'Kutlu Doğum'u Kutlamak Pasta Keserek Değil, Fitne-Fesat Hattını Keserek Olur

Abone Ol

Her şey tören, her şey müsamere, her şey ritüel.

Maskelerle yürüyor, törenlerle yaşıyoruz. Hayat üzerine konuşmaktan hayatın

kendisini yaşamaya vakit kalmıyor.

Sahicilik denilen şey ne zamandır ortalarda yok. Gürültü

ve görüntü medeniyeti varlığını her gün biraz daha hissettiriyor.

Bir dükkân düşünün, tabelası var içi bomboş. Hayata

attığımız başlıklar tam da böyle. Hırsızlar emek yazıları yazıp alın teri

vaazları veriyor. Zulmedenler adalet üzere konuşma hakkını kimseye vermiyor.

Varlığa hiç dokunmayan kitaplar yok satarken yoksulluk

edebiyatı yapanlar varlıklarına varlık katıyorlar. Gülmek, ağlamak, üzülmek

gibi şeyler bile neredeyse organizasyonlara, reklâm ajanslarının uhdesine

verilmiş. Yakında itina ile ağlatılır ya da üzülemiyorum diyenler üzülmesin

gibi reklâm spotlarına rastlarsanız sakın şaşırmayın.

Şaşırmayın mı dedim. Hay Allah, ben de aynı tuzağa düştüm

şimdi. Üzülmek sanki emir komutaya bağlı bir duygulanımmış gibi. Bilmem ne

demek istediğimi anlatabiliyorum mu Zira söz konusu etmek şöyle dursun belki

de şu ana kadar düşünme konusu bile yapmadığımız ince bir meseleden

bahsediyorum. Acıkmadan yemek, susamadan içmek, üzülmeden üzülmek gibi.

Duyguların bu denli fabrikasyona maruz kaldığı bir zamanı

dünya daha önce yaşadı mı bilmiyorum. Cenazelerde ne yapılması gerektiğine

medeni davranış kalıpları karar veriyor artık. Düğünlerde gülüp eğlenmenize de

öyle.

Camiye nasıl girmek gerektiğinin kurallarından tutunuz da

kandil günü ve gecesini nasıl geçirmeniz gerektiği toplumun gelenekten bağımsız

olarak sunduğu davranış kalıpları paketinde mevcuttur.

Yaş günlerini böyle kutlar, anneler gününde böyle

anasının kuzusu haline geliriz. Modern zamanlarda her şeyin bir miladı ve bir

de miadı vardır. Bir şeyin miladı o şeyin miadını sağlamak içindir.

Sözgelimi anneler günü muayyen bir günle sınırlanmış ve

insanların dikkatleri o gün oraya yöneltilmiştir. Adeta anneler bütün

zamanlardaki haklarından vazgeçsin diye onlara miadı belli her yıl Mayıs

ayının ikinci Pazar günü- bir gün tahsis edilmektedir.

Meselenin tüketim kültürü tarafına girmek istemiyorum.

Sadece zihinsel yönlendirme açısından baktığımızda hayatî olan bir anne-evlat

ilişkisi sınırlı bir seremoniye kurban edilmektedir.

Peygamber Efendimizin doğumunu vesile kılarak onu hem

anmak hem de anlamak için ülkemizde 1989 yıldan beri Kutlu Doğum adıyla resmi

programlar düzenlenmektedir. Bu programlar 1994 yılına kadar Mevlid kandiliyle

birleştirilmiş, birkaç yıl sonra Mevlid Kandili ile Kutlu Doğum Haftası hicri

takvim ile miladi takvim arasındaki gün farkından dolayı denk gelmemeye

başlayınca Kutlu Doğum Haftası miladi takvime sabitlenmiştir.

Peygamberimizin örnek şahsiyetinin ve sünnetinin

tanıtılması için yapılan her faaliyet adı ne olursa olsun övgü ve iltifatı hak

eder. Bunda bir sorun yok. Hicri takvim veya miladi takvim olması da problem

değil. Önemli olan Kutlu Doğum un nasıl kutlandığıdır. Modern ritüeller gibi

mi yoksa insanlığımızı gözden geçirip tuttuğumuz terazinin yamulan tarafını

doğrultmaya fırsat olacak biçimde mi Yalanı, riyayı, cimriliği, hasedi, fesadı

ve fücuru keserek mi yoksa pasta keserek mi İslam ın başkaldıran karakterine

uygun küfür ve şirkle bağdaşmayan protest karakterde mi yoksa panayır havası

içerisinde oyun ve eğlenceye katıp Protestan bir ruhla mı

Değerlerimizi onları hayata sokmak yerine konuşma

malzemesi yapmak suretiyle örseliyoruz ne yazık ki. İyiliği iyilik olsun diye

yapmak gerçek iyilik değildir; iyilik olduğunu bilmeden, iyilik yaptığının

farkına varmadan iyi olabilmektir asıl iyilik.

Dini değerleri törenleştirmek onları dünya-ahiret kolaj

çalışmasına maruz bırakmaktır. Mademki Kur an Resulullah(S.A.V) için Şüphesiz

ki sen büyük bir ahlâk üzerindesin (Kalem-68-4) buyurmakta, madem ki bizzat

Peygamberimiz kendisi için: Ben güzel ahlâkı tamamlamak için gönderildim

(Muvatta-Hüsn-ül Hulk-Ahmet b. Hanbel-2-381) diyerek ahlak a dikkat

çekmektedir, onun doğumu da bütün insanlık için bir vicdan kalkışması, bir

ahlâk ayaklanması olmalıdır.

Pasta keserek değil, bir dilim ekmek bulamayan insanlara,

çocuklara, açlara, çaresizlere, yolda kalmışlara, garibanlara, muhacirlere

yardım ederek kutlayalım. Yakamıza gül takıp pilav yiyerek değil onun şu kutlu

çağrısına icabet ederek tüm dünyaya gül mevsimini getirelim: Birbirinize buğz

etmeyin, birbirinize haset etmeyin, birbirinize arka çevirmeyin; Ey Allah ın

kulları kardeş olun! (Buhari-Edep-57,58)