Kuşaklar üzerine

Abone Ol

Kuşaklar tartışması uzun zamandan beri süregelmiştir. Kuşaklar üzerine ciddi araştırmalar yapılırken bazıları da kuşakları tanımamaktadır. İster kabul edin ister etmeyin, adına ister x, y, z, alfa, beta, milenyum deyin, ister numara verin, isterseniz isimlendirmeyin ama belli dönemlerde nesiller arasında ciddi farklılıklar ortaya çıkar. Son 60 yıla baktığınızda bu değişimi açık bir şekilde görebilirsiniz. Biraz daha yakına gelecek olursak, 1980’li, 2000’li ve 2010’lu yıllarda doğanların arasında ciddi davranış farklılıkları olduğunu müşahede edebilirsiniz. Yani “kuşaklar” diye bir şeyin var olduğunu düşünenlerdenim.
2000’li yıllardan önce bu farklılıklar ortalama 20 yılda bir gerçekleşirken 2000’li yıllardan sonra bu aralık daha kısa zaman dilimlerine sıkışmış gözüküyor. Bu durumu etkileyen en önemli faktörlerin başında teknolojik gelişmeler, iletişim şeklinin değişmesi, sosyal medyanın etkisi gelmektedir. Önceleri Facebook ile başlayan sosyal medya devrimini, YouTube ve diğer platformlar takip etti. Zaman ilerledikçe bunlara yenileri eklendi. Bazı platformlar doğdu ama uzun süre yaşayamadı. Ardından sanal gerçeklik, nesnelerin dünyası bu büyük değişimlerde etkili olmaya başladı. Bütün bu gelişmeler haliyle hayatımızın her alanını etkiledi. Dolayısıyla dijital dönemin psikolojik ve sosyolojik etkilerinden bahsetmemek mümkün değildir. Kuşaklar bağlamında Evrim Kuran’ın “Z Bir Kuşağı Anlamak” kitabını tavsiye edebilirim. Ayrıca sosyal medya devrimi ile alakalı medya tarihinden başlayarak konuyu ele aldığım, “Sosyal Medyanın Üçüncü Boyutu” kitabımı da tavsiye ederim.

Bugün kuşakları reddetmek, yaşadığımız çağı gözlerimiz ve kulaklarımız kapalı analiz etmeye benzer. Zamanın ruhunu anlamak ve anlamlandırmak istiyorsanız yeni nesillerin nasıl düşündüğünü, nasıl yaşadığını, nelerden hoşlandığını, nerelerde vakit geçirdiklerini, hayata nasıl baktıklarını, sosyal medya platformlarının hangilerinde zaman harcadıklarını, ne tür kitapları okuduklarını, ne tür yemeklerden hoşlandıklarını, kimleri takip ettiklerini ve kimleri takip etmediklerini bilmek zorundasınız. Eğer sosyal işlerle ilgileniyorsanız, siyasi çalışma yapıyorsanız, sosyal sorumluluk projelerinde aktif rolalıyorsanız bu durum sizin için bir tercihten öte önemli bir zorunluluk haline gelmiş demektir.

Yeni nesille çatışma halinde olan, yeni nesli beğenmeyen, kendilerinden, gelecek namına bir beklentisi olmayanların genelde yeni nesli tanımadıkları, onları anlayamadıkları aşikârdır. Hz. Ali’nin bir sözünden örnekle, aslında onlar bilmedikleri şeye düşmanlık yapmaktan başka bir şey yapmamaktadırlar. Yeni nesli anlamanın en önemli yöntemlerinden biri 21. yüzyıl yetkinlikleri üzerine kafa yormaktır. Eğer bugün Amerika merkezli dünyanın en büyük şirketleri, belli başlı düşünce kuruluşları ve vakıflar bu konular üzerine araştırma yapıyor, platformlar kuruyor, emek sarf ediyor ve kafa yoruyorsa burada bir iş var demektir. Eğer yaşadığımız çağın en önemli sermayesi bilgi ise başarılı olmak isteyen her kurum ve kuruluş bu bilgiye sahip olmak zorundadır. Zamanın sorunlarını çözmek için, zamanın sorunlarını çözmemizi sağlayacak bilgiye sahip olmaktan başka bir yol maalesef yoktur.

Nesiller arası yaşanan problemlerin temelinde işte bu bilgi eksikliği yatmaktadır. İletişim çağının en büyük problemlerinin başında yine iletişim problemlerinin olduğu gerçeği gibi. Ülkemizde en son yatırım yapılan şeyin bilgi olduğu gibi. Ülkemiz şirketlerinin en büyük probleminin, şirketlerde fikirlerin, projelerin değil siyasetin her zaman kazanan taraf olduğu gibi. Nereye giderseniz gidin, liyakatin değil, adam kayırmacılığın hâkim olduğu gibi. Hasılıkelam, kuşaklar vardır ve kuşaklar sadece anlaşılmak, kendilerine değer verilmesini beklemektedir. Biraz daha fazla anlayış ve iletişim ile bütün problemlerimizi çözebiliriz.