Küresel yanılgılar yüzyılı

Abone Ol

Gelişmekte olan ülkeler, gelişmekte olan ekonomilerde yapılan hataları yaparak farklı bir sonuç elde edebilirler mi Bunu anlamak için tecrübeye, yaşamak için de zamana ihtiyaç var. Tecrübemizi “konuş”turma vaktidir. Ancak bu “konuş”manın güme gitmemesi için önce bazı “konu”ları, daha doğrusu küresel yanılgıları değerlendirmemiz gerekiyor. Özellikle ekonomideki yanılgıları algıladığımızda “kendi kendini besleyen bu kısırdöngü içinde nasıl olup da sürdürülebilir büyüme ortaya konabileceğini” de anlayabiliriz. Şimdi bu algıları ekonomi yazarı Uğur Civelek ‘in tespitlerine başvurarak ele alalım.

Öncelikli yanılgı, “istihdamın hizmet sektöründe yoğunlaşmasının büyük bir kırılganlık yarattığı”nı görememekle başlamaktadır. Sanayi ve dolayısıyla üretimin yerinin doldurulamayacağı, tarımın ise başka bir alternatifinin olmadığı ortada iken hizmet sektörüyle rakamsal oyunlara girişmek düşündürücüdür. İstatistiki verileri rahatlatmak açısından hizmet sektörü en uygun sektördür. Hatta sivil toplum eliyle de tetiklenmesi kolaydır. Ancak bu sektörün duvar değil, duvardaki boya olduğu bilinmelidir. Yeni duvarlar için yeni tuğlalar üretmeden boyaya yatırım yapmak insan ve imkan israfına yol açmaktadır.

Diğer bir önemli konu ise; “bilgi toplumu kavramının bir ütopya olduğu”yla yüzleşmekten kaçmaktır. Bilgi ile toplum arasında uçurum sürekli artarken bunu teknoloji marifetiyle örtmeye çalışılması bedeli de artırmaktadır. Bugün toplumun kolayca ulaştığı ve bilgi zannettiği şey sadece haber ve verilerdir. Bilgi için bu verilerin önce enformasyona, sonra da bilenlerin marifetiyle bilgiye dönüşmesi gerekmektedir. Teknoloji bilgiyi değil, eğlenceyi kutsallaştırdığı için hedefinin farkında olanları saymazsak toplumu bilgilendirmeden çok mankurtlaştırmaya ve tekdüzeleştirmeye zorlamaktadır. Bu sonuç ise, bilgi toplumunun ütopya olmasını daha da tetiklemektedir.

Soğuk savaş döneminin perde ülkeleri gibi bugün gelişmekte olan tüm ülkeler adeta bu yanılgılarla perdelenmektedir. Yukarıda saydığımız iki önemli küresel yanılgı, küreselleşmenin kuralsızlığıyla buluştuğunda bugünkü çaresizliğin en önemli sebebi olmaktadır. Kurumların bu çaresizliğe müdahalesi de kuralsızlık sebebiyle engellenmekte, yanılgılar da perdelenmektedir. Özellikle küresel düzeydeki parasal genişleme ve sermaye hareketlerinin yarattığı akıntı ülkeleri sürüklemekte, seçme veya kontrolü ele alma şansını tümüyle tüketmektedir.

Yeni bir kalkınma paradigmasına ihtiyaç duyulmaktadır. 5. İktisat Kongresi de bu paradigmaya olan ihtiyacı gün yüzüne çıkarmıştır. Kritik dönemlerde düzenlenen bu kongreler, aslında küresel yanılgıları kritik etme açısından önem taşımaktadır. Bu kritik yapıldığında; günümüzde, neredeyse bir amaç haline getirilen finansal sistemin, doğru bir bakış açısıyla, yeniden değerlendirilmesi kaçınılmazdır.  “Finansal sistem”, insanın ve toplumun daha müreffeh bir seviyeye ulaşması için ancak bir araç olması gerekirken, bugün tamamen farklı bir fonksiyon üstlenmiştir. Bugün, kaliteli finansmana hızlı erişimin nasıl olması gerektiğinden çok, faizlerin kaç baz puan artmasına, niçin ihtiyaç olduğunun tartışılıyor olması da yanılgıların ispatı için yeterlidir.

Bilgiyi, teknolojiyi, enerjiyi birleştirecek ve bütün bir dünyayı, Türkiye’den başlayarak kalkındıracak yeni bir kalkınma paradigmasını ortaya koymak önce küresel yanılgıların yerine gerçeklerin konulmasıyla başlayabilir. Gelişmiş ülkelerin yaşadığı tecrübe “ne olacak”ların görülmesi açısından yeterlidir.  “Az olan her şey kıymetlidir” ekonomik çevriminden, “yaygın ve kullanılabilir olan, paylaşılan kıymetlidir” ekonomik çevrimine geçilmiş gibi gözükse de dünyanın yaşadığı savaş atmosferi ekonomik olarak yeni bir zenginleşme fırsatını sonlandırmaya adaydır. Yirminci yüzyılda tecrübe edilen, yirmi birinci yüzyılda da tecrübe edilmemelidir.