Kurt gövdenin içine ne zaman girdi?

Abone Ol

Dünyanın gelmiş geçmiş en büyük devletlerinden biri olan Osmanlı’nın tarihini ikiye ayırmak gerek. 1) Yahudilerin göçünden önce, 2) Yahudilerin göçünden sonra diye… Bu da ilk üç yüz yıl ve ondan sonraki yıllara tekâbül ediyor. Tarihe meraklı ve az çok okumuş olanlar bunun ne demek olduğunu anlar. Osmanlının yükselme ve çok geniş topraklar elde etme zamanı, ilk 300 yıllık devredir. Yani 1300-1600 arası. Ondan sonrası duraklama, gerileme ve çöküş devresidir. 

İlk 300 senede, Osmanlı’nın en bâriz vasfı; Kur’ân’a ve Hadis’e çok sıkı bağlılığı ve İslâmiyet’ten tâviz vermeyişi idi. Bu devrede, devlet idaresinde, mahkemelerde, mekteplerde ve hayatın her safhasında İslâm hâkimdi. İşte bu devrede devlet, fetihten fetihe zaferden zafere koşuyordu. 1453’te İstanbul fethedilmiş, Bizans İmparatorluğu tarihe karışmıştı. Fatih Sultan Mehmed, muzaffer ordusuyla Avrupa’nın içlerine kadar ilerlemişti. Avrupa devletlerinin 21’i ile birden savaşa tutuşmuş, 8 senede hepsini mağlup etmişti. Bu durum karşısında bütün Avrupa’nın dizinin bağı çözülmüş, korkudan ne yapacaklarını bilemez olmuşlardı. “Osmanlı Devletinin Avrupa’daki ilerleyişini nasıl durdurabiliriz” diye toplantı üstüne toplantı yapıyorlardı. Günümüzde, IŞİD, PKK, PYD, HaşdiŞabi ve benzeri terör örgütlerini kurup, palazlandırıp, silahlandırıp ülkemizin üzerine salanlar, canlı bombalar yetiştirenler; o zamanlar da Yahudileri Osmanlı topraklarına salmayı düşünmüşlerdi. Hepsi de Yahudilerin fitne çıkarmadaki ve devletleri içeriden yıkmadaki mahâretlerini biliyorlardı. Plan şuydu; İspanya Yahudileri sınır dışı edecek, diğer Avrupa ülkeleri de bunları kabul etmeyecek, bunların Osmanlı topraklarına sığınması sağlanacaktı. O sıralarda, gittikleri yerlerde rahat durmayan ve devamlı fitne çıkaran Yahudiler dünyanın dört bir tarafından kovulmakta ve bunlara bir tek Osmanlı Devleti sığınma hakkı tanımaktaydı. 1376’da Macaristan’dan, 1394’te Fransa’dan, 15. Yüzyıl başlarında Sicilya’dan, 1420’de Venedik’ten, 1470’te Bavyera’dan kovulan ve kaçan Yahudiler Osmanlı topraklarına sığınmış, devlet de bunlara yer vermişti. İşte buna dayanarak büyük plan devreye konuldu: İspanya, 31 Mart 1492’de ülkedeki bütün Yahudilerin 2 Ağustos 1492 tarihine kadar ülkeyi terk etmesi için ferman çıkardı. Bunun üzerine Yahudiler Avrupa ülkelerinden sığınma hakkı istediler, ancak hiçbiri kabul etmedi. (Bunun için aralarında anlaşmışlardı.) Ülkenin 750 sene idarecisi olan Endülüslü Müslümanları korkunç işkencelerle imha eden İspanyollar, Yahudilere dokunmuyor, yalnızca sürgün ediyordu. Hiçbir ülke kendilerine sığınma hakkı tanımazken, Yahudilerin müracaatı üzerine Sultan II. Bayezıd kendilerine sığınma hakkı tanıdı. İşte o andan itibaren de Osmanlı, kendi eliyle başına püsküllü bela satın almış oldu. 

Kur’ân-ı Kerim, Şeytandan çok az ayette bahsedip Müslümanı onun tuzaklarına karşı uyarırken, “Şeytanın akıl hocalı” diye tavsif ettiği Yahudilerden yüzlerce âyette bahsedip Müslümanları onlara karşı çok dikkatli olmaya dâvet etmekteydi. Kendilerine Filistin’de toprak vermeyen Sultan II. Abdulhamid’e “Kızıl Sultan” diyen Yahudiler, II. Bayezıd için “Bayezıd-ı Veli” diyeceklerdi. 

İspanya’dan kovulan 300 bin Yahudi’nin 150 bini Akdeniz yolu üzerinden, 150 bini de Rusya üzerinden Osmanlı topraklarına giriş yapmışlardı. Bunların yanındaki mal varlıkları İtalyanlar ve diğer Avrupa ülkelerince yağmalanmış, bir kuru canlarıyla Osmanlı topraklarına gelmişlerdi. Osmanlı Devleti bu Yahudileri, İstanbul, Edirne, Selanik, İzmir, Manisa, Bursa, Gelibolu ve diğer şehirlere yerleştirdi. Maddî imkân sağladı. Onların ticaret yapmalarına ve zenaat öğrenmelerine zemin hazırladı. 1497’de Portekiz’den kovulan Yahudiler de Osmanlı topraklarına sığındı. Yalnızca İstanbul’daki nüfusları 30 bini aştı. Bu Yahudiler, “ayağıma yer edeyim, gör sana neler edeyim!” diyordu. Yaklaşık 50 yıl sonra yapacaklarını yapmaya başlayacaklardı.