Kuveyt‘in bölge ve dünya ülkelerin kalkınmasına önemli destekler verdiğini yatırımlar yaptığını bilmekteyiz. Bunun için de Kuveyt‘e geldiğimizde bu yatırımları gerçekleştiren Arap iktisadi kalkınması için Kuveyt Sandığı‘nı ziyaret etmeyi arzu etmiştik. Bu arzumuz Salı günü gerçekleşiyor. Bizler Kuveyt Kalkınma Sandığı Genel Direktörü Hişam el Lugayyen Bey karşılıyor. Çok sıcak bir ortamda geçen görüşmemizde Hişam Bey sohbetine İstanbul ziyaretlerini anlatarak başlıyor...
Kuveyt Kalkınma Sandığı, 1961‘de Kuveyt‘in kuruluşunun ardından 7 ay sonra kuruldu. Bu dönemde Arap ülkelerine yardım etmek amacıyla kurulmuştu. 1960‘lı yıllarda birçok ülkede özgürlük hareketleri oldu. Bu nedenle Kuveyt‘in yeni oluşan ülkelerle yakın ilişkileri oldu.
Hişam el Lugayyen: Kuveyt Kalkınma Sandığı, 1961‘de Kuveyt‘in kuruluşunun ardından 7 ay sonra kuruldu. Bu dönemde Arap ülkelerine yardım etmek amacıyla kurulmuştu. 1960‘lı yıllarda birçok ülkede özgürlük hareketleri oldu. Bu nedenle Kuveyt‘in yeni oluşan ülkelerle yakın ilişkileri oldu. Bu ülkelere yardım etme amacıyla ve buralardaki kalkınma tekerleğini döndürmek için ve yasal yapılanmaları ve sanayi alanında kalkınmalarına yardımcı olabilmek için mütevazı bir sermaye ile 150 milyon dolar gibi bir rakamla bu kuruluşu oluşturarak işe başladık.
1974‘e kadar bu amaç doğrultusunda çalışmalarımızı sürdürdük. Ancak bu tarihten sonra yaptığımız çalışmalar Arap ülkelerinin dışına taşmaya başladı. Önce açlık ve sıkıntı içerisinde bulunan, hem devlet olarak, hem de halk olarak son derece fakir olan Afrika ülkelerinde çalışmalara başladık. Hemen ardından Asya ülkelerine yöneldik. Bangladeş ve Srilanka Asya‘da çalışmaya başladığımız ilk ülkelerdir. 1990 yılına kadar Arap ülkeleri, Afrika ülkeleri ve Asya kıtasında da iki ülkede çalışmalarımızı sürdürdük. Yani 1990 tarihine kadar 65 ülkede çalışmalarımız yürüttük. Saddam‘ın Kuveyt‘i işgalinden sonra Kuveytli yöneticilerinin isteği doğrultusunda başka ülkelerle de ilişkiler başlatıldı. Bu dönemden sonra Kuveyt Sandığı olarak orta Asya ülkelerine açıldık. Ve Türkiye‘nin de o bölgede bulunan ülkelere büyük önem verdiğini gördük. Türkiye o bölgeye bizden önce gittiği için Türkiye‘de ki dostlarımızla temas sağlayarak oralarda edindikleri tecrübelerden faydalandık. Arap ülkelerinin özgürlüklerini kazandıkları zaman onlara yaptığımız yardımların ve çalışmaların aynısını Orta Asya Türkî Cumhuriyetleri‘nde de yürüttük. Halen oraya yardımlarımız devam etmektedir. Ve ardından Latin Amerika‘ya yöneldik. Arjantin ve Küba‘ya kadar, Karayip Adaları‘na kadar ulaştık. Şu an Kuveyt Sandığı olarak 104 ülkeye yardım ediyoruz. 150 milyon dolar sermaye ile çıktığımız yolda şu an 104 ülkede 4,5 milyar dinarlık, dolarla değerlendirecek olursak 15 milyar dolarlık bir yardım yapıyoruz.
Biz Dünya Bankası‘nın çalışma usulleriyle çalışıyoruz. Onların projeleri değerlendirme kriterlerinin neredeyse aynı kriterlerle çalışıyoruz. Yardımlarımız ise şöyle gerçekleşiyor: Yardım istenen ülkenin Maliye Bakanlığı‘ndan bir dilekçe ile Kuveyt Kalkınma Sandığı‘na başvuruda bulunulması gerekiyor. Veya bazı ülkelerin dış yardımlarla ilgili bakanlıkları, planlama bakanlıkları olabiliyor. O bakanlıklar vasıtasıyla da başvuruda bulunulabiliyor. Kesinlikle yardım talebi devlet kademesinde resmi bir dilekçe ile talep edilebiliyor. Yatırım yapılacak olan projenin de daha önce etüt edilmiş olması gerekiyor. Projenin estetik olarak, teknik ve mühendislik olarak etüt edilmiş olması gerekiyor. Eğer çok daha büyük bir proje ise bu projenin neyi, ne kadar kalkındıracağı sorgulanıyor. Birinci aşama onayını aldıktan sonra o projeyi tamamen denetleyecek ve onu yerinde değerlendirip etüt edecek uzman bir heyetimizi oraya gönderiyoruz. Bu heyetin raporunu kendi aramızda tartışıyoruz. Bu heyetimiz gitmeden önce bir anlaşmaya varmış dahi olsak heyetin getireceği rapor asıl kriterimizdir. Tartıştıktan sonra yardım edebileceğimiz kriterleri taşıdığına inandığımız takdirde onayımızı bir üst meclisimize sunuyoruz. Ve orası da onay verdikten sonra proje için yardım talebinde bulunan hükümet başta olmak üzere projeyi uygulayacak olan şirketle, o projeyi denetlemek amacıyla kurulmuş olan denetleyici kurum ile sandığımız arasında bir sözleşme imzalanması gerekiyor. Daha sonra verilecek olan paranın projeyi uygulayacak olan şirkete nakli gündeme alınıyor. Ve paranın ödenmesi şartları ortaya konuyor. Hak edişlerin ne zaman ve işin ne kadarını tamamlanınca ödeneceğine dair anlaşma sağlanıyor. Bu ödemeler projeyi uygulayacak olan şirketin isteğiyle değil, o şirketi denetlemek üzere oluşturulmuş kurumun talebi ve onayıyla yapılıyor. Bu bizim çalışma yöntemimizdir.
Sandık yasalar gereği hibe vermiyor
Millî Gazete: Projeye yaptığınız yatırımın dönüşü hakkında bilgi verebilir misiniz?
Hişam el Lugayye: Verdiğimiz para hibe değil elbette ki. Onun için de geri dönmek zorundadır bu paralar. Yoksa bir başka projenin finansmanını sağlama imkânı elde edemeyiz. Zaten sandığımız yasalar gereği hibe veremiyor. Yapılan yardımlar borç olarak veriliyor. Bize resmi yoldan yapılan müracaatla bir projenin uygulanması isteniyor ve her türlü bürokratik ve teknik işlemler tamamlandıktan sonra, sandık buna yardımı kabul edip gerekli anlaşmaları yaptı diyelim. Yani sandık neticede bu projeye yatırım yaparak o projeyi hayata geçirdi. Dolayısıyla bu cüzi bir borç oluyor. Borcun geriye ödenmesi, yani yapılandırılması konusunda üç unsur dikkate alınıyor. 1- Kâr fiyatı. 2- O projenin uygulanacağı süre. 3- Borcun geri ödeme süresi. Bunlar dikkate alınarak borç yapılandırılıyor. Bunlar dikkate alınarak borç geri ödenirken üzerine kâr payı ilave ediliyor. Kâr paylarımız ise geri ödeme koşulları göz önüne alındığında yüzde 1,5 ile yüzde 3 arasında değişiyor. Tabi ödeme takvimi ve üzerine ilave edilecek kâr payı, projenin şekli ile ülkenin içinde bulunduğu iktisadi durum da dikkate alınarak şekilleniyor. Projelerin bitim süresi olarak da sandığımız 2 ile 6 yıl arasında bir süreyi öngörür. Borcun yapılandırılıp ödenmesi de elbette bir süreye bağlanıyor. Sandığımız yaptığı yatırımlardaki alacaklarının geri ödenmesini 15 ile 25 yıla yayabiliyor.
Türkiye ile ilk temas 1979‘da gerçekleşti
Millî Gazete: Dünyanın bazı bölgelerinde halk hareketleri oluyor. Sandığınız bu hareketlerden etkileniyor mu? Yapacağınız yardımları bu anlamda neye göre yapıyorsunuz?
Hişam el Lugayyen: Kuveyt Kalkınma Sandığı yapacağı yardımlar konusunda belli hükümetlerden etkilenen bir sandık değiliz. Bugün 50 yıllık bir zamandan beri bu alanda çalışıyoruz. Ve alanında belli başlı kuruluşların başında geliriz. 50 yıl boyunca hem kendi bölgemizde, hem Afrika‘da, hem Asya‘da, hem Latin Amerika‘da zaman zaman rejim değişiklikleri de olmuştur. Böyle zamanlarda da sandığımız işini yapmaya devam etmiştir. Bir herhangi bir rejimi veya hükümeti desteklemiyoruz. Biz o ülkelerde yaşayan halklar için çalışıyoruz. İşte bu nedenle halka dayanmayan, hedefi halkın kalkınması olmayan hiçbir projeyi desteklemiyoruz. Bu manada gelen ve reddettiğimiz çok sayıda proje olmuştur. Yani biz sandık olarak rejimleri veya hükümetleri güçlendirmeyi hedefleyen, hedefi halk olmayan hiçbir projeyi kabul etmiyoruz, desteklemiyoruz.
Sandığımızın Türkiye ile ilk temasları 1979‘da olmuştur. Enerji hatlarının oluşturulması ve güçlendirilmesi yönündeki projelerle başladık. Erzincan bölgesinde yaşanan ve çok sayıda insanın hayatını kaybettiği deprem dolayısıyla da projelere destek verdik. En son 1999‘da Düzce‘de yaşanan deprem dolayısıyla getirilen projeleri destekledik. Bugüne kadar Türkiye‘de 400 milyon dolar bir meblağ tutan projeleri destekledik. Kuveyt devletinin ve Kuveyt Kızılay‘ının yaptığı yardımların dışında Kuveyt Kalkınma Sandığı‘nın yaptığı yardımdan bahsediyorum.