Suriye de çok yönlü bir oyun sahneleniyor. Yani Suriye de
yaşananlar sadece ABD ya da İsrail in planlaması ile yürümüyor. Sanki Suriye
etrafından küresel güçlerin bilek güreşi sergileniyor. Bu arada, bilek
güreşinin taraflarının da birbirleri ile bir sorunu yok. Onlar aralarında bir
takım açık ya da gizli anlaşmalara sadık kalarak çatışmaların sürdürülmesini
sağlıyorlar. Söz gelimi, AB Suriyeli muhaliflere silah ambargosu uygularken,
başta İngiltere olmak üzere bu ambargonun süresinin 31 Mayıs ta uzatılmamasını
istiyorlar. ABD ise muhaliflere silah yardımı yapmakla birlikte, bunu belli bir
sınırda tutuyor. Yani muhalifler ölmesinden başarılı da olmasınlar siyaseti
izliyor. Bu arada olayların Rusya nın tavrı sebebiyle sürdüğü görüntüsü
verilirken, aslında Rusya ile ABD arasında, hatta Rusya ile İsrail arasında var
olan irtibat ortak davranış sergilendiğini gösteriyor. Denebilir ki, Suriye de
olayların devamı konusunda küresel güçler ortak hareket ediyorlar. Onlar için
Suriye de çatışmaların devam edip gitmesi, yüz binlerce insanın hayatını
kaybetmesi fazlaca önem taşımıyor. Kısacası Suriye olayları daha işin başından
itibaren öngörülen bir çizgide seyrediyor, küresel güçlerde seyretmekle
yetiniyorlar.
Bu arada Türkiye Suriye konusunda küresel üçlerinde
önünde bir hareket tarzı izliyor görüntüsü veriyor. Elbette, haklı olunan bir
konuda emperyalistlerden daha duyarlı olunması doğaldır. Ancak, öyle görünüyor
ki, Türkiye Suriye konusunda özellikle ABD tarafından arkadan itekleniyor. Bu
da aktif politika izlemek adına komşularımızla var olan iyi ilişkilerin
bozulmasına yol açıyor. İlişkiler gerildikçe üslup da sertleşiyor. Böyle oluca
bazen maksadı aşan değerlendirmeler yapılıyor. Karşılıklı sertleşmenin sonu bir
çatışmaya kadar gider mi şimdiden kestirmek mümkün değil. Ancak, Türkiye nin
Suriye konusunda daha ileri gitmesi çatışmalarda doğrudan taraf haline
gelmesine, onu itekleyenler ne ölçüde taraf olurlar, bunun Türkiye açısından
sonuçları neler olabilir gibi sorular cevap bekliyor.
Aslında Türkiye nin Suriye konusuna doğrudan müdahil
olmasını gerektiren sebepler birden fazla oluştu. Söz gelimi uçağımızın
düşürülmesi, ardından topraklarımıza düşen top ve mermiler, Reyhanlı daki
patlama, özellikle de bu patlamanın Suriye istihbaratı yoluyla
gerçekleştirildiğinin resmi ağızlarca sıkça tekrarlanması cevap vermeyi
gerektiren gelişmelerdi. Bunu söylerken Türkiye nin sıcak bir çatışmanın içine
girmesini savunuyor değilim. Ancak, Reyhanlı daki patlama gerçekten Suriye
istihbaratının işiyse, bu hususta elimizde kesin deliller varsa bunun bir
yaptırımı olması gerekmez mi Bu yaptırımın sadece Türkiye nin meselesi
olmadığı, gerek NATO içinde müttefikimiz olan gerek, NATO dışında imzalanmış
anlaşmalarla dost ve müttefikimiz olarak nitelendirilen ülkelerin de
sorumluluğu yok mu
Libya da bizi doğrudan ilgilendiren bir konu yok iken
emperyalistlere destek veren Türkiye nin bugün o müttefiklerinden destek
bekleme hakkı yok mu Eğer yok ise ne işimiz vardı NATO da ve Irak ın
işgalinde, Afganistan da ve Libya da
Demek istediğim o ki, dış politikamızda yaşanan
değişiklikler eğer kendi tercihimiz ise bu değişikliklerin önümüze bazı
faturalar uzattığı ortada. Yok, eğer dış politikamızdaki komşularımızla sıfır
sorun politikasındaki değişiklik dost ve müttefiklerimizle beraber olma
duygusuyla oluşmuş ise o zamanda dost ve müttefik ilan edilenlere ciddi
sorumluluklar düşmektedir.
ABD, Rusya ve İsrail arada bir birtakım açıklamalar yapıp
kenara çekiliyorlar. Hatta Suriye de çözüme karşı çıktığı belirtilen Rusya nın
İsrail ile gizli bir anlaşma yaptığı haberleri medyaya yansıyor. Böyle bir
anlaşma gerçek ise bunun ABD den habersiz gerçekleştiğini söylemek mümkün
olabilir mi Yani düşman görünen ülkeler Suriye konusunda kol kola girmiş
görünüyorlar. Bu bakımdan Suriye konusundaki politikamızın gözden geçirilmesi
gerekemez mi