Kurt bürünmüş kuzu postuna, bizimki koşar gider dostuna

Abone Ol

GEÇTİĞİMİZ günlerde Ömer Çelik ülkemiz ile zalim devletin dost olduklarını ifade eden bir açıklamada bulundu. İnsanlarda olduğu gibi devletlerde de dostluk önemli bir mefhumdur. “Bana dostunu söyle sana kim olduğunu söyleyeyim” ifadesi mucibince dost aynı zamanda kişinin/ülkenin nasıl bir zihniyete sahip olduğunun da göstergesidir.

Müslüman bir millet olarak bizler şimdiye değin mazlumun yanında zalimin karşısında olduk yüz yıllardır. Milyonlarca km2 toprağa onlarca millete hükümfermaydık. Çağdaşımız olan diğer devletler gibi kan ve gözyaşı üzerine bir medeniyet kurmadık. Aksine adalet ve düzen sağlamak adına hâlâ dillerde, yüreklerde olan bir sistem inşa ettik. Sadece Müslümanlar değil topraklarımızda ikamet eden gayrı Müslimler bile yönetimimizden memnun ve müstefittiler. Özellikle adalet terazisi dosdoğru tartıyor, yeri geldiğinde bir padişahın bile haddi bildiriliyor, yapılan haksızlığın önüne geçiliyordu. İslam diyarına huzur ve sükûnet hâkimdi. İnsanlar güven içerisinde günlerce, haftalarca hatta aylarca seyahat ederlerdi. Hamalından esnafına, memurundan padişahına kadar herkes adalet üzere davranır, kimsenin hak hukuk mevzularında anlaşmazlığa düşmesi istenmezdi.

Özellikle batı medeniyeti karşısında geri kaldığımızı/yenildiğimizi ve bu gerilikten/yenilgiden kurtuluşun, batı felsefesi ve idari yapısını aynen taklit etmekle mümkün olacağını düşünen devrin aydınları (!); o mükemmel işleyen dişlilere müdahale etmiş ve yönetimin değişmesiyle birden tüm medeni gelişmelere kavuşacağımıza inanmışlardı. Neticede koskoca, cihanşumül bir devlet çok kısa zamanda tarih sahnesinden silindi. O devirde Theodor Herzl ve avanesi dost olarak bellendi. Onun ve onun zihniyetinde olanların nasıl bu yıkılışta öncü olduğu anlaşılamadı. Kuzu postuna bürünen kurt olduklarının farkına varılamadı. Dost bildiklerimiz kendi çıkarları için bizi sırtımızdan hançerlemişlerdi ama biz anlayamamıştık. Neticede bir devleti tarihe gömüp nice sıkıntılarla başka bir devlet kurmak zorunda kaldık. Yeni devlet de sürekli aynı hataları hem de defaatle tekrar ederek; günümüze değin dostlarımızı hep bizler üzerinde ince hesapları olanlardan seçmiştir. Bu yüzden başımıza gelen badirelerde onların etkilerini bir türlü kavrayamadık. Bir yanda İslam dünyası diğer yanda zalim batı dünyası!

Bizler inanmış insanlarız. Allah-u Teâlâ bizlere Maide suresi 51. ayette “Yahudileri ve Hıristiyanları dost edinmeyin” diye emretmektedir. Bu emirde bizim bilmediğimiz nice hikmetler vardır mutlaka. Geçmişten günümüze değin tarihte Müslümanlara en fazla zararı bu iki batıl dinin mensupları vermişlerdir. Hatta Müslümanlar arasında çıkan fitnelerin de arka planında hep bunlar vardır. Müslümanlar öldükçe bunlar ikballerine ikbal katmış, yeraltı yerüstü kaynaklarını hep kendilerine akıtmışlardır. Mazlum coğrafyada akan kan arttıkça onların sömürü çarkları beslenmiş, barış olduğunda onlar hor ve zelil hale düşmüşlerdir.

Şimdi yazının başına dönecek olursak; zalim devletle dost olunduğunda yıllardır kardeş bildiğimiz Filistin neyimiz olacak bizim Hani “Dökme Kurşun Operasyonu” sırasında gözyaşlarını akıttığımız, yapılan zulümler karşısında yemeden içmeden kesildiğimiz Gazzelileri hangi cenaha koymak lazım gelecek Nil’den Fırat’a Arz-ı Mevud gibi bir hayali olan ve bu uğurda bizim de topraklarımıza göz dikenlere dost demek bizi dünyanın gözünde hangi konuma düşürür Onlara dost demekle kendimizi de inkâr etmiş olmaz mıyız

Bunlar gibi pek çok soru sorulabilir yapılan açıklama üzerine. Artık aslımıza dönmeli ve bu yüz yıllık batı sevdasından kurtulmalıyız. Bu milletin mayasında İslam vardır ve Müslümanca bir tavır sergilediğimiz zaman ancak hak ettiğimiz mevkie ulaşabiliriz. Sizler zalimle dost olabilirsiniz ama biz mazlum Filistin’in ve diğer mazlum İslam coğrafyasındaki kardeşlerimizin dostluğunu tercih ederiz. Tüm mazlumların gözü bize çevriliyken sizin zalimleri dost edinmeniz ancak ve sadece “Değerli yalnızlığınızı” arttırır. Başka da bir işe yaramaz…

Minik bir tebessüm

Ben horozum

Çiftçinin birisi sabah yumurtaları almak için kümese girdiğinde bakar ki tavuklar birer tane yumurta yumurtlamışlar. Sinirlenen çiftçi:

-           Yarın sabah çok yumurtlamayan tavuğu kesip kazanda pişireceğim. Der.

Ertesi sabah kümese girdiğinde hangi tavuğun altına baksa dört beş yumurta bulur. Fakat bir tanesinin altında tek bir yumurta vardır. Bu duruma sinirlenen çiftçi bıçağı kapar, hayvanın boynuna dayar ve sinirli bir sesle bağırır:

-           Sen niye bir tane yaptın. Hayvan bıçağı görmenin de verdiği korkudan kekeleyerek kısık bir sesle:

-           A… A… Abiii… Ben horozum.

İlgilisine Notlar:

•          Domuz eti yemenin haram olduğunu bildiren ayeti okuyup hassasiyet gösteren muhafazakârlar faiz ve zina ayetlerini okuduklarında aynı hassasiyeti göstermiyorlar her nedense.

•          “Gölgende dinlenen insanla değil gönlünde dinlendiğin insanlarla yola çık” Şems-i Tebrizi

•          İnsanın içini üşüten cümleler kurar kimileri kutuplardan daha soğuk olan.

•          İnsan arkadaş kaybetmez sadece gerçek arkadaşlarının kimler olduğunu öğrenme fırsatı elde eder.