İHVAN, Osmanlı devletinin yıkılmasından ve dağılmasından hemen sonra ortaya çıkmış ve İslam toplumlarının, fikri ictihadi ve ameli olarak dirilmeleri ve yeniden hayat bulmaları için büyük mücadeleler vermiştir. Bugün Mısır meydanlarında haksızlığa karşı hakkı savunanlar işte bu insanların dualarının bir sonucudur…
Bilindiği üzere, Osmanlı’nın içeriden ve dışarıdan yıpratılmaya çalışıldığı dönemde, Müslümanlar, hilafetin korunması ve devamının sağlanması noktasında çaba göstermişler ancak yoğun baskılara ve yıldırma politikalarına maruz kaldıklarından muvaffak olamamışlardır. Zira hilafet meselesi Müslümanların birlik ve beraberliği için büyük önem arz etmektedir. Fakat Müslümanlar çeşitli oyunlar ile zayıf ve etkisiz bırakılıyordu. Artık çocuklar batı modeli okullarda okuyor, askeri alanda köklü değişiklikler yapılıyor ve Batıda yetiştirilen subaylar ülkelerine dönseler de Batının birer uşağı haline geliyorlardı. İşte böyle bir kaos ortamında, Hasan El Benna ve arkadaşları insanlara fer fert, İslam’ın bir hayat nizamı olduğunu anlatıyor ve hayatlarını buna adıyorlardı. Hasan El Benna ve arkadaşları çalışmalarına başlarken birer sivil kuruluş olarak örgütlenmiş fakat daha sonra toplumun bütün katmanlarına yayılarak etkin bir rol almış, ülkeyi etki altına alan İngiliz mandasına karşı mısırlıları bilinçlendirmişlerdir. İhvanın temel başvuru kaynakları, Kuran ve Sünnetti… Onlar aile sohbetleri, ev ziyaretleri sıla-i rahim ve kahvehane konuşmaları, mescit ve cami sohbetleri ile halkı bilinçlendirmeye ve İslam şemsiyesi altında tutmaya çalışıyorlardı. Nitekim bu çalışmalar kısa zamanda semeresini veriyor ve insanlar Kuran ve sünnet ışığında hayat buluyorlardı.
Rabbimiz hiçbir boşluk bırakmıyor, İslam Coğrafyasının parçalanmaya ve dağılmaya yüz tuttuğu bir dönemde ayağa kalkışın öncülüğünü yapacak öncü nesiller ortaya çıkarıyor ve bu nesiller aracılığıyla yeni bir güneş doğuyor. İşte, Hasan el Benna ve arkadaşları Müslüman toplumların bilinç körlüğüne yakalandığı bir vakitte halkın kalbine ve beynine hitap ederek, siyasi ve İslami şuur enjeksiyonu yapmaktaydılar. Daha sonra bu projeler geniş halk katmanlarına yayılıyor, mahalli iktisadi ve sosyal teşekküller haline getiriyordu. Zira insanın ihtiyaçları maddi ve manevi bütünlük içinde karşılandığında o topluluğu Allah’ın nusretine ulaştırılacak saç ayakları oluşturulmuş demektir. Bu saç ayakları oluşturuluyor, teşkilatlar sayesinde, sosyal iktisadi ve manevi temeller atılıyor ve topluma yeni bir istikbal umudu doğuyordu. Elbette bu çalışmaların tezahürleri çalışmaların öncülerine büyük umut veriyor ve daha geniş kitlelere ulaşma cesareti veriyordu. Fakat bunlar olurken hem içerdeki işbirlikçiler hem de onların ağa babaları baskıları ile bu çalışmaların önünü kesmeye çalışıyordı. Çünkü bu çalışmalar, onların Müslüman toplumlar üzerindeki planlarını ortadan kaldırıyordu. O yüzden içerdeki işbirlikçileri ile çalışmaların önünü kesmek istediler. Ama Hasan El Benna ve arkadaşları sonunda ölüm de olsa bu yoldan vazgeçmediler ve birbirlerine kenetlenerek çalışmalarına devam ettiler. Onlar hak bir dava için ölümü göze aldılar ve yaşamlarını Allah’a adadılar. Dört önemli ilkeleri vardı:
1- Anayasamız kurandır
2- Önderimiz peygamberdir
3- Yolumuz cihaddır
4- Gayemiz Allah’ın rızasıdır
Eğer bir dava adamı, dik durmayı başarır, sabır ve metanetle mevzisinde değerlerini savunmaya devam eder, şehadet mertebesini ve Allah’ın rızasını hedefe koyarsa ölüm bu kişi için bir zaferdir. Allah’ın dini için ölümü göze alamayanlar gelecek nesillere hiçbir miras bırakamazlar. Hak dava için ölüme koşanlar ise iman, teslimeyet, hayat tarzı ve azimleri ile arkadan gelenlere öncülük yapmaya devam ederler.