Savarona davası sonuçlandı: Altı kişi beraat etti, dört kişi de ceza aldı ama cezaları ertelendi.
Kimse "içeri" girmedi yani. Demek ki ortada koparılması gereken büyük bir yaygara yokmuş. Demek ki bu tekne artık "Atatürk‘ün kutsal yatı" olmaktan çıkmış, paralı turistlere kiralanan, ve o turistin de içinde isterse içki içeceği isterse zamparalık yapacağı bir "tenezzüh teknesine" dönüşmüş...
O geminin cumhuriyetin başında bir kere satın alındığını ve ondan sonra da Atatürk‘ün o gemiden karaya bir türlü inmek bilmediğini sanıyorlardı... Geminin, Atatürk‘ün hayatının sona ermesine hepi topu beş ay kala İstanbul‘a geldiğini ve Atatürk‘ün gemide toplasan toplasan yalnızca iki hafta kadar geçirdiğini öğrenince şaşırdılar. Bütün herşey 1938 yılının haziran ayında olup bitmişti. Onlara böyle öğretilmemişti ki! O tekne kutsal bir tekneydi, zaten cumhuriyet de hayat demek, yükselmeye kanat demekti, Kamutay doğmuş ve saltanatı boğmuştu, izci de şendi. Akılları başlara toplama vakti gelmiştir de geçmektedir. Atatürk‘ün elinin değdiği, ayağının bastığı yer kutsallık kazanmaz. O güverte tahtalarına Atatürk‘ten bir hikmet "sinmiş" değildir...
Oysa Atatürkçüler aptal olmamak zorundadırlar, çünkü hayatta en hakiki mürşit ilimdir. Galatasaray Müzesi‘nde Atatürk‘ün okulu ziyaretinde kahve içtiği fincanın kurumuş telvesini saklamakla, Katolik kilisesinin Hıristiyan azizlerinin kemiklerini saklaması arasında bir fark yoktur. O fincan elbette ilginçtir, bir hatıradır, kabul. Genç Osman‘ın kanlı gömleği, Abdülaziz‘in 47 numara terlikleri gibi... Onlar kadar önemli olmanın yanından geçemese bile... Ama "reliklere" tapınmayınız. Atatürkçülük ahmaklık değildir. Haaa, bir de... İlle ibadet etmek istiyorsanız, huylu huyundan vazgeçmeyecekse... Tavaf edeceğiniz kutsal yerin tarihçesini iyice araştırınız, sonra madara olmayasınız... Örneğin Berlin‘e gidip Hotel Adlon‘da kalırsınız, çünkü Atatürk de orada kalmıştır... Çok heyecanlanırsınız. Sonra otelin 1945 yılında yandığını, yerinin kırk beş yıl süreyle "boş arazi" olarak kaldığını, bugün aynı yerde yükselen binanın "çakma" olduğunu öğrenirsiniz, renginiz değişir. İşin kötüsü, ameliniz de boşa gider. Üç yüz elli avro oda ücretini hiç saymıyorum.
Engin Ardıç SABAH