Kurbanın fazileti

Abone Ol

Zamanın pasının silindiği anlar bayram vakitleridir. Sıradan geçen zamanlara bayramın diriltici soluğu düşünce her şeyde hayat başlar.

Dinamik her dem yeni ümitleri barındırır bayramlar.

Dünyanın dört bir yanından Allah’ın emrine uyarak Arafat’da toplanan müminler mahşerin provasını yaparken yüreklerinde İbrahimi sayhalar duyarlar. Varlığın anlamını çözmek, hayatın sırlarına nüfuz etmek için gönlünü bilgiye açan Hazreti İbrahim dün ne yapmışsa bugünün İbrahimlerini de aynı imtihanlar bekliyor. Putlaşan arzular tevhid kılıcıyla kırılmalı varlığın özündeki hakikat keşfedilmelidir.

İlgi, şüphe, zan, inançla başlayan iman yolunun evreleri bir bir geçilirken ehil mürşidlerin gökkuşaklarına tutunup neşe, feraset hizmet aşkı kullukla kanatlandırılmalıdır.

Gün İbrahimlerin günüdür.

Var oluş maddi kalıplar içinde sıkıştırılırsa elim sonuçlar oluşur. Maddi yapı öte anlayışıyla bu günde yaşanırsa çöl kumları bağırlarında gizledikleri zemzemleri salıverecekler kutlu mabetler Hakka ibadet yerleri olacaktır.

İbrahim, Hacer, İsmail sonsuz zaman insanları olmaktan ancak imtihanla çıkarken kendimizi her şeyden azat görebilir miyiz Modern zamanların anlayışında kutsal olan nerede Dünyada bulunma sırrını Hacer gibi seslendirmek şart. “Bizi burada kime emanet edip gidiyorsun ” ifadesini öz yüreklerinde bir sızı gibi duyanlar bayramın eşiğinden içeri alınacaktır.

Kurban itaattir.

Kanun fikrinin, nizam esasının, fazilet potasında şekillendiği bayramlar sonsuz yürüyüşün ara istasyonları değil midir

Anarşinin övüldüğü sanki her şeyin rastgele anlayışıyla devam ettiği vehmini eğitim sistemlerinin temeli yapanlar aldandıklarını ne zaman görecekler

Arafat’tan göklere yükselen sesleri boş çevirilecek zannedenler yanıldılar. O dualara rahmetle hep cevap verildi ve verilmeye de devam ediliyor.

Dinin hayata kattığı değerler aslında varoluş neşesidir. Aynı mekana sıkışıp kalan insana yeryüzü kapısını aralayan, seyahat edip gezerek Allah’ın hikmetine tanık olma çağrısını Hacdan daha iyi anlatabilen bir ibadet olabilir mi Hadisi şerifte: “Allah Tealâ nezdinde kurbandan önceki on günden daha üstün günler yoktur. O günlerde Allah azze ve celle hazretlerinin zikrini çok yapınız” buyurulmuştur.

Hayatın sırrı: Allah’ı hatırlamak!

Unutup giden, maişet telâşesi, şeytani egemenliklerin fısıltılarından kendine gelme fırsatını bulamayanlar işte bayram günlerinde bir nebze de olsa kendi varlıklarıyla baş başa kalacak, şeytanları taşlayıp, tutku ve heveslerini Hak eşiğinde kurban ederek niçin yaratıldıklarını hatırlayacaklardır.

Allah’a yakın olalım.

Varlığımız yüce Mevla’nın peteğine dolduğunda kulluğumuz tatlanacak yaratılış perdeleri aralanıp Cemalullah tecelli edecektir!

“Bayramım imdi bayramım imdi

Bayram edersin yâr ile şimdi

Hamdü senalar hamdü senalar

Yar ile bayram kıldı bu gönlüm”.

Her ibadet Dost’a giden bir kapıdır, ezelden edebe varoluş neşesini varlıklarına mühür gibi kazıyanlar amellerin ilahi cilveler olduğunu bilirler.

Bayram geldi!

On binlerce hacı kutsal topraklarda telbiyeler getirerek kul olma erdemiyle başlarını secdeye koyup Mevlayı Kerime hamd ve sena ettiler. Her gün beş vakit gönüllerimizi çevirdiğimiz o belde, insanın dünyada var olduğu günden bu vakte ne hatıralara sahne oldu. Hz. İbrahim Filistin’den kalkıp daha ötelere gitti, aradığı, bulmak istediği hakikatten hep izler aradı, O’na yaklaşmanın vesilelerini  ihmal etmedi. Sare, Hacer, İshak, İsmail, dağ zirveleri, kurban, çekilen bıçak, tevekkül evrelerinden geçilmesi gerekiyordu; bunların hepsi Hz. İbrahim’in şahsında tecelli etti ve Hz. İbrahim kul olduğu kanıtladı.

Noldu bu gönlüm noldu bu gönlüm

Derd ü gam ile doldu bu gönlüm

Yandı bu gönlüm yandı bu gönlüm

Yanmada derman buldu bu gönlüm

(Hacı Bayram Veli)

Toplu sevinçlere muhtacız!

Fert olarak her gün yaşadığımız hayat gün gelir sıradanlaşır. Vakti gözümüzde büyütür, ömrü kurtlar safrası olarak algılamaya başlarız. Dünya geneline baktığımızda kuvvetli olanın egemenliğini görüp vicdanlarımızın sızladığına şahit oluruz. Karma karışık olan dünya ilahi olandan sesler almaya başladığında düzene intizama kavuşur, her şey yerli yerli yerine oturur. Okunan ezan, kılınan namaz, yapılan bayram hazırlığı ruhlardaki dinamizmi coşturur onu kutsal eşiklere taşır.

Varlığı her dem yeniden keşfetmeye mecburuz.

Devamlı taleplerle dolu olan ömrümüzün rahata kavuşması vermekle başlayacak, eşyayı, sahip olduğumuz imkanları Allah için ehline verdikçe erdemin petekleri Hak ile dolacak zıtlar arasındaki ahenk sırrı fâş olacaktır.

Kurban toplumsal ahengin ölçüsüdür.

Şartlarını taşıyan her müslüman için “Rabbin için namaz kıl, kurban kes” (Kevser, 108-2) emri ilahisi ne büyük bir saadettir. Peygamberimizin “Ey insanlar, her sene, ev halkına kurban kesmek vaciptir” sözü önemli hatırlatmadır. Temennileri hayatın gerçekleriyle buluşturan İslam dini özü sözle birleştirmiş, davranışları da ameli salih kategorisinde ele alarak basitliği ortadan kaldırmıştır.

Hayat önem verilmeye değer bir armağandır.

Sevgi dalgalarının bizi kuşattığı bu demler ilahi lütufları da peşi sıra getirmekte yardımlaşma, paylaşım, ziyaretler, aranıp sorma, kabirlere gitme, infak gibi değerler yaşanıp yaşatılmaktadır. Büyüklere hürmet, küçükler sevgi, hastalar şefkat, kimsesizler merhamet ve fakirler yardım görürler.

Doğal gerçekleri yok sayan zihniyetlere bayram vesilesiyle verilecek cevaplarımız olmalıdır. Ömür Allah’a kullukla değerlidir, varlık O’nun esmasının tecellisidir.

Bayramım imdi Bayramım imdi

Bayram edersin yâr ile şimdi

Hamd-ü senâlar hamd-ü senalar

Yar ile bayram kıldı bu gönlüm.

(Hacı Bayram Veli)