Kutupların Soğuk Savaşı ve Buzlar Altındaki Yeni Dünya

Abone Ol

Arktik Okyanusu, dünyadaki okyanusların en küçüğü ve en sığ olanıdır. Coğrafi olarak ise Arktik tanımlaması, Arktik Okyanusu'nu ve birçok ada ve takımada ile Amerika, Asya ve Avrupa kıtalarının kuzey kısımlarını ifade etmek için kullanılır. En büyük Arktik kara bölgeleri Rusya, Kanada, Grönland, Alaska, İskandinavya ve Svalbard’dadır ve bilindiği gibi Arktik bölgesinin buzları hızla erimektedir.

Kuzeyin buzları erirken, Arktik bölgesi de bir coğrafi nokta olmaktan çıkarak jeopolitik bir çatışma hattına dönüştü. Eriyen buzullar, yeni petrol, doğalgaz ve kritik mineral kaynaklarını gün yüzüne çıkardı. Öte yandan yeni deniz yollarının, Asya’yı Avrupa’ya bağlayan ticaret rotalarını kısaltarak küresel ekonomide rotayı değiştirme potansiyeli oluştu.

Peki, bu dönüşüm içerisinde neleri barındırıyor?

Öncelikle şunu belirtmekte fayda var; Arktik bölgenin derinliklerinde dünya petrol rezervlerinin yaklaşık %22’si, doğal gazın ise %13’ü yatıyor. Rusya, Kanada, Norveç, Danimarka ve ABD bu kaynakları kendi kontrollerine almak için kıyasıya bir yarışa tutuşmuş durumda. Bildiğiniz üzere Trump’ın yemin töreninin hemen ardından başlattığı “Grönland” tartışması da bu yarışın bir parçası.

Bu bağlamda geçtiğimiz gün ABD-Ukrayna arasında imzalanan yeni anlaşmayı hatırlamakta fayda var. Beyaz Saray’da yaşananların ardından müttefiksiz kalan Zelensky acı bir mecburiyetle Ukrayna’nın yeraltı kaynaklarını ABD’ye açtı. Anlaşma öncesi Putin ile ilişkilerini düzeltme yolunda olan Trump, anlaşma ile birlikte Putin’i “tam kapsamlı işgalci” olarak tanımladı. Yani mevcut ekonomik konjonktürde fosil yakıtlara olan ihtiyaç, Trump’ın kesin olarak savunduğu Ukrayna-Rusya politikasını değiştirmesine dahi yol açtı. Dolayısıyla ihtiyacın büyüklüğü, bu yeni kaynakları her zamankinden daha değerli kılıyor.

Tüm bu meseleler Arktik’in değerli yeraltı kaynaklarına erişme hevesini bir tür mücadele alanı haline getiriyor ve buradaki asıl tehlike, yalnızca rezervlerin büyüklüğü değil; paylaşım düğümünün nasıl çözüleceğidir. Kaynakları kendi kontrolü altına almak isteyen her devlet, hem jeolojik hem de hukuksal sınırları zorlayarak mücadelesini sürdürüyor. Bu yarış, buzullar eridikçe kızışıyor ve mevcut sistemin geleceğinde hâkimiyet çabalarına dair kesin bir çekişmeyi işaret ediyor.

Bahsettiğimiz çekişme ise hepimizin malumu olan eski bir hikâyeyi andırıyor; 19. yüzyılın sonlarına doğru Avrupa devletleri, hammadde ve yeni pazarlar elde edebilmek için sömürgecilik faaliyetlerini hızlandırmış, siyasi ve iktisadi hâkimiyeti ele geçirme adına yeni kaynakları gözlerine kestirmişlerdi. İngiltere, Fransa, Belçika ve Portekiz gibi devletlerin sömürgecilik faaliyetlerine karşı Almanya, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu, İtalya gibi devletlerin oluşturduğu ittifaklar bu yarışın bir yansımasıydı.

Peki, sonuçta ne oldu; Birinci Dünya Savaşı…

Bugün ise Soğuk Savaş sonrası dengelerin tam anlamıyla tanımlanamadığı uluslararası arenaya doğan yeni bir sorunla karşı karşıyayız.

Göreve geldiği ilk günden kaynakların kokusunu alan bir Trump, bölgesel haklarını koruma ve daha fazlasını kazanma mücadelesi veren Kuzey Avrupa ülkeleri, artık savaşı geride bırakmaya hazırlanan Rusya, her geçen gün potansiyelinin üzerine çıkan Çin ve yeni ittifaklar, her bir gelişme tarih kitaplarında anlatılan gelişmeleri hatırlatıyor.

Örneğin Rusya, askeri üslerini modernize edip yenilerini inşa ederek Arktik’teki varlığını güçlendiriyor ve Temp Hava Üssü’ndeki yeni pistlerle birlikte lojistik hatlarına eklemeler yapıyor.

Öte yanda NATO, Finlandiya ve İsveç’in üyeliğiyle birlikte bölgeyi kendi savunma çatısı altına almayı amaçlıyor.

"Nordic Response" ve "Joint Viking" tatbikatlarını, müttefiklerin bölgedeki varlıklarını pekiştirme çabası olarak okumak zannediyorum abes olmayacaktır.

Ayrıca yaptırımların gölgesinde bile Rusya Yamal LNG ve Arctic LNG 2, projeleri ile dünya piyasalarına yıllık milyonlarca ton sıvılaştırılmış gaz pompalıyor. Vostok Oil’in 2026 yılına ertelenen açılışı ve mevcut ekosistemdeki lojistik problemleri, bu projelerin savaş politiğine takıldığını ve ilerleyen süreçte savaşın bitmesiyle birlikte yeni bir ekonomik cephe açılacağını gösteriyor.

Bununla birlikte Rusya-Çin ortak tatbikatları ve Alaska hava sahasındaki sınır ihlalleri, Rusya-Çin ittifakının nereye evirileceğinin gösteren doğum sancıları niteliğinde. Bu adımların her birinin günümüzün “itilaf devletleri” tarafından tehdit olarak algılanması da doğal olacaktır. Neyse ki güç dengelerinin hala kontrol edilebilir bir boyutta kalması ve savaşın barıştan daha maliyetli olarak değerlendirilmesi bu tehdit algılarına karşı orantısız hamlelerin önünü kesiyor.

Dikkate değer bir diğer nokta ise Kuzey Deniz Rotası üzerinden yük taşımacılığının, Asya-Avrupa arasındaki mesafeyi neredeyse yarı yarıya kısaltıyor olması. Dünyanın mevcut düzenini nitelendirirken “bir ekonomik çıkarlar sistemi” demek çok da güç değilken ticaret ekolojisine yeni bir rotanın doğuşu birçok dengeyi değiştirecektir. Bu bağlamda herkesin bu rotaya sahip olmak istemesi mevcut durumu kızıştıran bir diğer faktör olarak değerlendirilebilir.

Özel yatırımlar, enerji şirketleri ve teknoloji devlerinin desteğiyle kuzey devletleri ve büyük ekonomik güçler nadir minerallerle dolu bölgeye göz dikiyor. Ticaret rotaları kısalırken, konjonktür, Arktik’i bir fırsat kadar bir risk coğrafyasına da dönüştürüyor. Bu risk coğrafyasını ayakta tutacak girişimler ise her nereye bakarsak bakalım karşımıza çıkıyor.

1996’da kurulan Arktik Konseyi, 2022 sonrası Rusya-Ukrayna Savaşı ile sarsıldı ve ödemelerini durduran Moskova yönetimi, dönem başkanlığını geride bırakıp diğer üyelerin tepkilerine karşılık diplomatik krizi derinleştirmeyi tercih etti. Bu adımla birlikte Arktik Konseyi içindeki diplomatik ilişkiler ciddi yara aldı. Çevre koruma, denizcilik emniyeti ve yerli halkların haklarını koruma çalışmalarında teknik işbirlikleri sürdürülebilir olsa da “Ukrayna savaşının geride kalmasıyla birlikte masadaki buz kırıkları onarılır da konsey yeni bir ittifak halini alır mı?” sorusu büyük önem taşıyor.

Peki Arktik’in stratejik değeri, bir savaşa sebebiyet verir mi? Tek bir bölgesel krizden global bir felakete sıçramanın düşük bir ihtimal olduğu hepimizin malumudur. Zaten nükleer caydırıcılığın had safhada olduğu ve ekonomik çıkarların birincil öncelik halini aldığı günümüz dünyasında, büyük güçler birbirleriyle doğrudan çatışmayı da pek göze alamaz. Zaman zaman krizler yaşansa da, bugüne dek bölgesel gerilimler diplomasi masalarında çözülebildi.

Bütün bu bahsettiğimiz risklere rağmen Arktik, ekonomik işbirlikleri ile şekillenecek bir gelecek potansiyelini de içinde bulunduruyor. Arktik bölgesindeki kaynak, güç ve strateji mücadelesi, yeni bir dünya savaşı senaryosundan ziyade, aralıklı krizler ve kontrollü gerginlikler dizisi olarak şimdilik kalacak gibi görünüyor.