Âlemlere rahmet Peygamberimiz Efendimiz (S.A.V.) in
cenaze namazlarını kıldırıp yan yana defnettiği iki sahabesinin başuçlarına
koydurduğu iki tahtadan birine:
Bu, Allah-u Teâla nın nimetine şükür edenin kabridir.
Diğerine de:
Bu, Allah ın mihnetine sabredenin kabridir yazdırdığı
iki sahabesinin hayat hikâyesini sizlerle paylaşmak istiyorum.
Böylesi ibretamiz olayı ben, birkaç sene önce okumuştum.
Okuduğum kitap mıydı, dergi miydi hatırlayamadım. O günlerde olayı üst üste
birçok konuşmada kullandığım için meselenin berraklığı zihnimde aynen
canlanıyor.
İstifadenize arz ediyorum:
Anlatıldığına göre Efendimiz (S.A.V.) in gelişi ile nura
gark olan Yesrib o günden sonra Medine-i Münevvere (Nurlu Şehir) oldu. Bu şehir
kıyamete kadar tecelliyatını devam ettirecektir.
Medine-i Münevvere de güzelliği ve zenginliğiyle tanınan
bir hanımefendi vardı. İsmi Hifa Hatun (radiyallahu anhe) idi. Bu soylu hâtun
kişi günlerden birinde âlemlere rahmet olan (Rahmetenlilâlemin) Hz. Muhammed
(s.a.v.) in huzuruna kemal-i edep ile geldi. Dedi ki:
Ey Allah ın Rasûlü! Bana, beni cennete girmemi
sağlayacak bir şey öğretmeni talep ediyorum. Bana öğrettiğini hayatıma
uygulayayım. Böylece cennete girebileyim!
Bu kadına Rahmetenlilâlemin (s.a.v.):
Bir an önce evlenmeni tavsiye ederim. Eğer hemen
evlenirsen dininin yarısını korumuş olursun. Diğer yarısı için de Allah a
sığın buyurdular.
Bu emir üzerine bütün hücreleriyle Rasülüllah (s.a.v.) e
teslim olan Hz. Hifa duygu ve düşüncelerini şöyle arz etti:
Ya Rasûlüllah! Bana kim denk olabilir. Beni Habeş
hükümdarı Necaşi istemişti, kabul etmedim. Ubeydullah istemişti. Mehir olarak
da 100 deve vereceğini söylemişti. Onu da kabul etmedim.
Ya Rasûlüllah! Lâkin siz kimi münasip görürseniz, ben
râzı olurum. Dedi Bu teklifi yaparken Hifa Hatun mü minlerin annelerinden
olmayı çok arzu ediyordu. Konuşması bittiğinde Efendimiz in ağzından şu
cümleler döküldü:
Ya Hifa! Yarın sabah mescide kim önce gelirse (yani ilk
gelen ile) senin nikâhını kıyacağım buyurdular.
O gün sabahleyin mescide Hz. Süheyb (r.a.) geldi. Hz.
Süheyb (r.a.) fakir, kimsesiz, siyah renkli, çelimsiz zayıf bedenli biriydi.
Sabah namazını kıldılar. Efendimiz (s.a.v.), Hz. Hifa (r.anhe) yi
çağırttı. Durumu kendisine anlattı. Hz. Hifa (r.anhe) Efendimize:
Ya Rasûlüllah! Allah ın takdirine, Rasûlülün tavsiyesine
gönül hoşluğu ile teslimim, ne buyurursanız öyle olsun. Dediler.
Bu söz üzerine Rasûlüllah (s.a.v) bir hutbe okudu. Nikahı
akdetti. Sonra da Süheyb (r.a.) e:
Ey Süheyb! Hadi bakalım çarşıya git de hanımın Hifa için
çarşıdan bir şey al. Buyurdular.
Süheyb in hiçbir şeyi yoktu. Durumunu şöyle arzetti:
Ya Rasûlüllah! Alışverişi yapacak bir dirhem gümüşüm
(tek bir kuruşum) bile yok deyince daha Rasûlüllah (s.a.v.) bir şey demeden
Hifa Hatun (r.anhe) kocasına 10.000 dirhem hediye ettiğini beyan etti.
Hifa Hatun dan hediyesini alan Süheyb i Rasûlüllah
(s.a.v.) pazara gönderdi. Gerekli şeyleri alıp dönen Süheyb e Rahmetenlilâlemin:
Ya SÜheyb! Artık hanımının elinden tut ve onu doğru
evine götür buyurdular. Süheyb in evi de yoktu. Şöyle arzetti:
Ey Allah ın Rasülü! Benim evim yok ki, mescitte
barınırım. Nereye götüreyim
Hifa Hatun, Süheyb e:
Ya Süheyb! Filan yerdeki konağımı sana bağışladım. Hadi
beni oraya götür. dedi.
Rahmetenlilâlemiin (s.a.v.) her ikisine de dua etti.
Orada bulunan zevat-ı kiramla birlikte bu iki güzel insanı tekbirlerle yolcu
ettiler.
Hifa Hatun ve Süheyb (r.a.) konağa vardılar. Birlikte
yemeklerini yediler. Allah (c.c.) a öyle hamd ve şükür ettiler ki hayatları
bereketle doldu.
***
Bu çiftin gerdeğini ve sonrasını da bir gün sonra ele
alalım, inşaallah.