Kurtuluş mücadelesi (5)

Abone Ol

Herkes Cihadı Öğrenmeli

Biz milletçe yaklaşık yüz yıl önce “kurtuluş mücadelesi” verdik. Yediden yetmişe bütün millet bu mücadeleye iştirak etmişti. Ben şehrim olan Gaziantep’teki mücadeleyi çok iyi bilirim. Zira yaklaşık 42 yıl önce Gaziantep’teki kurtuluş mücadelesine iştirak eden gazilerle röportaj yapmış, hatıralarını dinlemiş, savaşın cereyan ettiği yerleri karış karış gezmiş, o şanlı mücadelenin izlerini takip etmiştim. Gaziler arasında savaşta çocuk çağlarda olanlar da vardı. “Çocukların savaşta ne işi var?” diyenlere peşinen şunu da hatırlatalım. O savaşa kadınlar, ihtiyarlar, âmâlar ve diğer engelliler de iştirak etmişti. Zira onlar İslâmiyet’i çok iyi biliyorlardı. İslâm’ın hükmüne göre, bir İslâm beldesine düşman girdiğinde cihat, yediden yetmişe herkese farz-ı ayn olmaktaydı. Sair zamanlarda ise, cihat eden ordu mensuplarının dışındakilere cihat farz-ı kifaye idi. Köre, topala, hastaya ise cihada katılmadığı takdirde bir vebal yoktur. İslâm devletinin yeterli askeri mevcutsa çocuklar ve kadınlar da savaşa katılmazlar.

Bütün Müslümanlar, yediden yetmişe, kadın, erkek yaşlı herkes cihat bilgisini öğrenmelidir. Zira cihat farz bir ibadettir. Cihat o kadar ehemmiyetlidir ki 350 ayette sarahaten cihat anlatılmıştır. Ayrıca cihatla ilgili yüzlerce hadis-i şerif vardır. Öte yandan Peygamber Efendimiz (S.A.V.) fiilen cihat etmiş, ordunun başkomutanı olarak gazalara iştirak etmiş, dört bir yandaki düşmanların üzerine seriyyeler, yani askerî birlikler göndermiştir. Sonraki devirlerde İslam devletleri, düşmanlarla yüzlerce defa cihat etmiş, yani savaşmıştır.

Fiilen cihadın içinde olan askerlerimize ve polislerimize cihatla ilgili fıkhî bilgiler mükemmel şekilde öğretildiği gibi, daha önce söylediğimiz gibi herkese cihatla ilgili temel bilgiler öğretilmelidir. Ayrıca, askerimiz ve polisimiz, fiilî cihat bilgisini nasıl öğreniyorsa, bu ülkede yaşayan her vatandaşa da fiilî cihat tatbikî olarak gösterilmeli, öğretilmelidir.

Kurtuluş Savaşı’ndan sonraki yıllarda ülkemiz defalarca savaşın eşiğine gelmiş, Kıbrıs’ta da askerlerimiz kahramanca savaşmış ve dünya savaş tarihine geçecek parlak zaferler kazanmışlardır. Ülkemiz son 30-40 senedir düşmanlarımızla, onların piyonu olan terör örgütleri aracılığıyla savaşmaktadır. Ülkemizin ve milletimizin düşmanları dört bir yanımıza konuşlanmış durumdadır. Neler yaptıklarını uzun uzadıya anlatmaya gerek yok. Şekil 1’de, 2’ de, 3’te görüyorsunuz. Tablo böyle iken inanın şu “paralı askerliğe” aklım ermiyor. Kim ne derse desin ben bu işi hazmedemiyorum. Şahsen iki oğlumu da Mehmetçik olarak askere gönderdim ve Allah’a hamdolsun, arslanlar gibi askerliklerini yaptılar. Allah ömür verirse, torunlarımın da askerlik yapmasını isterim. “Sen ağa, ben ağa bu ineği kim sağa!” Öyle yan gelip yatılacak bir durumumuz yok. Şahsî teklifim şu: Ortaokul çağından itibaren erkeklere, ordumuzun ve polis teşkilatımızın nezaretinde “fiilî cihat” dersleri öğretilmelidir. Hatta hanım subaylar ve hanım polisler nezaretinde hanımlara da bu fiilî cihat dersi, silah kullanma, yakın dövüş, vatanı her halükârda müdafaa eğitimi verilmelidir. Bu teklifimin belgelerle delili ise; “Tarihimizin En Kara Günleri: İşgal Yılları” ve “İşgal Yıllarında Yunan Zulmü” başlıklı kitap çalışmalarımdır. O çalışma için Anadolu’nun her yerindeki işgal yıllarında olup bitenleri ve verilen mücadeleyi araştırdım. İnsan kaybımızın ve tecavüzlere maruz kalmanın yüzde 99’unun işte bu cihat eğitiminden mahrumiyet olduğunu gördüm. Zira o devirdeki kadınlar ve erkekler Osmanlı devletinin muhteşem zafer hikâyeleriyle büyümüşlerdi. Böyle bir devlet ve böyle bir ordu varken hangi düşman kendilerine yan bakabilirdi? Hele hele hangi düşman taaa Anadolu’ya kadar gelebilirdi? Ancak hayal bile edilemeyen oldu. Atalarımız ne demiş: “İşini kış tut da bahar çıkarsa şansına…”  Ya da Abdulhak Molla’nın dediği gibi; “Hazır ol cenge, eğer ister isen sulh ü salâh.” Bizim ülkemiz öyle bir ülke ki, elde tutmak ve istiklâliyetimizi muhafaza etmek için mutlaka cihadı öğrenmeliyiz. Hem nazarî olarak, hem fiilî olarak…