Kurtuluşun Yolu

Abone Ol

Muhterem Müslümanlar!

Hayatınızı zindan eden korkunç sıkıntıların ve hesapların içinde zehir zemberek bir yaşantımız var. Zalimler, bu ülkenin gerçek sahiplerini bir şeyler yapmaya zorluyorlar.

Bu ülkenin gerçek sahipleri şüphesiz ki, biz Müslümanlarız. Hepimiz soyumuzdan, bu ülkede yaşayalım diye nice şehitler vermişiz; nice gazilerden kahramanlık ve cesaret örnekleri almışız. Bizler bu ülkede yaşamaktan, mukaddesatımızdan asla taviz vermeyiz.

Yakındır, bugünlerde geçecek. Buna ümidimiz tamdır. Allahtan hiçbir zaman ümit kesmiyoruz. İmanımızın gereğidir budur. “Benden ümidinizi kesmeyin, ancak kâfirlerdir ümitleri kesenler.” âyeti biz Müslümanların durumunu beyan etmektedir.

Muhterem Müslümanlar!

Allah’tan ümit kesmemekle birlikte iyi ameller için şu hususları da ihmal etmeyelim:

İtikadımızı sürekli olarak tashih edelim (düzeltelim).

Beş vakit namazımızı dosdoğru ve bütün gereklerini yerine getirerek kılalım.

Farz namazlarımızı cemaatle kılmak için bütün gücümüzle gayret edelim. Cami cemaatinin durumu tartışma konusu yapılabilir. Biz Müslümanız, bozulanı düzeltmek bizim görevimizdir. Gayret edersek Allah’ın yardımıyla bozuklukları düzeltebilir anormalliklerden her şeyi normal mecrasına (yoluna) yönlendirebiliriz. Allah’ın yardımı olursa, her konuda olduğu gibi bu hususta da başarısızlık asla söz konusu olamaz.

İyiliği göstermek, güzel örnek olmak, kötülüklerden caydırmak, olumsuzluklara mani olmak biz Müslümanlara farzdır. Bu farz ihmal edilirse hiçbir beladan kurtulamayız. Bu halde kurtulmak imkânsızdır. Zaten sıkıntılarımızın sebeplerinden biri de bu farzı terk edişimizdir.

Kendimizin aile efradımızın ve toplumumuzun ıslahı için yılgınlık göstermeden Rabbimizin yardımınızı talep ederek var gücümüzle çalışalım. Samimi olursak mutlaka muvaffak oluruz…

Sıkıntılardan kurtulmanın yollarından biri de Allah rızası için yoksullara, geçim darlığı çekenlere, fakir fukaraya yardım etmektir. Sadakalarımız eksilmesin. Çünkü “Sadaka belaları def eder” buyurmuştur Peygamber Efendimiz (s.a.v.).

Günahlarımızı asla sevmeyelim. Hıyanetlerimizin affı için gözyaşı dökerek af dileyelim. Para hırsından, biriktirme hastalığından kurtulmazsak haramdan uzaklaşamayız. Bu hastalıkları Kur’an ve Sünnet prensipleriyle tedavi edebiliriz. İhmalkârlık yapmayalım.

Muhterem Müslümanlar!

Rabb’ımızın sevmediği ve asla hoşnut olmadığı bunun içinde yasakladı savurganlık (israf), gösteriş, gurur ve kibir bataklığına düşmekten kendimizi ve çevremizi koruyalım ve kollayalım.

Yaratılanı yaratan hatırına sevelim...

Dünyevi ve uhrevi işlerimizde daima ehil zâtlarla istişare edelim. İstişare yapacağımız kişilerde üç özellik arayacağız:

İtikadı sağlam olacak.

İlmi olacak.

Ameli de itikadına ve ilmine uygun olacak.

Bu özellikleri taşımayan zındıklara tabi olursak helak oluruz. Memleketimizin başına gelen bela ve musibetlerin sebeplerinden biri de bu zındıkların tavrıdır. Onlardan uzak durmamız gerekir.

Bir takım şeytan taraftarları kendi heva ve heveslerini öne çıkararak Kur’an-ı Kerim’i yorumlamaya başladılar. Bu maşalar şeriatsız fakatsız kendi ideolojilerine münhasır bir “İslam” üretme sevdasındalar. “Ilımlı İslam” yaygarası yapıyorlar. Bunları Kuran-ı Kerim: “Namazı bıraktılar, şehvetlerine ve hevâlarına uydular.” diye beyan ediyor.

Muhterem Müslümanlar!

İçinde bulunduğumuz bela ve musibetlerden kurtulmak için öncelikle Allah’ın rızasını kazanacak tarzı yaşayalım. Örnek ve model olarak gönderilen Peygamberimizin emrine uyup sünnetine sarılalım. Kurtuluşun yolu budur.