1950’den 1990’a kadar Kuzeyliler dirlik ve bolluk içinde yaşasın diye Üçüncü Dünya’da yaklaşık yirmi milyon kişi ölmüştür.” Prof. Duralı, aktardığı bu anekdotta önemli bir şey vurguluyor: “Kuzeyliler dirlik ve bolluk içinde yaşasın diye”. Bu gerekçe yaşadığımız bölgedeki alışageldiğimiz ölümleri anlaşılır kılıyor. Bölgede yaşanan kaos, bölge insanın tehdit unsuru olmasından değil, Kuzeylilerin kast-ı mahsusa ile gerçekleşiyor. Peki kim bu Kuzeyliler?
Prof. Dr. Teoman Duralı, dünyanın bazı güç odakları eliyle nasıl felakete sürüklendiğini anlattığı “Çağdaş Küresel Medeniyet” adlı muhteşem eserinde Kuzeylileri tarif ediyor. “Günümüzdeki şartların da, bunların sebep oldukları dev sorunların da müellifi İngiliz-Yahudi medeniyetidir” ve tabii ki “yavru vatan ABD” dir.
Kuzeyliler marifetiyle 90 yılından sonra Körfez Krizleri ve Arap Baharı’nda milyonlarca ölüm gerçekleşti. Hala belirlenmiş, planlanmış ölümler bugün de devam etmektedir. Kabus gibi toplumlara çöken ölümler, halkların psikolojini altüst etmektedir.
Önümüzdeki yıl İslam coğrafyasında hangi bölgede kaç kişinin öleceği tahmin edilebilir. Planlanmış toplumsal kaoslar bu bölgelerde sık görülür. Bunun yanında dünyanın öteki bölgelerinde ölümlerle ilgili tahmin yapmak zordur. Örneğin Kuzey Amerika için felaket tahmini olsa olsa kevni ayetlerden sayılan afetlerdir. Bu bölgelerde adına Katrina denilen, İvan denilen dehşet kasırgalar çıkar ve hayat kabusa döner. Yeryüzünün ender felaketlerindendir. Bununla birlikte 11 Eylül gibi kurmacalar dışında pek kaosa rastlanmaz. Buraya benzer bir başka güvenli bölge Avrupa’dır. Baktığınızda, bir iki ülke ekonomik krizleri dikkat çeker. Bizdeki huzursuzluk oralara uğramaz. İkinci dünya savaşından beri müreffeh toplumlar olarak hayat sürerler.
Türkiye’de yaşanan kaos Ortadoğu gerçekliğinin gölgesindedir. Küresel otorite, etnik yapıları önce krizlerle politize ediyor, ardından silahlandırıyor ve en nihayet malum sonuçlar. Bazen örgütü kendisi kuruyor, bazen taşeronlarla çalışıyor, bazen de ılımlı yapılardan şiddet üretiyor.
Dünden bugüne hasım ilan edilen Müslümanlar üzerinde güç denemesi bitmiyor. Bugünkü tabloya baktığımızda amacın, Müslümanların tarih yapıcı misyonunu yok etmek olduğu açık.
Küresel iktidar bu hedef uğruna dünyayı ateşe vermekten geri durmamaktadır. İkiyüz yıllık süreçte yayılmacı bir karakterle Afrika’da sömürgecilik yaptı. Soğuk savaş yıllarında kendi toplumun refahı için petrol ve enerji amacıyla bölgede krizler çıkararak yönetimlere nüfuz etti. Kukla adamlarla diktacı yönetimler kurdu. Güçlenen Türkiye için yeni planlar var. Dolayısıyla Türkiye’nin krizi bölgeseldir ve parçalamayı esas almaktadır. İslami tandanslı yönetimlere akort yapılmaktadır.
Mısır’ın seçilmiş başbakanına doğrudan müdahale sonuç alınıştı. Aynı kafa ile Türkiye’de klasik, aptalca bir darbe sahnelendi. Bir korku filmi gibi kötü deneyimler hafızalara hücum etti. Yeni bölümde ortadan kaybolan kötü karakter yeniden hortladı. Unuttuğumuz darbe planı yeniden raftan indirildi. Küresel otoritenin güdümünde olan ‘kullanışlı unsurlar’ zor sağlanan huzuru dinamitledi.
Komplo varsa onu panzehiri de var. Siyasetçilerin samimiyetle işbirliği ve halkın manipülasyonlara karşı bilinçli duruşu ile bela bertaraf edilecek.
DEJA VU SENDROMU
Deja vu sendromu “daha önce görüldü” anlamına gelen bir bellek bozukluğu durumudur. Kişi yaşadığı olayı sanki önceden yaşamış gibi bir duyguya kapılır. Gerçekle hayal arasında gider gelir. Bugünlerde kolektif bir deja vu durumu yaşıyoruz.
Ülkelerin parçalanmasına yönelik yüz yıl önceki krizle karşı karşıyayız. Birinci Dünya Savaşında yaşadığımız parçalanma krizi, yüz yıl sonra yeniden gündemde. Irak ve Suriye’de alınan sonuçtan memnun olan küresel güçlerin mekanik kafasının ürettiği plan böyle. Yüz yıllık bir deja vu kabusu gibi.
Yaşananlar bir bellek bozukluğu değil, bilinen anlaşılan türden. Sorunun yerel anlamda üretilmiş yapay sebepleri var. Büyük ölçekte bakınca daha anlaşılır dayanakları öne çıkıyor. Bölge krizinin anlaşılır olan ilk dayanağı, İslam dünyasının destabilizasyonu ve küçük ölçeklere bölünmesidir.
Soğuk savaş döneminde petrol önplanda iken şimdi başat faktör, potansiyel Müslüman varlığıdır. Şer odakları için Müslüman kanı huzurlu bir gelecek demektir. Sözümona Müslümanlar potansiyel bir tehdittir. Üretilenin sadece bir algı olduğu, refah toplumlarının güven içinde olmasından anlaşılabilir. Kaldı ki hafızalar bölgenin istikrarsızlaştırma planlarına yabancı değil.
Bölgeyi sarsan kolektif dejavu hikayeleri davam edecek. Küresel otorite böyle istiyor. Büyük prodüksiyon. Ölümler üzerine kurulu bir hafıza problematiği gibi! Hollywood yapımı bir parapsikoloji filmi değil, gerçek.
AMERİKA
‘Amerika’ adlı destansı şiirinin bir bölümünde, Necat Çavuş zorbalığa sesleniyor
Ne götürüyorsun amerika gittiğin yere
Yeni bir kelimeyle konuk olmalı evrene
Cehennemden çektiğin lûgattan
Şimdi laf mı vuruyorsun Meryem’e
Saatler binbir türlü işlerken
Kıyamet kurulmuşken akreple yelkovan rasına
Tüm hücrelerinde işlerken zaman
İşlerken suda ve havada bile
Zafer nedir bozgun nedir düşünsene
Kurbanın gözlerini bağlar gibi
Geceleyin düşüyorsun canlar üstüne
Çocuğunun parçalanışını görmesin diye
Annenin büyüyen gözleri
Annelerin gözleri büyümese
Nereden ışıklanacak insan
Nereden görünecek bir meleğe
Meleklerin görünmediği devirde