Bismillahirrahmanirrahim;
ABD yönetimi, üst düzey kurumlarını seferber ederek Brunson olayıyla niçin bu kadar yakından ilgilendi, dersiniz? Çünkü, Andrew CraigBrunson sıradan bir rahip değildi. ABD’nin çıkar ve ideallerini gözeten küresel bir ajandı. Bu amaçla 20 senedir İzmir’de bulunuyordu.
Amerika, Afrika’daki zenginlik ve yer altı kaynaklarını sömürmek için Büyük Ortadoğu Projesi’ni (BOP) hazırlamıştı. Projenin uygulanması için Türkiye “merkez” bir ülkeydi. ABD terör örgütlerini kullanarak emellerine ulaşmayı programlamıştı. Brunson, İzmir’den misyonerlik faaliyetlerini, terör olaylarını koordine ediyor; Amerika idealleri uğruna faaliyet gösteren FETÖ ile birlikte çalışıyordu.
Rahiplik ve papazlık Brunson için bir kamufle aracıydı. Bunun dışında bir de “Pastör”lükünvanı vardı. Evangelistler Siyonizm’e hizmet eden Hıristiyanlara bu ünvanı veriyorlardı. Brunson’un Türkiye’de çok yönlü görevleri vardı. Hem görevlerini yerine getiriyor; hem de ABD adına “ajanlık” yapıyordu. Amerika için önde gelen siyasi bir aktördü.
15 Temmuz kalkışması soruşturmalarında Brunson’un gizli görevleri ortaya çıktı. FETÖ terör örgütüne üye olmak, PKK ile birlikte çalışmak ve Türkiye aleyhine casusluk yapmaktan tutuklandı. Terör örgütleri ile bağlantısından 15 yıl; casusluk yapmaktan 20 yıl olmak üzere toplam 35 yıl hapsi istendi.
Brunson’un üzerinde, Türkiye aleyhine işlenmiş o kadar çok suç vardı ki, medya anlatmakla bitiremiyordu. Bu suçlar karşısında Brunson’un “savunulabilir” bir tarafı yoktu.
GİZLİ BİR EL DEVREDE
İZMİR Diriliş Kilisesi Papazı Brunson’un her gün yeni bir suçu ortaya çıkıyor; 15 Temmuz’dan bu yana hiç gündemden düşmüyordu. Son Temmuz ayında çıktığı mahkemede ev hapsine hükmedildi. Başkan Erdoğan da, görünüşte o kadar kararlıydı ki, “Bu fakir bu görevde olduğu sürece o teröristi (Brunson) alamazsın” diyerek Amerika’ya meydan okumuştu.
Kalkışma sonrası Brunson ismi hep FETÖ’yle birlikte anıldı. ABD ve Türkiye arasında, “Al papazı, ver papazı” muhabbetleri eşliğinde Brunson ve FETÖ’nün “takas” edilmesi konuşuldu. Türkiye’nin, ABD’de bulunan FETÖ’ye karşı en güçlü silahı Rahip Brunson’u elinde bulundurmasıydı.
Başkan’ın son ABD ziyaretinden sonra Türkiye’de Brunson’a karşı oluşan “öfkeli hava”nın tansiyonu düşürülmeye çalışıldı. Mahkemenin “casusluk” suçlamasına Trump şöyle savunuyordu: “Rahip Brunson’a casus diyorlar. O casussa, ben ondan daha casusum.”
Trump “kararlı” konuşuyordu: “Rahip Brunson için çok sıkı çalışıyoruz.” ABD’de yayınlanan NBC televizyonu, Brunson’un mahkemeye çıkmasından 1 gün önce, “Trump’ın Türkiye’den üst düzey yöneticilerle görüşme yaptığını; 12 Ekim günü serbest kalacağını” duyurdu. O kadar emindiler ki, ABD’nin Ekim başından beri Brunson’a karşılama töreni hazırlığında olduğu; hatta Trump’un kabul saatine kadar belirlendiği haberleri yayıldı.
ABD yönetiminin hazırlık yapıp TV’nin de duyurduğu gibi; mahkeme 12 Ekim 2018 günü Brunson’un tahliye edilmesini kararlaştırdı. Brunson, ailesi ile birlikte yardımı sebebiyle Erdoğan’a teşekkür ve dua ettiklerini bildirdiler.
TÜRKİYE YİNE ALDANDI
O kadar gürültü ve meydan okumalardan sonra, yine Amerika’nın dediği oldu. Papaz Türkiye’den uçup gitti; biz de arkasından bakakaldık. Başkan olaya, “Adil yargının kararı” diyordu ama;Trump, Erdoğan’a “yardımından dolayı” teşekkür ediyordu.
Dış politikada “mütekabiliyet - karşılıklılık” prensibinin geçerli olduğunu biliyorduk, ama “tek taraflılık” sonuca hâkim oldu. Brunson İzmir’den gitti; FETÖ Pensilvanya’dan gelmedi. Bağırıp çağırarak devlet yönetilemeyeceğini bir kez daha gördük.
Dikkatinizi çekti mi, bilmiyorum. Tam Brunson’un serbest bırakıldığı gün “Brunson’un gizli Müslüman (!) olduğu” haberleri yayılmaya çalışıldı. Peki, bu haberleri servis edenler daha önce neredeydi? Tam o gün mü bu belgelere(!) ulaşmışlardı! Brunson’a karşı oluşan “öfke”dehalkın nasıl gazının alınmaya çalışıldığını gördünüz mü? İçimizdeki aymazlara Erbakan Hoca’nın ifadesiyle cevap verelim: “Bre gafil!”
En stratejik görevleri Siyonist kadrolara lâyık gören Trump, adamını dünyaya tanıttı: “Brunson harika bir Hıristiyan! Görevini yaptı.”
Devlet Bahçeli Meclis Grubu’nda ortağından farklı düşündüğünü ortaya koyuyordu: “Trump, Türkiye’yi çadır devletiyle bir tutmuştur. Terörle iltisakı, casusluk yaptığı anlaşılmış biri 2 sene dolmadan serbest bırakıldı. Böyle adalet yaşar mı; yaşasa bile buna adalet denir mi? Brunson’u verdik; Gülen ne zaman teslim edilecek?”
Milli Gazete Başyazarı Mustafa Kurdaş, olay üzerine yaptığı analizle Türkiye halkının duygularına tercüman oldu: “iPhone’larımızı kıracak, ama ajan papazı vermeyecektik!”