Küreselleştiremediklerimizden misiniz?

Abone Ol

Sanayi devrimiyle başlayan makineleşme beraberinde üretim

fazlalığını da getirmiştir. Makineleşme önceleri tekstilde başlamış, buharlı ve

elektrikli makinelerle devam etmiş nihayetinde günümüze değin sürekli

gelişmiştir.

Üretimin artması ile birlikte elbette ki bu üretilenlerin

tüketilmesi de gerekmektedir. Eğer tüketim olmazsa üretmenin bir anlamı kalmaz.

Sermaye sahibi hep daha çok kazanmanın peşinde olduğundan üretimden

kazanmanın çarelerini aramaktadır yüzlerce yıldır. Daha çok kazanmak elbette

ki ucuz işgücü sayesinde manalı olacaktır. Bir de hammaddenin en az fiyata

temin edilmesiyle. Ucuz işgücü ancak fakir, gelişmemiş ülkelerde hayat

bulacaktır. Aynı şekilde hammadde de genelde hep bu ülkelerde bol miktarda

bulunmaktadır. Ama nakliye, maliyeti oldukça arttırmakta ve astarı yüzünden

pahalıya gelmektedir. Batı kendi ülkelerinde işçilerin sosyalleşmesi ve hak

isteme konusunda güç birliği yapmaları neticesinde işçi maliyetinin yükselmesi

üzerine daha ucuz insan gücü temin etmek için arayış içerisine girdi.

Hem işçilerin hem de hammaddenin en ucuz temin edileceği

yer elbette üçüncü dünya ülkeleri olacaktı. Hammaddesi olmasa da yakınlarındaki

bir ülkeden temin edilmesi bile maliyeti oldukça aşağıya çekecekti. İşte bu ve

bunun gibi sebeplerden 1980 sonrası dünya hızla yeni bir aşamaya gelmeye

başladı. Para sahipleri yeni bir mecraya doğru yelken açmaya başladılar.

Gözlerine kestirdikleri ülkelere yatırım yapıyor oradaki insan gücü ve hammadde

kaynaklarını kendi çıkarları için kullanıyor ve kendileri kepçeyle kazanırken

tatlı kaşığıyla da o ülkeye veriyorlardı. Ülkelerin kendi hakkı olan parayı o

ülkeye bir lütufmuş gibi sunuyorlardı. Özellikle haberleşmenin hızlanması ve

ucuzlaşması yatırımları da arttırmaya başladı. Birkaç ülke bundan nimetlenmeye

ve göreceli de olsa zenginleşmeye başlamışlardı. Bu durum diğer geri kalmış ya

da gelişmekte olan ülkeleri de hızla etkilemişti. Herkes küresel sermayeyi

ülkesine davet etmekte ve müreffeh hayattan pay kapmaya çalışmaktaydı. Bu

uğurda kanunlar değiştiriliyor, işçi maliyetleri aşağıya çekiliyor, arazi

tahsisi kolaylığı sağlanıyordu. Kısaca sosyal damping yapıyordu devletler

küresel sermaye gelsin diye. Her şey küresel para babalarının kendi ülkelerine

bir parça yatırım yapması içindi. Böylece sömürünün şekli de değişmeye başlamış

ve ulus devletler tabir yerindeyse gönüllü köleler haline getirmiş oluyordu

toplumlarını.

Küresel sermaye o ülkelere geldi gelmesine de

getirdiklerinin yanında götürdükleri her nedense pek konuşulmadı. Yaptığı

yatırımlar elbette ülkeler için önemlidir. Ama şurası unutulmamalıdır ki

kazanılan para ülkede kalmamakta bu sermayenin ana merkezine akmaktadır.

Dolayısıyla ülkelerden her yıl milyarlarca dolar döşenen boru hatları misali

merkeze yani batıya akıtılmakta ve ulus devletler pek çok şirketten vergi dahi

alamamaktalar. Bu durum ümidini küreselleşmeye bağlayan pek çok ulus devlet

için elbette bir hayal kırıklığı oluşturmaktadır.

Küresel sermaye sadece para aktarmakla kalsa bu belki

aşılabilecek bir sorun olarak görülebilir. Fakat ne yazık ki batı, kültürüyle

de ulus devletleri tehdit etmekte ve kendi bağlarından koparmaya zorlamaktadır.

Yani küresel güç geldi mi sadece parasıyla değil kolasıyla, hamburgeriyle,

pizzasıyla, bireyselleşmesiyle gelmektedir. Toplumlar farkında olmadan bir

müddet sonra dönüştürülmekte onların istediği bir hayat standardı ve

yaşantısına alışarak gönüllü köle haline getirilmekte; birkaç kuşak sonra

geçmişle bağı kopmuş ve atasını bilmeyen bir nesille birlikte batı asıl

hedefine ulaşmaktadır.

Batının asıl hedefi kemale ermiş olan yetişkinler

değildir. Zira onlar belli bir kültüre ve bilgi birikimine erişmişlerdir. Ama

gençler ve çocuklar öyle değil elbette. Kendilerine ne verilirse pek

sorgulamadan benimsediklerinden ve doğru bildiklerinden dolayı hemen

kabullenmekte ve bütün ömrünü bu aldıkları bilgi kültür çerçevesinde

şekillendirmektedirler. Geçmişiyle bağı kopmuş, yaşadığı topluma yabancılaşmış

bir nesil batının tam da arzu ettiği bir nesildir. Bireyselleşme işte bu kıvama

erişmek için önemlidir. Batı da bunun farkındadır biz de farkına varmalı ve

gerekli tedbiri almalıyız!

Minik bir tebessüm

Tren bileti

Üç bayan ve üç erkek iş nedeniyle trenle seyahat

etmektedirler. Üç bayan üç bilet alır erkekler ise tek bilet alırlar. Bayanlar

sebebini sorduğunda Bekleyin görün derler. Trene binerler ve tren hareket

ettikten bir müddet sonra kondüktörün geldiğini gören erkekler tuvalete

giderler. Bayanlardan biletleri kontrol eden kondüktör tuvaletin oradan

geçerken kapıyı tıklatıp:

- Bilet lütfen der. Kapı aralanır bir el uzanır ve bileti

uzatır. Kadınlar bu taktiği görünce sevinirler.

Dönüş yolculuğu sırasında bayanlar bu sefer tek bilet

alırlar. Erkekler ise hiç bilet almazlar. Bayanlar şaşırıp sebebini

sorduklarında ise bekleyin ve görün derler. Derken yolculuk başlar

kondüktörün geldiğini gören bayanlar tuvalete giderler. Ardından erkekler de

tuvalete gitmek üzere harekete geçerler. Erkeklerden biri kadınlar tuvaletinin

kapısını tıklatır ve bilet lütfen diye seslenir. Aralanan kapıdan bir el

bileti uzatır. Bileti alan erkek hemen tuvalete girer.

İlgilisine notlar

İnsan ulaşamadığı şeyin delisi, ulaştığı şeyin nankörü

olur.

İsrail kurulduğunda Eyvah Abdülhamid Han haklıymış

diye feryatlar edildi. İleride Büyük İsrail kurulduğunda Eyvah Erbakan

haklıydı diye feryat etmemek için şimdiden gerekli tedbirleri almak lazım.