçmek gerekiyor. İçeride işler iyi gitmiyor da dış politikada gidiyor mu? Bu soruya da evet demek mümkün değil. Her ne kadar geçmişte bağırıp çağırdığımız ülkelerle normalleşme adımları atmaya çalışıyor olsak da sınırımızın hemen ötesinde bir helikopter düşüyor ve bu düşen helikopterin hangi ülkeye ait olduğu iki gün boyunca tespit edilemiyor. Ya da ediliyor da açıklanması sakıncalı bulunuyor. Bu arada bir gazete olayla ilgili haberinde olayın üzerinden üç gün geçtikten sonra, “Bölgede CIA’dan ( ABD) habersiz herhangi bir hava vasıtası ne tescil olabilir ne de uçabilir” deniliyordu. Peki, bu ifade doğru ise bölgemizin ABD tarafından fiilen işgal edildiği anlamına gelmez mi? Bölgede bu gelişmeler yaşanırken iktidar yanlısı bir gazetede yer alan bir haberin başlığında, “Batı Şeria’da adım adım ilhak. İsrail 193 dönüm araziye el koydu” denilmesi bölgenin sürüklendiği durumu sanıyorum göz önüne sermeye yetecektir.

Bu bakımdan kendimizi göklere çıkarmadan önce bir takım işgalci güçlerin bölgemizden uzaklaştırılması gerekiyor. Çünkü artık lafla peynir gemisinin yürümediği görülmüş durumda.