Kurgulanmış hayatlar

Abone Ol

Otuzlu yaşlarda genç bir bayan… Üç yıldır eşi işsiz, iki çocuğun ihtiyaçlarını konu komşu karşılıyor. Bir ahbabın desteği ile cüzi bir maaş karşılığında iş buluyor. Komşular rahat bir nefes alıyor, çocuklar mahrum kalmayacak diye konuşuyorlar. Fakat hanım ilk maaşını alır almaz fahiş bir fiyata cep telefonu alıyor ve aldığı üç beş kuruş parayı taksitlere yatırır. Komşular çocukların haline acır ve maddi destek sağlamaya devam ederler. Aralarından biri dayanamaz ve bunca sıkıntıların arasında bu kadar yüksek bir fiyatla cep telefonu almak doğru mu Diye sorar. Kadının cevabı hazırdır, “beş yıldır eski bir telefonla idare ettim, telefon çaldığında elim çantaya gitmiyordu. İnsanlar elimdeki eski telefona bakıp halime acıyorlardı. Şimdi onların önünde istediğim kadar konuşabilirim…” der.

1- Kadın evdeki sorunlarından daha çok, dışarıdaki insanlara ve onların hakkında ne düşündüğüne odaklanıyor. Kadın çevreye odaklandığından çocukların duygularını hissedemiyor.

2- Kadın sevgi açlığını sahip olduğu eşyalarla gidermenin derdine düşüyor. Evdeki ihtiyaçlarını bir tarafa bırakıp, pahalı eşyalara sahip olmak ve bu yolla suni bir değer elde etmek istiyor.

3- Kadın ne kadar eşyaya sahip olursa o kadar mutlu olabileceğine inanıyor.

4- Kadın cep telefonunu elzem bir ihtiyaç olarak görüyor. İhtiyaçların şekli ve miktarı değiştikçe insanların mutsuzluğu artıyor.  Aktif bir tüketici olarak yetişen fertler, ne kadar harcama yaparlarsa o kadar değerli olabileceklerine inanıyorlar.

Sahip olmaya dayalı yaşam tarzı insanların bakış açısını değiştiriyor. Tüketim hastalığına yakalan insanlar, limitsiz kullanabilecekleri kredi kartlarına sahip olmayı hayal ediyor ve herkesten daha fazla şeye sahip olduklarında değerli olabileceklerine inanıyorlar. Endüstriyel süreç, insanları sahip olanlar ve olmayanlar olarak ayrıştırıyor. İnsanlar her zaman daha fazlasına sahip olmak istiyorlar. Bu hastalık toplumun bütün katmanlarına yapılarak gözü doymayan muhteris insanların ortaya çıkmasına neden oluyor.