Endülüs kaybedildikten sonra Moro da kaybedildi. Şayet
Endülüs Müslümanları cephe ve mevzilerini koruyabilmiş olsalardı Moro da
bağımsız olarak kalacak ve esaretle tanışmayacaktı. Bir uçta yani Garp’ta bir
kırılma, diğer uçta yani Şark’ta da bir kırılmayı doğurmuştur. Bir bölgede
vazife ihmali diğer bölgede felaketle sonuçlanabiliyor. Fransızlar ve
İngilizler kâh rakip kâh ortak haline gelmeden, aynı şeyi İspanyol ve
Portekizliler kendi aralarında yapıyordu. Endülüs’ün Ferdinand ve İzabella’nın
eline geçmesinden sonra İspanya ile Portekiz, Sykes-Picot’dan yüzyıllarca evvel
Afrika’yı ve dünyayı kendi aralarında taksim ediyorlar. 1492 yılında Endülüs
Müslümanlarının yenilmeleriyle birlikte İspanya ve Portekiz zafer sarhoşluğuyla
bir sinerji yakalar ve geniş bir işgal hamlesi başlatır. Bu hamlenin ilk
hedefi, İslam dünyasının işgal edilmesi ve itaat altına alınmasıdır. Yine bu
gayeye matuf olarak Kristof Kolomb keşiflere çıkar. Bu zafer rüzgârı
İspanyolları Moro ve Filipinler’e kadar taşır. Zamanla İspanyollar Filipinler
halkını Hıristiyanlaştırır. Moro’yu ise işgal altına alırlar. Moro halkı
Müslüman olduğundan güçlü bir kimlik sahibidir ve bu onu İspanyollar karşısında
diri tutar. Amaç, İspanya’da yaptıkları gibi Moro halkını da
Hıristiyanlaştırmaktır. İspanyol ve Portekiz hamlelerine karşı bir taraftan
Yavuz Sultan Selim diğer taraftan ise Borboros ve Oruç kardeşler ve Turgut Reis
ve Seyyit Ali Reis harekete geçer ve Akdeniz’den Malaka’ya kadar bu hayâsız
akınları durdururlar. Bu süreci Gannuşi iki kelimeyle özetler: “Müslüman olarak
kalmamı ve var olmamı Osmanlılara borçluyum…” Gannuşi, önce Allah, sonra
Osmanlı ve Sinan Paşa sayesinde Tunus halkının Hıristiyanlaştırılmaktan
kurtulduğunu yâd eder.
*
İspanyolların ve Amerikalıların muakkipleri Filipinli
misyonerlere ve soykırım kampanyalarına karşı Moro Müslümanları 1972 yılında
bir kez daha ayaklanır ve başkaldırırlar. Aralıklarla bu var olma savaşı 40 yıl
sürer. Bu arada, Nur Misuari belki de Arafat’tan ilham alarak 1996 yılında
Manila yönetimiyle masaya oturur ve bölge valisi olarak atanır. Bu kurumsal
çerçeveli bir anlaşma değildir. Anayasa tadil edilmemiştir ve onun ötesinde
halkın reyi ve onayı alınmamıştır. Her yönüyle iğreti bir anlaşmadır. Manila
yönetimi ise meseleyi halk üzerinden değil liderler üzerinden çözmek ister. Bu kolayına
gelir. Bununla birlikte hem bu anlaşma yürümez hem de MNLF’in (Moro Milli
Kurtuluş Cephesi) bu tek yanlı anlaşmasına MILF (Moro İslami Kurtuluş Cephesi)
katılmaz. Selamet Haşim, Nur Misuari’nin yapmış olduğu bu tek yanlı anlaşmadan
uzak kalır. Ortağı olmaz. Misuari’nin genel vali olarak görev süresinin sonuna
doğru anlaşma yürümez ve çatlaklar oluşur. Anlaşmanın anayasal zemini
olmadığından dolayı ortaklık bozulur. Peki! Nur Misuari gibi pragmatik bir
şahsiyetin yürütemediği bir süreci Selamet Haşim’in halefi olan Hacı Murat
İbrahim nasıl sürdürebilir Bunun hikâyesini ve sürecin geleceğini ve
kırılganlığını, beklentilerini bizzat Hacı Murat İbrahim, İHH’nın İstanbul’daki
merkezinde gazeteci ve basın ve STK mensuplarına anlattı.
*
Kendilerine Kur’an tabiriyle ‘yesumune sue’l azab’ yani
işkencenin en acısını tattıran işgalcilerin veya İspanyolların devamı olan
Manila yönetimine güvenmediklerini lakin Malezya’nın araya girmesi ve
güvencesiyle birlikte masaya oturduklarını ifade etmiştir. Bölgesel istikrar
Malezya gibi ülkelerin lehinedir. Bu nedenle meselenin bitmesini arzuluyorlar.
Hatta böyle bir uzlaşma zeminini Amerikalılar da yeğliyorlar. Hacı Murat Bey’in
ifadesiyle, bu bölgede istikrar Amerikalıların da lehine ve çıkarınadır.
Ünlü savaş uzmanı Carl von Clausewitz’e göre, “Savaş
siyasetin başka araçlarla (şiddet araçlarıyla) devamıdır.” Bu anlamda diplomasi
de savaşın, masada devam eden boyutudur. 40 yıldan sonra Ekim 2012 tarihinde
Manila yönetimiyle Moro İslami Kurtuluş Cephesi arasında bir çerçeve
anlaşmasına varılır. Bu çerçeve anlaşmasıyla ilgili süreç devam ediyor.
Kaynakların ve mahalli hükümet ile merkezi hükümet arasında yetkilerin
paylaşımı ve ateşkes ve silahsızlanma gibi sürecin çeşitli etapları var. Bir
aksilik olmazsa süreç ilerleyecek ve süreç ilerledikçe savaşın şekli değişecek.
Bu değişen şekli ve muhtevayı, kurtuluş savaşından kuruluş savaşına’ şeklinde
özetlemek mümkündür. Morolular bu kuruluş savaşında Türkiye ve İslam dünyasını
da yanlarında görmek istiyorlar. Hacı Murat bu taleplerini iletti.