Kutuplaşmanın götürdükleri

Abone Ol

Farklı dil, din ve renkten insanlar olarak asırlardır aynı topraklarda ve bir arada yaşıyoruz. Cumhuriyetin 100. yılındayız. Zaman ilerledikçe, tecrübe ve bilgimiz arttıkça işlerin daha iyiye gitmesi beklenirken durum tam tersi bir seyir almış gibi gözüküyor. Zaman ilerledikçe toparlanmamız, bir olmamız, kenetlenmemiz gerekirken sanki toplum olarak tel tel dökülüyoruz. Yaşadığımız her felaket sonrası kendimize gelmemiz gerekirken biz hem birbirimizden hem de kendimizden uzaklaşıyoruz. Aklımızı başımıza almamız için daha ne yaşamamız gerekiyor gerçekten merak ediyorum.

Akıl almaz bir felaket yaşamışız, kaybettiğimiz insan sayısı belki de yüz binleri bulacak ama şöyle bir sosyal medya kanallarında dolaştığımızda gördüğümüz manzara insanı tam anlamıyla çileden çıkarıyor. Hani “taş üstüne taş koyandan Allah razı olsun” diyorduk. Hani “kim zerre kadar iyilik yaptı ise Allah razı olsun” diyorduk. Zor zamanlarda birlik olmayacak mıydık? Küslükleri, dargınlıkları, eski problemleri geride bırakmamız gerekmiyor muydu? Yardım kampanyalarında bile parçalanan, bölünen, birbirine laf eden, eksik gedik arayan, açıkları kollayan bir millet nasıl kendine gelecek, nasıl saracak bu yaraları anlamak mümkün değil. Gerçekten “koyun can derdinde, kasap et derdinde” dedikleri şey tam olarak bu manzarayı tarif ediyor olsa gerek. Biz böyle davranırsak, bu şekilde devam edersek, aklımızı başımıza almaz, aynı hataları sürekli tekrar edersek Cenab-ı Allah ne der, bizim için ne takdir eder hiç mi düşünmüyor bu arkadaşlar? Elbette aşkla, inançla, samimiyetle kelle koltukta gayret eden, kimsenin ne dediğini umursamadan gece gündüz çalışanlarımız var. Allah onlardan razı olsun ama genel manzara maalesef hiç de hoş değil.

Özellikle inançlı, dindar gözüken ya da dindar geçinen insanlar kendilerine herkesten daha fazla dikkat etmeli. Dindar geçinen demenin artık tam karşılığı bir piyasa oluştu maalesef. Gerçekten dinden geçinen bir kitle oluşmuş durumda. Popüler olma, bir yerlere mesaj verme, oturdukları koltukları koruma adına öyle sözler, öyle paylaşımlar yapılıyor ki akıllara zarar. İnsan biraz Allah’tan korksa böyle yapmaz, böyle yaşayamaz. Kardeşim, siz eğer inançlı insanlarsanız birinci hedefiniz insanları kutuplaştırmak değil birleştirmek, sevgi ve muhabbeti artırmak olmalı. Özellikle sizin gibi düşünmeyen insanların gönlünü kazanmak olmalı. Özellikle size düşmanlık edenlere karşı çok daha hassas olmanız gerekmez mi? Sorsanız tebliğ yaptıklarını iddia ederler. Tebliğ dediğimiz şey insanları dinden soğutmak, uzaklaştırmak değil dine yaklaştırmak, kalplerini ısındırmaktır. Tebliğ, insanları sağlam birer din düşmanına dönüştürmek değildir. Tebliğ, “bu adam Müslümansa ben değilim, bu adam Allah’a inanıyorsa ben inanmıyorum, ben bu adamın inandığı Allah’a inanmıyorum” dedirtmek hiç değildir.

Gerçekten son yıllarda birtakım siyasi kazanımlar uğruna ortaya konulan kutuplaşma stratejisi bizden çok şey aldı götürdü. Pırlanta gibi gençlerimiz birer robota dönüştü. Basmakalıp içi boş sözlere, kötü taklitlere, amaçsız gayesiz davranışlara sahip, popüler kültürün esiri bireylere dönüştüler. Kutuplaşma siyaseti belki bazı partilere bir şeyler kazandırdı ama bu toplumdan götürdüklerini düşündükçe aklımızı kaçırmamak mümkün değil.