Demokrasilerde alınan her kararın ille de herkes tarafından doğru kabul edilmesi gerekmez ama, bazı kurumların dediğim dedik dayatmaları da doğru değildir. Demokrasiden maksat idarenin aldığı kararlarda halkının etkisinin ve yönlendirmesinin sağlanması ise bunun yolu Parlamento dan geçer. Halkın sandıkta kendi adına kararlar almak ve ülkeyi yönetmek üzere yetki verdiği vekilleri son sözü söyleme durumunda olmadıkça onların üzerinde karar organları bulunduğu sürece uygulanan sisteme demokrasi demek mümkün olmaz. Buna rağmen her ağzını açanın demokrasiden söz etmesi halkı kandırmaktan öte bir anlam ifade etmez.
Bunun yanında demokrasi her kararın oy birliği ile alınması gereken bir sistem olmadığı gibi azınlığın çoğunluğu yönettiği bir sistem hiç değildir. Bir başka ifade ile azınlığın dayatmalarının geçerli olmadığı bir ülkede demokrasinin sözünü etmek anlamsızdır. Kısacası, farklılıklara tahammülün adıdır demokrasi. Bir bakıma Parlamento nun aldığı kararlar elbette bir ülkedeki her ferdi memnun etmeyebilir ama, bazı kurumların Parlamento ve milletin vekillerine rağmen bazı dayatmalarda ısrar etmesi ya o sistemdeki zaaftan ileri gelir ya da milletin vekillerinin sergilediği gevşeklikten kaynaklanır. Bir takım kurumlar millete ve milletin vekillerine rağmen halkın iradesini bir kenara itebiliyorlarsa bunun karşısında milletin vekilleri seslerini yükseltemiyorsa ortada demokrasi değil kurumlar diktatörlüğü var demektir.
Bazı kurumların dayatması ile bu ülkede sıkça karşılaşıyoruz. Adeta milletin çoğunluğunun isteği dikkate alınmıyor, yok sayılıyor. Bazı kurumlar kendilerini Parlamento nun da üzerinde görüyor ve millete rağmen uygulamalar sergiliyorlar. Böyle bir tavrın normal işleyen demokrasilerde karşılığı vardır elbette. Ama ülkemizde Parlamento yu fesheden güçlere karşı bile maalesef bir müeyyide söz konusu değildir.
Geçtiğimiz günlerde toplanan Millî Eğitim Şûrası nın aldığı bazı kararlar üzeri YÖK Başkanı söz konusu kararların kendilerini bağlamadığını, çünkü Millî Eğitim Şûrası nın aldığı kararların temenni niteliğinde olduğunu belirtmiş. Alınan kararların uygulanmasının söz konusu olamayacağını da özellikle belirtmiş.
Peki YÖK Başkanı nın bu tavrı millet iradesi ile ne ölçüde örtüşüyor Örtüşmediği kesin. Bunu hem mevcut Parlamento aritmetiğine bakarak söyleyebiliriz hem de bazı kurumlar tarafından yapılan anket çalışmalarının sonuçlarına göre de söyleyebiliriz.
Bunun ötesinde bir Şûra toplanıyor ve bu Şûrada Millî Eğitim i ilgilendiren her konu ele alınıyor, müzakere ediliyor ve kararlar alınıyor. Bu toplantıya YÖK katılmaya bile gerek duymuyor. Sanki kendilerini devlet içinde devlet gibi görünüyor ve halkın seçerek işbaşına getirdiklerini kale almamak gibi bir tavır sergiliyorlar. Bu sistemin adı demokrasi olarak kalacaksa halk egemenliğinin vekilleri vasıtasıyla Parlamento ya kesinlikle yansımasının sağlanması gerekiyor. Aksi halde belli sürelerle milleti seçim sandığına çağırmanın anlamı yoktur. Çünkü, milletin seçtiklerinin egemenlik alanı öylesine sınırlandırılmış ki, vekiller çok dar bir alanda paslaşmak zorunda kalırlarken idarenin çok geniş bir bölümü bazı kurumların insiyatifine terk edilmiş bulunuyor.
Son günlerde yaşanan bir başka konu ise bir profesörün yaptığı bir konuşma sebebiyle mensubu olduğu üniversitede ders vermesi yasaklanıyor. Sebep ise bazılarına ters gelecek sözler sarf etmiş olması. Belli ki bu ülkede milletin yetki vermediği ama olağanüstü dönemlerde yapılan düzenlemelerle idarenin içinde bağımsız hale getirilmiş bazı kurumların istediği gibi düşünüp onların istediği konuşmadığınız takdirde bu ülkede yaşama hakkınız olmayacaktır.
Söz konusu profesörün söylediklerine katılmamak, beğenmemek mümkündür. Ama, böyle konuştu diye ağzının bantlanmasının izahı olabilir mi Böyle bir ülkede demokrasiden söz edilebilir mi
Sanıyorum önce bu sorunu çözmek gerekiyor. Bu sorunun çözülmesi ise olağanüstü güçler edinmiş kurum ya da kişilerle uzlaşma ile mümkün değildir. Çünkü, görünen o ki bu kişi ve kurumlar kesinlikle uzlaşma yanlısı değildirler. Kendilerini bir takım tehlikelere karşı ülkeyi korumak gibi bir göreve sahip kabul ediyorlar ve kendileri dışında kalanları da hain olarak görüyor ve takdim ediyorlar... Olaya mutlaka neşter vurulması gerekiyor.