Kurşunun gölgesinde! Amerikan başkanlığı: Suikast kaderi

Abone Ol

Yazıya başlamadan önce bir hususu ifade etmek isterim. Bu başlıkta esasında kurşundan öte Siyonizm’in gölgesinde demek daha isabet olur ancak işin gerçeği Siyonizm görülmeyip, kimin attığı görülmeyip sadece kurşuna odaklanılan bir gerçeklik var…

Siyonizm’in Amerika üzerinden şekillendirdiği bir dünyada yaşıyoruz. “Her şeyin en iyisi” olmasa da “en idealinin Amerika’da olduğu” algısı sürekli olarak dayatılıyor. Bu dayatmaların başında ise hiç şüphesiz demokrasi geliyor. ABD’nin “en iyi demokrasiye” sahip olduğu yanılsamasına kapılanların sayısı azımsanmayacak kadar çok.

Oysa perde arkasında bambaşka bir tablo var: İki partinin dışında hiçbir siyasi aktörün varlık gösteremediği, lobilerin, şirketlerin ve bürokratik kurumların tamamen domine ettiği bir sistemden bahsediyoruz. Bu sistem, dolaylı olamayacak kadar aleni bir şekilde Siyonizm’in esiri konumunda. Lobi denince Siyonist lobiler, şirket denince Siyonist şirketler, kurum denince Siyonizm’e angaje olmuş yöneticiler akla gelmeli. Amerika’yı kontrol eden asıl güç budur. (Bu cümle Aksa Tufanı ile gerçek olarak ilk defa geniş kitlelerce anlaşıldı).

O kadar ki bu sistem, farklı bir sesin -velev ki Siyonist bile olsa- çıkmasına tahammül etmiyor. Trump’a üçüncü kez suikast girişiminde bulunulması da bu bağlamda anlamlıdır. Trump’ı savunma derdinde değiliz; kendisi megoloman, egosantrik ve Siyonizm’e hizmet etme noktasında hiçbir tereddüdü olmayan bir figür. Yine de ona dahi tahammül edilemedi. Ama bu sabırsızlık yalnızca Trump’la sınırlı değil. Zira Amerikan tarihi, başkanlara yönelik suikast girişimleriyle doludur. Böyle giderse kehanet yapmak istemem ama yenisi ve daha etkilileri de yaşanabilir.

Kanlı tarih: Dört ölüm, on bir kurşun

ABD, 250 yılı aşkın tarihinde görevdeki dört başkanını suikastla kaybetti. Bu rakam ilk bakışta küçük görünebilir. Ama şu bilgiyle birlikte bambaşka bir anlam kazanır: Tam on bir başkan, bir noktada kurşunun gölgesinde yaşamış, suikasta uğramış ya da suikasttan sağ kurtulmuştur. Bakınız veri şöyle okunmalı; neredeyse her 10 başkandan biri suikasta kurban gitmiş ve her 4 başkandan birine de girişimi olmuştur. Lincoln’ün tiyatroda vurulmasından Trump’a uzanan bu kanlı çizgi, yalnızca bir suç sicili değil; aynı zamanda bir devletin iç hesaplaşmalarının, öfkelerinin ve kırılganlıklarının sessiz bir belgesidir. Hani demokrasiden bahsediyorduk ya Amerika da bunun beşiğiydi…

Her kurşunun bir hikâyesi var

Genel olarak bakıldığında şu tablo ortaya çıkmaktadır. İlk Başkan George Washington olsa da hep Lincoln üzerinden bir anlatım ön plana çıkar. Bu da derinlemesine mütalaa edilmesi gereken bir durumdur. Nitekim Lincoln 16. başkandır.

1865, Abraham Lincoln: Onun öldürülmesine neden olan örüntü sadece bir fanatiklik üzerinden değil, İç Savaş’ın ardından çöküşü kabullenemeyen Güney’in süreçle ilgili durumudur. John Wilkes Booth’un ateşlediği kurşun, köleliğin kaldırılmasına ve birliğin yeniden tesisine duyulan nefretti. Tarihçiler bu suikastı ideolojik bir öç olarak tanımlar; zira arkasında bireysel bir nefret değil, koca bir tarihsel kırılmanın oluşturduğu sancılar yatmaktadır.

1881, James Garfield: Onu vuran Charles Guiteau ise ne ideolog ne de anarşistti. Sıradan bir memuriyet beklentisi karşılanmayınca başkanı suçlu ilan etti. Bu, sistemin içinde çürüyen bireysel bir çöküşün dışavurumuydu. James Garfield, görev başında ölen ikinci başkandır. Dahası suikast sonucu değil suikastta aldığı yaraya yapılan müdahale yanlışlıkları nedeniyle hayatını kaybetmiştir.

1901, William McKinley: 25. başkan olan McKinley’i vuran Leon Czolgosz, bambaşka bir öfkenin temsilcisiydi: anarşizm. Sanayi Devrimi’nin getirdiği uçurumlara, devletin ezici gücüne duyulan isyan. McKinley, kapitalizmin ve iktidarın cisimleşmiş haliydi. Bu suikast, ABD’de on yıllarca sürecek bir anarşi korkusunun fitilini ateşledi. McKinley, görev başında ölen üçüncü başkandır.

1923, Warren G. Harding: ABD'nin 29. başkanı Warren G. Harding, 2 Ağustos 1923'te San Francisco'da 57 yaşındayken, muhtemelen kalp krizi veya beyin kanaması sonucu hayatını kaybetmiştir. Bunun yanında birçok zehirlenme ve skandallarla ilgili süreçler de yaşanmıştır.

Franklin Delano Roosevelt: 1933'ten 1945'teki ölümüne kadar 32. Amerika Birleşik Devletleri başkanı olarak görev yapan Roosevelt, Amerika’da iki dönem kuralını aşan yegâne isim olmuştur. Ancak bu isim de suikastla olmasa da görev başında ölmüştür. Bu isim, Meşhur Yalta Konferansı’nda bulunanlardan biridir.

1981, Ronald Reagan: John Hinckley Jr.’ın silahındaki kurşunlar siyasetle değil, bir sanatçıya duyulan saplantılı hayranlıkla ateşlenmişti. Kurşun Reagan’ı yere serdi ama öldürmedi. Ancak tarihteki önemli yerini aldı.

Kennedy: Belirsizliğin simgesi

On bir girişim arasında en karanlıkta kalanı, kuşkusuz 1963, John F. Kennedy suikastıdır. Dallas’ta açık araçla geçerken başından vurulması, modern tarihin en çok soruşturulan, en çok tartışılan suikastı olarak kalmıştır. Resmî rapor Lee Harvey Oswald’ı tek fail olarak gösterse de Soğuk Savaş’ın gerginliği, Küba krizi, iç siyasetteki derin çatlaklar bu olayı komplo teorilerinin gölgesinden hiç çıkarmamıştır. Kennedy suikastı, belirsizliğin, kurumsal güvensizliğin ve derin devlet tartışmalarının sembolü hâline gelmiştir. Bakınız Amerika’nın en güçlü en korunaklı olduğu dönemde bir başkan öldürülüyor. Ancak bu mesele hâlâ tam olarak çözülebilmiş değil…

Gerçeklerin ateş versiyonları

Bu örnekler ve buna eklenecek suikast girişimleri teker teker incelendiğinde suikastların birçok nedenleri var gibi görünmektedir. Ancak işin özünde her zaman ideolojik veya çıkarlarla ilgili değildir. Bazen sadece bireysel çöküşün, ruhsal krizin dışavurumudur. Ancak hepsinden öte işin içinde Siyonizm ve planları vardır. Bu işler böyle yabana atılacak konular olmadığını herkes görür. İşin özünde Siyonizm’in İsrail’den önceki devleti konumundaki ABD’nin güç dengelerinin başka ellere geçmemesi gayreti vardır. Bunu Amerika müesses nizamı olarak da değerlendirebiliriz. Bu olayların yaşandığı tarihlerdeki siyasal ve özellikle ekonomik kırılmaların sermaye sahipleri yani Siyonistlerle olan bağını geniş bir şekilde analiz etmek gerekir.