Hem de öyle bir unutturuldu ki, bırakın bunun ne
olduğunu, nerede olduğunu, adını bile doğru dürüst yazamıyor ve telaffuz
edemiyoruz. Zannedersiniz ki, unutturulmaya çalışan şey , kendi tarihimiz
açısından bir yüz karası , büyük bir utanç , hazmedilmesi zor bir yenilgi. Ya
da daha hafif bir ifadeyle, bir başkasının bizim üzerimizdeki zaferlerle dolu
tarihinin bizler açısından kabullenilmek istenilmeyen bir parçası.
Oysa durum tam tersi ve bundan dolayı da tamamen ibretlik
bir olay. Sadece bizim açımızdan değil, tüm insanlık açısından. Öyle ki; bir
zafer, sonradan sonraya ancak bu kadar bir hezimete dönüştürülebilir! İnsan;
kendi tarihine, coğrafyasına, ecdadına, diline bu kadar
yabancılaş(tırıl)abilir, bihaber olabilir!
O yüzden şunu rahatlıkla söyleyebiliriz: İngiliz, belki
Kut ül Amâre de bir savaşı kaybetti. Ama sonrasında öyle bir siyaset izledi ki,
bu zaferin kahramanları ile torunlarının arasına tarihsel hafızanın silinmesi
gibi bir zafere(!) imza attı(rdı). Uğruna kan akıtılan, şehit olunan bu topraklar
ile eksik Misak-ı Milli sınırları içerisine hapsedilmiş imparatorluk bakiyesi
Türkiye Cumhuriyeti arasına çok büyük bir set çekti, aralarında uçurumlar
oluşturdu.
Dolayısıyla, bundan sonra yazılacak tarihte Kut ül Amâre
maddesi için şöyle bir not düşülmeli: Tarihine sahip çıkmayan, onu reddeden,
görmezden gelen torunun, ecdadının kemiklerini sızlattığı bir zafer!v
Kut ül Amâre Neresi Orada Ne Oldu
Kut ül Amâre, Osmanlı İmparatorluğu sınırları içerisinde,
Dicle Nehri kıyısında Şattülarap kanalı ile birleşen Basra Körfezi nin 350 km
kuzeyinde, Bağdat ın 170 km güneyinde bulunan, 6 bin 500 civarında nüfusa sahip
olan küçük bir kasabaydı.
Bağdat a ilerlemeye çalışırken kendisinin yaklaşık üçte
biri oranında bir sayıya sahip olan Osmanlı ordusuna 22-23 Kasım 1915 te
Selman-ı Pak Muharebesi nde yenilen İngiliz 6. Poona Tümeni (Hint Tümeni)
Komutanı Tümgeneral Townshend eğer 3 Aralık ta Kunt Kalesi ne sığınmasaydı,
belki de bu kasaba hiçbir şekilde tarihteki yerini alamayacaktı. Halil Paşa
komutasındaki Osmanlı ordusunun ısrarlı takibi ve sonrasında Kunt Kalesi ni 5
Aralık 1915 kuşatmasıyla başlayan ve 29 Nisan 1916 tarihine kadar süren bu
muharebe, beklediği yardım gelmeyeceğini anlayan General Townshend teslim
olmasıyla Türk tarihine büyük bir zafer olarak yazılır.
Zafer, kamuoyuna aynen şu sözlerle müjdelenir: Takriben
beş aydan beri kahraman kıtaatımızın tazyiki altında Kut ül Amare de mahsur
kalan İngiliz ordusu nihayet orduyu hümayunun kuvve-i kahresine teslim-i silaha
mecbur olmuştur. Nitekim Osmanlı ordusunun 10 bin şehit ve yaralısına karşılık
İngiliz kaybı muazzamdır. Bizzat Halil Paşa nın ilan ettiği üzere; 13
general, 481 subay ve 13.300 İngiliz
askeri Osmanlı kuvvetlerine teslim olmuştur. Bunun dışında teslim alınan
General Townshend i ve ordusunu kurtarmaya gelen İngiliz kuvvetleri de 30 bin
zayiat vererek geri dönmüşlerdir.
Dolayısıyla, Kut ül Amâre, Birinci Dünya Savaşı nda son
imparatorluğumuzun Çanakkale Zaferi sonrası ikinci büyük zaferidir. Hem de öyle
bir zaferdir ki, İngiliz imparatorluk egosu çok büyük bir darbe almış ve bundan
ötürü on yıllarca tarihsel hafızasının unutamadığı bir kâbus olmuştur.
İngiliz, Kut ül Amâre yi Niçin Unutmadı
Nasıl unutmasın Çanakkale sonrası ikinci büyük darbeyi
Kut ta alan İngiliz imparatorluğunun her şeyden önce kendi kamuoyunda ve
sömürgelerindeki prestiji ciddi bir şekilde sarsılmıştı. Oysa İngilizler Müslümanlar üzerinde meydana
getireceği etki açısından iki önemli şehri ele geçirerek savaşı, en azından
Osmanlı cephesini bitirmek istiyorlardı.
Bunlardan birincisi İstanbul idi. Bunun için Çanakkale yi
geçmeye çalışıyorlardı. İkincisi ise, Bağdat tı. Bu şehrin ele geçirilmesiyle
birlikte hem Osmanlı İmparatorluğu içindeki Müslümanlar hem de kendi
sömürgelerindekiler üzerinde ciddi bir psikolojik üstünlük elde etmeyi
hesaplıyorlardı. Ama olmadı. Biri denizin dibini, diğeri ise Arap çöllerinin
derinliklerini boyladı. Bundan dolayı, Kut ül Amâre, Çanakkale nin ikiz
kardeşidir.
Fakat Kut ül Amâre zaferinin İngilizler açısından en
büyük sonucu, Osmanlı Ortadoğusu nu diğer devletler ile paylaşmak zorunda
kalışı olmuştur. İngiltere, savaşın başındaki İngiliz Ortadoğu sunu istediği
gibi inşa edememiştir. Nitekim savaşın aleyhine seyretmeye başladığını gören
İngiltere, diğer müttefikleri ile bir paylaşım anlaşmasına giderken, ABD ye de
bir öneri götürmüştür. Dolayısıyla Kut ül Amâre de kaybeden İngiltere Fransa ve
Rusya ile Sykes-Picot-Sazanov anlaşmasına imza atmak zorunda kalmıştır.
Diğer taraftan, Kut ül Amâre hiçbir zaman için
İngiltere nin peşini bırakmamıştır. Nitekim Sykes-Picot ya imza atan İngiltere
ve Fransa, gerek Çanakkale, gerek Kut ül Amâre, gerekse de Milli Mücadele de
elde edilen zaferlerin bir sonucu olarak Sykes-Picot yu tam anlamıyla
gerçekleştirememişlerdir. Çünkü Anadolu yu, Anadolu daki o güçlü ruhu yerinden
söküp atamamışlardır. Nitekim şimdilerde eski coğrafyasına tekrar dönüşte olan
bu ruh ile emperyalizm bir kez daha karşı karşıya. Bölgeyi ya biz yeniden
dizayn edecek ve buraya özlenen barışı getireceğiz, ya da onlar kan akıtmaya
devam edecekler!
Şimdi ya Kut ül-Amâre kazanacak, ya Sykes-Picot
kazanacak
Sayın Başbakan: Şimdi ya Kut ül-Amâre kazanacak, ya
Sykes-Picot kazanacak diyor. Başbakan Davutoğlu nun bu sözü son dönemde
yaşanan mücadeleyi çok net bir şekilde özetliyor. Fakat başta hitap ettiği
çevre ve hatta yanındakilerin önemli bir kısmı olmak üzere acaba kaç kişi
bırakın Sykes-Picot yu, Kut ül Amâre yi biliyor Sykes-Picot ve Kut ül Amâre yi
bilmeyenlerin bu ikisi arasında bir mukayese yapıp, Başbakan Davutoğlu nun bu
mesajını değerlendirebilmesi, anlayabilmesi ne kadar mümkün Elbette mümkün
değil. Kitap ortasından okunduğu için hep böyle oluyor.
Ayrıca, Kut ül Amâre, bize unutturulan, unutturulmaya
çalışılan diğer zaferlerimizden sadece birisi. Örneğin, Milli Mücadele nin son
cephesi olan Elcezire de, 31 Ağustos 1922 de yine İngiliz emperyal güçlerine
karşı Türklerin, Kürtlerin ve Arapların kazandığı Derbent Zaferi ni acaba kaç
kişi biliyordur Kut ül Amâre yi, Derbent ruhunu bilmeden, emperyalizme karşı
bu coğrafya nasıl ortak bir mücadele verecek
Onun için tarihimizi yeniden yazmak gerekiyor.
Tarihimizle, ecdadımızla, coğrafyamızla, daha doğrusu kendimizle barışmanın
yolu Kut ül Amâre den geçiyor. Bunun için de, İkinci Dünya Savaşı sonrası
İngiltere-ABD ikilisi ile yeni bir başlangıç adına kutlamalarına son verilen bu
büyük zaferin kutlamalarına tekrar kaldığı yerden, Yeni Ortadoğu-Yeni Türkiye
sürecinde başlatılması gerekiyor. Aksi takdirde, zaferlerine sahip çıkamayan
bir milletin, devletin, coğrafyasına ve tarihsel misyonuna sahip çıkması sadece
bir ham hayal olur!