Kurtuluş gemileri

Abone Ol

Bizi neden dinlemiyorlar Neden sözümüze itibar

edilmiyor Saatlerce konuştuğumuz sohbetlerimiz neden tesirsiz kalıyor

Öğrencilerle konuşmaya gidiyoruz, dinlemiyorlar. Evlerimizde sohbetler

veriyoruz, anlamıyorlar. Çocuklarımıza nasihatler ediyoruz, kulaklarından akıp

gidiyor. Eşimiz anlamıyor, çocuğumuz dinlemiyor, komşumuz umursamıyor,

arkadaşımız ciddiye almıyor, başkanımız, yardımcımız, hısımımız, akrabamız Hiç

kimse uyarılarımızı yürekten duymuyor, neden

Oysa biz kendimizi davamıza verdik. Varımızı yoğumuzu

ümmetimiz için feda ettik ve bu uğurda durmadan koşturuyoruz. Hak hâkim olsun

diye canla başla çalışıyoruz. Ev sohbetleri, öğrenci ziyaretleri, konferanslar,

eğitimler, okul seminerleri Elimizden geldiğince, gücümüz yettiğince insanları

iyiye, güzele, faydalıya çağırmaya gayret ediyoruz. Özellikle ellerimizin arasından

kayıp giden genç nesli kötülüklerden uzak tutmaya cehd ediyoruz. Her fırsatı

değerlendiriyoruz bunun için. Telefonumuzdan mesajlarla, sosyal medyadan

davetlerle, elimizle, dilimizle yığınla insana ulaşıyoruz ama olmuyor. Hiçbir

şey bizim hayal ettiğimiz gibi sonuçlanmıyor. Çoğu zaman amaçlanan hedefe

varılamıyor. Bırakın dışarıdaki çocukları, kendi evimizde bile sözümüz

dinlenmiyor. Uyarılarımız kendi çocuklarımızı bile dize getirmiyor

Bu, cevabını bir türlü bulamadığımız, bulsak da içimizde

hazmedemediğimiz bir soru değil mi Bir zamanlar, dinlediği ezgide geçen bir

vurguyla yüreğini coşturup hayatına yön veren ya da okuduğu kitapta altını

çizdiği bir cümleyle birçok yanlışını görüp bilen insanların sözlerinin, şimdi

hangi ortamda olursa olsun tesirsiz kalması yürekleri burkan bir çaresizliktir.

Ve biz yine dönüp kendimize bakmak yerine bu çaresizliğin tek sorumlusu olarak

karşımızdakileri suçluyoruz. Onlar bir türlü anlamıyorlar, onlar dinlemiyorlar.

Zaten ahir zamandayız. Hem koskoca Nuh Peygamber bile bin yıl anlatmış da kaç

kişi anlamış!...

Tam da burada İmam-ı Azam ın bal dersini bir daha

dinlemeliyiz belki. Büyük İmam a bir gün bir adam gelir ve doktorun, oğluna bal

yemesini yasakladığını fakat onun bu yasağa bir türlü uymadığını söyleyerek

yardım ister. İmam-ı Azam da adama: Şimdi git kırk gün sonra gel der. Adam

gider kırk gün sonra oğluyla birlikte tekrar gelir ve yardım talebini yineler.

İmam-ı Azam çocuğun yanına yaklaşır ve Oğlum bal yeme der. Adam şaşırır ve

kırk gündür bunun için mi beklediklerini sorar. Öyle ya aynı şey kırk gün önce

de söylenebilirdi. İşte o zaman İmam-ı Azam hepimize ibret olması gereken

cevabı verir: Ben bal yiyen bir insanken ona Bal yeme desem fayda vermezdi.

Kırk gün sonra gelmenizi istedim ki ben de o süre boyunca bal yemedim. İşte

şimdi ona nasihat edebilirim

Evet, bizler bir şekilde sürekli olarak birilerine

nasihat ediyoruz. Doğruyu göstermeye çalışıyoruz. Fakat kendimiz sözümüzün eri

olamadığımız için, yaptığımız nasihatleri kendimiz yaşıyor olmadığımız için

sözümüz tesir etmiyor. Çocuğumuza namaz kılmasını söylüyor, fakat kendimiz

namazlarımızı reklam aralarına sıkıştırıyoruz. Konu komşumuza tesettür

brifingleri veriyor, fakat kendimiz tesettürümüze yakışmayan hareketlerde

bulunuyoruz. Vakıf sohbetlerimizde hayalimizdeki Kur an nizamını anlatıyor,

fakat evlerimizde Kur anlarımızı kılıflarından çıkarıp yüreklerimize

indiremiyoruz. Bir şeylerin sadece edebiyatını yapıyor ve bunu cihad sanıyoruz.

Anlattıklarımızdan çok üzerimizde taşıdığımızın, sözlerimizden çok

yaşadıklarımızın tebliğ olacağını unutuyoruz.

Allah Rasulü bir hadisi şerifinde kıyamet günü getirilip

ateşin içine atılan bir adamdan bahsediyor. Bağırsakları karnının dışına çıkmış

ve eşeğin değirmen taşının etrafında döndüğü gibi bağırsaklarının etrafında

dönüyor. Cehennemlikler, adamın iyiliği emredip kötülüklerden alıkoymaya

çalışan birisi olduğunu bildiklerini, ona rağmen bu haline sebep olan şeyin ne

olduğunu soruyorlar. Haklısınız, ben iyiliği emreder fakat onu yapmazdım.

Kötülüklerden sakındırmaya çalışır ancak ben yapardım cevabını veriyor.

(Ahmed: 21843, Buhari: 3065, Müslim: 2989/51)

Görüyoruz ki yapmayın dediklerimizi kendimiz yapınca ya

da yapın dediklerimizi kendimiz üzerimizde taşımayınca gördüğümüz karşılık

sadece bu dünyada anlaşılmamak olmuyor.

O halde insanları iyiliğe davet ederken kendimiz de

iyilik içinde olalım. Birilerini kötülükten alıkoymaya çalışırken önce kendimiz

beri duralım. Biz anlattıklarımızı yaşayalım ki dinleyenlerin yüreklerine

işlesin. Biz tebliğ ettiğimiz hakikatleri üzerimizde taşıyalım ki insanlara

etki etsin. Bal yeme diyebilmemiz için önce biz bal yemeyelim. Tüm kalpleri

temizleyebilmemiz için önce kendi kalbimizi temizleyelim. Her şeye rağmen yine

de öğüt almazlarsa ancak o zaman Ben tebliğ ettim (7/79) diyebiliriz.

Sözlerimizle, bedenimizle, yürek ve eylemlerimizle;

kısacası her şeyimizle tebliğci olursak, velev ki bizi dinleyen bin yılda yüz

kişi bile olmasın, kurtuluş gemilerini biiznillah biz inşa ederiz