Siyaset çetin bir mücadeledir, kabul. Stratejisiyle,
taktikleriyle, cepheleriyle bir muharebeye bile benzetilebilir. Güçlü olmayı
gerektiren, zayıflıklara izin vermeyen çok çetin bir mücadele alanıdır. Elbette
ki bu mücadelenin haktan yana ve haklı bir amaca yönelik olması da olmazsa
olmazdır.
Nasıl ki Kemal Tahir in nefis romanı Kurt Kanunu nda
bahsi geçen düşeni yemek kurtlukta kanun sa, maalesef bizim gibi ülkelerde
yürütülen siyasette de boş bulunanı, eli zayıflayanı, an itibariyle güçten düşeni
silip atmak adeta bir kanun gibidir. Türk siyaseti gibi erdem ve hak odaklı
yürümeyen bir siyasi mecrada, en yakınınıza bile güvenirken, dava
arkadaşınıza bile sırtını dönerken iki kere düşünmeniz icap eder. Yoksa,
kendinizi bir anda oyun dışı bulmanız gayet de olasıdır.
Türk tipi siyaset, lideri kutsamak ve yüceltmek odaklı
yürüdüğünden ve maalesef birçok siyasi de bu yüceltilme , kutsanma
aldatmacasına kandığından, çevrelerini de bu işleri iyi becerenlerle doldurmayı
yeğlerler. Adeta saray soytarısı kıvamına gelmiş insanlar, siyaset gibi ciddi
bir sahada yer işgal edebilir böylelikle. Türk tipi siyasetin en büyük defosu
da budur belki de. Lider sultası denilen ve kraldan fazla kralcı kimselerin
sebep olduğu bir defodur bu. Kalitesiz kimseden hak odaklı ve insani bir tavır
beklenemez.
Hak ve erdem odaklı ve bir davanın takipçisi olmayan
siyaset, daha önceden de olduğu gibi bundan sonra da kraldan fazla kralcı ve
menfaati uğruna her kaba girebilen tipleri üretmeye devam edecektir. Bir
araya gelme amacı herhangi bir düşünsel birliktelik içermeyen, fikir ve eylem
anlamında hiçbir yakınlığı bulunmayan menfaat ortak paydalı gruplar, er ya da
geç çıkarcı tiplerin kurtluğuna maruz kalır, kalmıştır da.
Siyaseti birtakım ilkeler, erdemler ve bir dava temelli
yapma geleneğinin (Milli Görüş dışında) oturmamış olması, birbirlerinin
mütemmim cüzü gibi gösterilenleri bile gün gelip en sert rakiplere
dönüştürebilir. Birbirlerine omuz verenlerin günü gelince birbirlerine el ense
çeker hale gelmeleri, siyasi geleneğinin kolay kolay da oturmayacağına
delalettir. Siyasette kurumsallaşma sağlanamadığı gibi kişiye endeksli
anlayışın yıkılamaması durumu devam eder.
Halbuki, siyasette elbette ki kişiler kendi
farklılıklarını yansıtıp farklı bir yol açabilirler, farklı bir bakış açısı
ortaya koyabilirler, farklı bir eylem tarzıyla hareket edebilirler. Ancak,
insan hayatı sonlu bir süreç olup, siyaset süreklilik isteyen bir olgudur. Eğer
herhangi bir davadan yoksunsanız kişi odaklı bir yol izlemeniz kaçınılmazdır. O
zaman, o tek bir kişiyle sınırlı kalacak ve tıkanacaksınız demektir.
Dolayısıyla, odakta bulunan kişi yaşarken bile kişi eksenli kavgalar da
kaçınılmaz olacaktır.
Siyasetin bir mücadele olduğunu akılda tutup, çirkin
olanın belden aşağı vurma veya güçsüzlüğünden istifadeyle alaşağı etme olduğunu
vurgulamak gerekir. Kurtlukta düşeni yemek kanundur ifadesi Türk siyasetinin
en belirgin özelliklerinden biri olmayı sürdürdükçe, ilkeler yerine
menfaatlerle hareket edilmesi de siyasette erdemsizliklerin sürmesine neden
olacaktır. Bu erdemsizlik hali de, ister istemez siyasetin kalitesini ve
seviyesini düşürecek, dilini ve tavrını hoyratlıktan sorumsuzluğa savuracaktır.
Güçlüden değil de Hakk tan yana olan, erdemli, ilkeli ve davası olan siyasete
ihtiyaç duyan bu ülke, kişisel rüzgarlarla kendini kandırmaya devam eder yoksa.
Siyaseti Hakk ve ideal uğruna onurlu bir mücadele yerine
menfaat odaklı görenler, her türlü alengirli işlere, belden altı vuruşlara,
ayak oyunlarına tevessül etmeyi de mübah sayarlar. Adeta adam harcama yı meşru
ve haklı bir eylem olarak değerlendirirler. Buradaki asıl mesele, siyaset
kurumunun böylesi bir değer erozyonuyla giderek kan kaybetmesi ve güvenilirliğini
yitirmesidir. Yoksa, o şahıs harcanacak , bu şahsın ayağı kaydırılacak gibi
hususlar kişilere endeksli kafanın sorunudur.