Kürtçe var mı?

Abone Ol

Konuşuru olan her şekil ve ses

sisteminden müteşekkil yapıya dil denir. Yeryüzünde sadece iki insan tarafından

konuşuluyor olsa bile o ses ve şekil sistemi bir dildir. Harflere şekil ve bu

şekillerin telaffuz edilişine ses dediğimizi ayrıca anlatmaya gerek duymuyoruz.

Harfler sesten bağımsız olarak evrensel bağlantısızlık ilkesi’ gereğince ait

olduğu dilin sesini vermesi için kodlanmış birer sistem parçalarıdır. Yani a

harfi a diye ses çıkardığımız için değil Latin alfabesinden Türkçeye

uyarlanırken çeşitli durumlar göz önünde bulundurularak ve en önemlisi bir

sistemleştirme yapmak gayesiyle o harfle ifade edilmiştir. Yoksa a harfi a

dediğimiz için şuan yazdığımız şekli ifade eden sabit bir harf olsaydı her

alfabede bu harf bu şekilde olurdu. Bu durum her dilde böyledir. Alfabeyle

anlam dünyasının uzak ya da yakın bir sebebi ve sonucu yoktur. Türkçede

kelimeler de böyledir, örneğin demir madeni sert bir nesne olduğu için demire

demir denilmemiştir. Kaldı ki demir kelimesi yumuşak seslerden oluşmuş bir

kelimedir. Dilin sentaks yapısına dair morfolojik bir yetkesi varken fonetik

açıdan müzik yaratma ruhsallığı da var. Alfabede ise böyle bir durum söz konusu

değil. Alfabe dilin güncel kıyafetidir.

Toplumda dil dendiğinde çoğu zaman

alfabe anlaşılıyor. Alfabeyle dili birbirine karıştırmamak gerek. Dil bir

milletin kültür, sanat ve edebiyatıyla birlikte bireysel, sosyal ve siyasal

hayatına ait bütün bir medeniyeti ifade eden geniş bir yapı iken alfabe bu

yapıyı ifade etmek için kullanılan bir gereçtir. Türkçe, yaşlı dünyamızın en

eski dillerinden biri iken Türkçenin Latin alfabesiyle ifadesi 1 Kasım 1928’den

sonra olan bir durumdur. Bakû’de düzenlenen Türkoloji Kongresi’yle alınmış bir

karar sonucu Latin alfabesine geçiş yapılmıştır. Kaldı ki Latin alfabesindeki

bazı harfler de alınmamış, bir nevi Türkçeye uydurulmaya çalışılmış yani dilin

ifade gücüne giydirilmeye uğraşılmıştır. Ama daha öncesinde özellikle II.

Mahmut dönemiyle birlikte Türkçenin, Arap alfabesinin Türkçeye uyarlanmış hâli

olan Osmanlıca ile ifade edilmesinin zorluğu tartışılmış, alfabeyi sadeleştirme

çalışmaları teklif dahi edilmiştir. Osmanlının batılılaşma döneminde bu

tartışmalar ayyuka çıkmasına rağmen herhangi bir değişikliğe gidilmemiştir.

Çünkü devlet bütün kurumlarıyla çatırdıyorken ve bu çatırtıların siyasi

sebeplerini ortadan kaldırmak için batı standartlarında kurumlaşmaya gidiyorken

alfabe konusuna vakit ayıramamıştır.

Türkçe, tarihin bütün zamanlarında resmi

devlet dili olarak kabul görmüş bir dildir. Bunda birince etken

edebiyatçılardır. Bir dilin edebiyatı olmadığı zaman o dil siyasal ortamda da

kabul görmez. Tarihin bütün dönemlerinde siyasi otorite edebiyatçılarla

birlikte dil ile bağdaşımlı hareket etmiştir. Çünkü edebiyatçılar özellikle

şairler bir milletin hem geçmişi, hem hafızası ve hem de geleceğidir. Millete

ait duygu ve düşünceleri ifade etmekle birlikte o duygu ve düşüncelere yeni yön

verirler. Şairleri olmayan bir milletin dili de yoktur. Türk milletinin

şairleri olmakla birlikte dili de var olmuş ve böylelikle Türkler tarihin her

döneminde mutlaka tarih sahnesinde yer almışlardır.

İnsanın diğer varlıklarla kurduğu bütün

iletişimde dil en önde yer alan hayati bir göstergedir. Dil insanı sadece

konuşma biçimiyle diğer varlıklardan ayırmaz; duygu, düşünce ve yaşayış

genişliği ve derinliği ile de diğer varlıklardan ayırır. Her insan diliyle

düşünür. Her insan diliyle duygulanır. Diliyle anlam verir. İfade eder.

Kısacası, “Dil varlığın evidir” (Martin Heidegger). Dil bu dünyada olduğumuzun

kanıtıdır.

Her milletin bir dili olduğu gibi Kürt

milletinin de bir dili var; Kürtçe. Kürtçe ilk defa bir devlet tarafından

resmen tanındı; her ne kadar siyasilerimiz adliyelerde davalının savunma dili

olarak kabul edildiğini söylese de, Kürtçeyi ilk defa Türkiye Cumhuriyeti

resmen bir dil olarak tanıdı. Bu tanımanın öncü işaretleri var. Nedir onlar

Ünlü Kürt şair Ahmed-i Hani (1650–1707) tarafından yazılan ünlü Kürt aşk

destanı Mem û Zin kitabının yakın zamanlarda baskı üstüne baskısı yapıldı.

Sonra, 2007 yılında vefat eden Kürt romancı Mehmet Uzun bazı romanlarını Kürtçe

yazdı, bazı romanları ise Kürtçeye çevrildi. Yine, Kürt şair Murathan Mungan’ın

şiir kitapları Kürtçeye çevrildi. Bunlara benzer örnekler 2000’li yıllardan

önce vardı sonra ise artarak devam ediyor. Bu çabaların ürünü olarak Kürtçe

oturmuş bir dil sistemine doğru evrildi. Nasıl oturmuş bir dil sistemi; Kürt

edebiyatçılar kendi dillerinde eser veremediği için Kürtçe bir dil sistemine

oturtulamıyordu. Yani daha düne kadar öyle bir dilin var olup olmadığı bile tartışma

konusuydu. Kürtçe, konuşurunun çokluğu nispetinde resmi olmasa da ama artık var

olan bir dildir. Kürtçede de Latin alfabesi kullanılıyor. Tabi Türkçeye

alınmamış harfleriyle birlikte. Kürtçe eril ve dişillik yönüyle Avrupa

dillerine yakınken bir varlığı adlandırma çokluğuyla Arapça ve Farsçaya yakın

bir dil. Şimdilik barındırdığı kelimelerin yarıdan çoğu Türkçeden kopyalanmış

ama Türkçeye de kelime vermiş bir dildir.

Ne diyordu ünlü dilci Noam Chomsky, “Dil

zihinsel bir organdır.” Türkiye Cumhuriyeti Devleti, Irak’ın kuzeyine gitmek

isteyen kendi vatandaşlarına Kürdistan pasaportu veriyorken aynı zamanda Kürt

dilini yok sayması devlet politikasının ne kadar sakat olduğuna da örnek teşkil

ediyor.