Tevhidimiz; öncelikle “tağutların reddini/inkârını (LA İLAHE) gerektiriyor; sonra da Allah’a imanı (İLLALLAH) (Bakara/256, Muhammed/19) İkinci unsuru da (MUHAMMED’ÜR RESULULLAH)tır.
(Fetih/29) “Tağut”; Allah’ın (cc) hükümlerini beğenmeyerek, uygulanmasına engel olan ve O’nun kullarını kendi emirlerine ve yoluna boyun eğmeye zorlayan/Allah’ın dinine alternatif bir din koyan zalim bir kimsedir.
Bütün peygamberler; kendi kavimlerini, tevhide ve tağutlardan da kaçınmaya çağırmışlardır. (Nahl/36)
"Tağutlara kulluktan kaçınarak, Allah'a (cc) yönelenlere; "Rabbimiz, Allah'tır (cc) deyip de doğru olanlara müjdeler var. Korku ve üzüntü yok". (Zümer/17, Fussilet/30, Ahkaf/13)
“Allah Teala’nın bütün esması, Kelime-i Tevhid’in kalıbı içindedir; tevhid, hepsini kapsar.” (A.Yaşar Hoca Ef. (r.aleyh)
Firavun, kavmine, “Sizin en yüce Rabbiniz, ilahınız benim!” Kendisine boyun eğilecek, itaat edilecek hükümdar benim!” (Şuara/29, Naziat/24) sözleriyle tağutlaşırken, Musa (as) da, insanları da Firavun’u da, gerçek Rabb olan Rahman’a kulluğa/itaate çağırıyordu. Allah Teala’nın; “âlemlerin”, göklerin, yerin ve arasındakilerin Rabbi olduğunu bildiriyor, tevhid daveti/tevhid mücadelesi yapıyordu.
TRUMP=FİRAVUN+KARUN OLUNCA... İnsanı azdıran siyasi güç ile servet gücü birleşince; kendisini kimseye muhtaç görmemeye/azmaya/başlar; “Dünyada benim sözüm geçer/istediğimi yaparım/sizin en yüce rabbınız benim!” diyerek tağutlaşır ve dünya bu hale gelir. (Naziat/24, Alak/6-7) Zamanla Hayat Kitabımız Kur’an-ı Kerim ayetlerine inancımız daha da güçleniyor; “ilmel yakin”den, “aynen yakin”e geçiyoruz, değil mi? Elhamdülillah… Bilindiği gibi, sünnetullah/İlahi yasalar gereği olarak, Firavun Kızıldeniz’de boğulmuş, Karun da altınlarıyla birlikte yerin dibine batırılmıştı. Kimi ibret olur, kimi ibret alır, bu dünyada... Tarih, Trump’ın da, Benyamin’in de sonunu kaybedecek, elbette… Ve müminlerin imanı daha güçlenecek… Mazlumlar, zalimlere galip gelecek, biiznillah/inşaallah...
Kâbe'yi; fil ordusuyla yıkmaya çalışan Ebrehe'yi, Allah Teala, ordusuyla birlikte "ebabil" kuşlarıyla biçilmiş ekine çevirip helak etmişti. Zamanımızda ABD Firavunu'nun partisinin amblemi de FİL. İki kıblemiz de yıkılmak isteniyor. Umuyoruz ki, zamanımızın FİL ordusunu da kıblelerin Rabbi helak edecek, inşaallah…
"Rabb"; Kur’an'da Allah (cc) zat isminden sonra, Esma-i Hüsna’dan en çok (969 kez) zikredilenidir. Ruhlar âlemindeki kulluk sözleşmemiz (Araf/172) Rabb ismiyle yapılmıştır. "Rabbim Allah'tır!” diyerek, dosdoğru yaşayan müminleri melekler cennet müjdesiyle karşılar. Kabirde de yine "Rabbimiz" sorulacak… Dualarımız daha çok bu isimle yapılıyor. Namazda/duada rükuda, secdede bu isim var.
Rabb; yaratan, yaşatan, besleyen, eğiten, düzelten, düzenleyen, yöneten, otorite/egemenlik sahibi, emir ve yasaklar koyan... anlamlarında... Bizler de rabb olarak, ancak/sadece Allah Teala'ya inanıyor, O'nun rububiyetini tanıyor, O'na kulluk/itaat ediyoruz. Bu nedenle "La Rabbe İllallah' diyenlerdeniz, elhamdülillah...
Hak ile batıl, tevhid ile şirk, adaletle zulüm mücadeleleri “ilahi" veya "beşeri"/tağuti kaynaklı rububiyet/hakimiyet/egemenlik mücadeleleridir. Bütün peygamberler, insanları tevhide/Rahman'a kulluğa/itaate, tağutlardan da sakınmaya çağırarak, tevhid davet ve mücadelesi yapmıştır. (Nahl/36) Bütün peygamberler birer "tevhid"/özgürlük ve adalet davet ve savaşçılarıdır. Onların siyasi mahiyetteki bu konumunu, tağutlar, insanlardan gizlemek suretiyle, onların sadece birer "güzel ahlak" adamı olarak bilinmesine özen göstermişlerdir. Gerçekte, "bütün peygamberler, Allah'ın izniyle, kendilerine itaat edilsin için gönderilmiştir." (Nisa/64) Çünkü peygamberine itaat, gerçekte Allah Teala ya itaattir. Peygamberler, Rahman'a, şeytanlar da tağutlara kulluğa/itaate çağırır. Bizler de bu iki zıt seçenek arasında özgür ve muhayyeriz. Ezelde, Rahman'a kulluk ahdimiz var; şeytana/tağutlara değil. (Fatiha/5, Araf/172, Maide/7, Yasin/59-60, Zariyat/56) Tevbe/31. ayetteki "Rabb" açıklamasını Resulullah (sav); "Allah'ın (cc) haramlarını helal, helallerini de haram kılmak, rububiyet iddiası ve kabulüdür. Bu yetki, sadece Allah Teala’ya aittir" mealinde yapmıştır.
Rahman'ın her şeyi Yaratan, Yaşatan, Rızıklandıran ve Evreni Yöneten olduğuna inanan, fakat O'nun (cc) hayatımızı/işlerimizi düzenlemesini/hükümlerini, emir ve yasaklarını beğenmeyen insan "müşrik"tir. Bu ise iyi amelleri de boşa çıkartan en büyük zulüm ve affedilmez büyük bir günahtır. (Nisa/48, 116; Lokman/13) İnsanlar üzerinde yasalar koyma yetkisi ancak ilahi iradenindir.
İnsanların, bu iradeye/hukuka aykırı hukuk koyma hak ve yetkisi yoktur. Bu, kula kulluk olur. Ne yazık ki, biz Müslümanlar arasında bu zulüm çok yaygın olduğu halde, bunun farkında bile değiliz...
Tevhide aykırı Müslümanlıkla nereye?! Tevhidimiz; öncelikle Allah (cc)’tan başkasını “rabb" kabul etmemeyi/tağutların/tevhide aykırı din ve ideolojilerin reddini/la ilahe'yi gerektiriyor. (Bakara/256)
Tevhid, en büyük adalet; şirk ise en büyük zulümdür. La Rabbe İllallah...
Kendi evimize, işimize başkasının karışmasına razı olmayız... Ne var ki, hayret edilir ki, Rahman’ın (cc) işlerine karışır, O'nun (cc) da bizim işlerimize, hayatımıza karışmasına itiraz ederiz?!
Her yerde bu "söz"/egemenlik kavgasıyla hayatımızı zindan ederiz, birbirimize. Haddimize, cirmimize, acziyetimize bakmadan Rabbimiz'in bizim saadetimiz için koyduğu nizamlara/düzenlere uymak yerine, bozmaya çalışır, azgınlaşırız. Rahman'a isyan ederek, mutluluk/huzur arar dururuz. Başımız da belalardan kurtulmaz...
Gerçekte; dünya ve ahiret saadeti, ancak Rahman’ın fıtratımıza uygun "tabiat" ve teşri" düzenlerine/yasalarına uymakla mümkündür.
Rahman'ın mülkündeki bu dünyada; emanet olan sayısız nimetleriyle şükretmeyip nankörlük etmek ne büyük gaflet, zulüm ve cehalettir. Ve korkulu, dar/sıkıntılı/mutsuz bir hayat... (Nahl/97, 112, Taha/123-124, Şura/30)
Hâlbuki ilahi mesajlar, bizim dünyada ve ahirette güzel bir hayat sürmemiz/saadetimiz/mutluluğumuz içindir.
Kur’an-ı Kerim; Âlemlerin Rabbi, Meliki, İlahı Allahu Teala’nın yarattığı insanlara indirdiği hikmet, rahmet ve saadet mesajlarıdır.
Allah (cc)’ın indirdikleriyle hükmetmek adalet, etmemek de zulümdür. En büyük zulüm de şirktir. (Nisa/58, Maide/45, Lokman/13)
Yasa koyma, hüküm verme yetkisi, sadece/ancak Allah (cc)’a aittir. (Araf/54, Tevbe/31, Yusuf/40). Bu yetkinin insanlara verilmesi, ilahi hukuku ihlal/emaneti sahibine vermemek/zulüm ve şirktir.
Adaletin başı “tevhid”, zulmün büyüğü de şirktir. Şirk ise affedilmeyen günah. (Tevbe/31, Lokman/13, Nisa/48, 116)
Tağuttan/onlara kulluktan kaçınıp Allah’a yönelerek, müjdelenenlerden olmak (Zümer/17) dileklerimizle… Vesselam...