Hakikate, doğruya, gerçeğe ulaşmada merak, itici bir güdüdür. Merak etmeye başlanıldığı anda yeni bir sürece, yeni bir duruma ve konuma yönelinmiş olunduğu için araştırmaya başlanılmış olur. Araştırma, isterse yanlış bir sonuca götürmüş bulunsun, önceki halden farklı bir hale geçilir.
Merak nasıl itici bir güdüyse kuşku da öyle. Ama kuşku duyabilmek için ortada bir olgunun, olayın, durumun vb. varlığı şarttır. Yani meraktan farklı olarak, kuşku, konu edinilebilen şeyden hareket eder. Kuşkucu sonucu ortaya konulan ya öncekinin tasdiki ya da yanlış olmasıyla reddi şeklinde gerçekleşir. Denebilir ki kuşku kendiliğinden reddi, inkârı intaç etmez, yani içermez. Fakat kuşku sonucu ulaşılanın, mesela hakikatin, bilginin, doğrunun kesinliği elde edilir. Kuşkuyu bir yol, yöntem haline dönüştürerek, düşünce ve bilim alanında sağlam bir ilkeyi ortaya koyanlar da olmuştur. Gazali ve Descartes gibi.
"Komplo" (complot: suikast, gizli tertip) kelimesinin muğlak bir şekilde kavramlaştırılması, merak ve kuşku gibi hakikate, doğruya ulaştırıcı yetenek ve gücü adeta işlemez, işletilemez hale getirmiştir.Özellikle siyaset alanında mutlaka olması gereken kuşku ve merak, "komplo" kelimesinin karartmasına uğramaktan çalıştırılamamıştır. Oysa kuşku ve merak kendi bağlamarında işletilmiş olunsaydı, siyaset alanında birçok olay, durum, düşünce, görüş, karar ve uygulamalar mutlaka daha farklı anlamlar kazanabilecek, dolayısıyla sağlıklı bir siyaset kurulmuş olabilecekti. Meselâ İnönü nün, kendi önderliğinde sürdürülen tek parti (eşdeyişle parti-devleti) iktidarına son veren anlamında "47 Temmuz unda yaptığı konuşma sadece "çok partili" hayata geçiş olarak anlaşılmıştır. Biraz üstelediğinizde verilen cevap; ABD büyükelçisinin, ileride San-Fransisko da bir konferans düzenleneceği ve bu konferansa ancak çok partili ve demokrasiyle yönetilen devletlerin katılabilecekleri yollu sözüdür. Elbettebu bir gerçeği ifade ediyor ama asıl gerçeğin, söylenilmeyen doğrunun ne olduğunu açıklamıyor, belki de örtüyordu. Onun için birtakım yazarlar, gazeteciler siyasetçiler ihtimal hesabı kabilinden istidlaller, çıkarımlar yapmaya yönelecekler ama "komplo"cu yakıştırmasının da şüphesine muhatap olacaklardır. Meselâ Attila İlhan gibi. İlhan, "millî siyaset"ler ayrılmayı İnönü nün iktidarına, "Amerikancılığın" iç siyasette belirleyici oyuncu olarak katılımını da San Fransisko Konferansı na bağlar. Aslında bu görüş yeni de değildir. 43 yılından itibaren, mesela Necip Fazıl ın "Büyük Doğu"yu çıkartmaya başlamasına kadar da götürülebilir. Demek oluyor ki, merak ve kuşku sağlıklı bir şekilde çalıştırılamamıştır.
O zamandan bugüne, merak ve kuşkunun sağlıklı ve verimli işletildiği söylenebilir mi Açık, kesin bir cevap verilip verilemiyeceğini şu örnekler çerçevesinde irdelemek mümkündür.
Yeniçağ gazetesinde Aslan Bulut şöyle bir kuşkusunu dile getirip duruyor, kendi beyanına göre (03.02.2008 tarihli yazısı) yedi yıldan beri ama cevap alamadığını söylüyor. Kuşkusu şu: AKP nin programı, Amerika daki CFR kuruluşu tarafından gönderilen esaslar doğrultusunda oluşturulmuştur (mu ) Bir başka kuşkusu da 5 Kasım da Beyaz Saray da konuşulanlar arasında "Ergenekon"( )un tasfiye edilme mutabakatına varıldığını ileri süren bir gazetecinin, bu bilgiyi başbakandan mı, yoksa cumhurbaşkanından mı aldığıdır. Sözkonusu gazetecinin cumhurbaşkanının Beyaz Saray ziyaretinde, program dışı ve gayri resmi olarak yaptıkları bir görüşme ve bunun hangi kişi ya da kuruluşla olduğu kuşkusunu Akşam gazetesinde Oray Eğin bir kaç yazısında sorup duruyor.
Özetle, bu ve benzer birtakım kuşkuların ortaya çıkması değil, bu kuşkuların "komplo" ambalajına sarılması, bizi hakikatten doğrudan, gerçekten uzaklaştırır.
Kuşku kabilinden, başörtüsü meselesini kendi mecrasında tutmak kaydıyla, başbakanın İspanya da "simge" açıklaması, Anayasa ve YÖK yasasının ilgili maddelerinde akla seza değişiklik taslağı ve başlayan kutuplaşma süreci de 5 Kasım da Beyaz Saray da gündeme alınmış olabilir mi Herhangi bir gazeteciye veya siyasetçiye sormuyorum, sadece sesli düşünüyorum.