Yaşamakta olduğumuz şu dünyada ölümlerin ve buna dayalı sürecin insan ruhundaki yansıma ve etkileri düşündürücü. Bunun elbette nedenleri var. Küçülen, bir başka ifade ile küreselleşen dünyada insan kavramının değeri üzerinde bile özellikle düşünmeyi gerektiriyor. İnsan, nedir ve nasıl bir varlıktır, bir değeri ve anlamı var mıdır
Çıkarcı dünyanın insanı asla önemsemediği gerçeği yadsınamaz. Gücü elinde bulunduranların, insanların birbirilerini öldürmeleri için ürettikleri en acımasız silâhların özellikle pazarlanması, kitlelerin ve kimi kesimlerin kışkırtılarak birbirine düşürülmesi ve en güçlü sektörler hâline gelmesi nasıl göz ardı edilebilir ki. Emperyalizm güttüğü toplumları ve ülkeleri parmağının ucunda oynatıyor. Onları kendine mahkûm hâle getiriyor. Yunanistan ile Türkiye örneğinde olduğu gibi. Yunanistan ekonomisinin içinde bulundu açmaz Türkiye korkusu ile silahlandırılmasıdır. Benzer durum Türkiye için de geçerli. Bunu daha dar bir çevre içinde ele alırsak Türkiye’de iki kesimin birbirine hasım kesilmesi ve savaştırılmasında da benzer durum var. Televizyonlarda, sinema sahnelerinde savaşları izlerken, ya da daha önce Irak işgali sırasında Abede’nin ilk saldırıları televizyonlarda canlı verilirken izleyicilere ne tatlı heyecanlar yaşatılıyordu Televizyon sunucuları bir maçı anlatır gibi anlatıyorlardı ve insanları sevinç adına galeyana getiriyorlardı.
Bugün için insanların öldürülmeleri ve vahşetleri artık bir kanıksamışlık içinde. Medya üzerindeki hayat algısı, kışkırtıcılığı insan değeri boyutlarını çoktan aşmış durumda. Kadın ölüm ve vahşetleri batı’nın varoşlarında yaşananlardan asla geri değil. Bir özenme duygusu giderek yoğunlaşıyor. Hemen her gün yanı başımızda öldürülen yüzlerce insanın ölümü artık içimizi nedense hiç titretmiyor. Savaşa taraf olanlar ölenlerin sevinçlerini asla gizlemiyorlar. Böylesi bir ruh hâlinin yaşandığı şu dünyada Özgecan Aslan’ın vahşi ölümü elbette çok vahim bir durum. Bu, bugünün veya yarının da sorunu. Asla bitecek gibi de değil. Dünyaya hâkim olan psikolojik durum benzerlerinin yaşanmasına devam edecek.
Bugün için bu vahşi durumu bahane ederek Müslümanlar üzerinden İslâm’a dönük bir vahşi algılayışın oluşturulması da belli bir mantığın ürünü. Çünkü İslâm coğrafyasında bireysel ve toplumsal olarak yaşananlar bahane edilerek bir saldırıya dönüştürülüyor. Bu tabii ki yanlış bir tutum. Fakat coğrafyamızda yaşanan bütün olumsuzlukların faturası İslâm’a çıkarılıyor.
Özelde Özgecan Aslan’ın ölümü ve öldürülüş biçimini akıl almıyor, çok vahşi bir durum. Aile açıkça kısas istiyor, cezanın aynının uygulanmasını istiyor. Yani şer’i bir hüküm istiyor. Peki, onun adına kavga verenler ne istiyor, İslâm’a karşı savaş nedeni olarak görüyorlar. Günümüz ortamında bu vahşette bulunanlar, sanıldığı gibi öyle kara cahil kimseler değil. Onlar İslâmî bir hayat anlayışına ve algısına sahip midirler, değil midirler bilinmez. Ancak bu insanlar bugünün eğitiminin, psikolojisinin ürünü.
Kadın bugünün mantığı içinde pazarlanabilir bir nesne durumunda. Kadın üzerinden eşya, nesne ve durum pazarlaması yapılıyor. Kadının değeri de pazarlandığı sürece bir karşılığı var.
Açlığın, yokluğun, sefaletin başını alıp gittiği şu dünyada insanın insan olarak hangi değerinden söz edilebilir. Diğer yandan yönetenler ya da gücü elinde tutanlar ise sadece kendilerinin ve çevresindekilerin çıkarına odaklı.
İslâm’ın en temel vurgusu insan. İnsanın ölümü bütün insanlığın ölümü, bir insanın diriltilmesi bütün insanlığın diriltilmesiyle eşdeğer. Bu düşünce ve mantık Müslümanların hayatına hakim kılınmadıkça huzur bulmaları mümkün olmaz. Hele kardeşlik hukuklarını pekiştirmedikçe asla sorunların üstesinden gelinemez.