Kurban “et” değil, “kan” hiç değil

Abone Ol

Kurban Bayramımız yaklaşıyor… Tüm ibadetlerimiz yakınlaşmaya vesile. Kurban da öyle… İbadetleri yerine getirmeye bizim ihtiyacımız var. Kurban kesmeye de… Çünkü Allah-u Teala ihtiyaçtan müstağnidir, “Samed”dir (hiçbir şeye muhtaç değildir).

Görüntülerin, şekillerin de anlamları var… Kurban ibadeti de birçok anlamı, hikmeti özünde saklıyor.  Kurbanla bencilliğimiz kesiliyor, STK’larımız aracılığıyla dünyanın her coğrafyasındaki Müslümanlarla köprüler, bağlar kurulup, paylaşma/dayanışma sağlanıyor.

Hz. İbrahim ve Hz. İsmail’in (A.S.) teslimiyetleri. Rabbülalemine/O’nun hükümranlığına/emrine boyun eğmeleri… O’nun emri için, O’nun yolunda can dâhil, her şeyini feda edebilmeleri… Oğlu O’nun canıdır. Kendisidir. Baba-oğul teslim (Müslüman) olunca ateş yakmıyor, bıçak da kesmiyor. Teslim ve tevekkül, ateşi gül bahçesine çeviriyor. Oğul İsmail’in (A.S.) anası Hacer de ıssız, susuz vadide Hz. İbrahim kendilerini terk edip giderken, “Rabbin emriyle mi bizi terk ediyorsun, Öyleyse sorun yok” diyerek teslim ve tevekkül eylemişlerdir. Tüm mesele, teslimiyetti. Âlemlerin Rabbinin emrine/hükmüne ”Lebbeyk” deyip, teslim olmaktı. Müslümanlık da buydu, ya… Hesap yapmamak, “acaba” dememek… Ve teslim olmak… Olabilmek…

O’na teslim olunca, bunu engellemeye, ihlale çalışan şeytan ve nefis muhalefeti boşa çıkıyor… Ne oğul/can sevgisi, ne yalnızlık, ne susuzluk, ne kimsesizlik… Hiçbir şey engel olamıyor… Bu teslimiyeti, Hz. İbrahim’in (A.S.) babası Azer’e, putperest kavmine, Nemrut’un tehdidine, zulmüne karşı (hem iç hem de dış düşmanlarına karşı) tek başına tümüne “meydan” okuyordu. Teslim ve tevekkül O’na dünyaya karşı meydan okuma şecaati veriyor, böylece teslim ve tevekkül edip, aynı zamanda “Halilullah”dan olmakla şerefleniyor/izzetleniyordu. O tek başına bir ümmet idi de… “Ulul Azim” peygamberlerdendi. Biz Müslümanlar için hem önder, hem de örnekti. O, “Ne Yahudi ne de Hıristiyan’dı, O Müslümanlardandı” (Al-i İmran/67). Mütevekkildi. Ateşe atılırken “Hasbunallahu…” dedi.  Teslim olunca, Halil’inin duaları da karşılık buluyor, Rabbi O’na icabet buyuruyordu. Issız, susuz topraklar bereketleniyor… “Zemzem” fışkırıyor, tükenmez bir bereketle yüzyıllardır kaynıyor… Yeniden/imar ve inşa edilen “Beytullah” Ümmeti Muhammed’in kıblesi oluyor. Dünyadaki her inanç sahibi (Müslüman, Yahudi, Hıristiyan) nezdinde saygı görüyor. Sulbünden/soyundan Son Peygamber (S.A.V.) dünyayı teşrifle “Âlemlere Rahmet” oluyor.

Hz. İsmail (A.S.), Hz. İbrahim’in (A.S.) adağı idi… Can/oğul Rabbe adanmıştı. Adanmışlık meyvelerini/bereketlerini/nimetlerini vermişti.

Bize “adanmışlar” lazım. Nasıl ki babası (Abdullah) “adak” olan Efendimiz (S.A.V.) Beytullah’ı/Mekke’yi müşriklerden/putlardan temizledi ve Mekke’yi fethettiyse, bunun gibi, yüzyıldan beri işgal altında olan mübarek toprakların/Kudüs-ü Şerif’in Siyonistlerden kurtarılarak fethedilmesi de belki bir “adaklar ordusu”yla mümkün olacaktır. Umulur ki bu bizim ordumuz olur.  Adakların ayaklarını bastığı topraklar bereketlendi, şereflendi.  “Millet-i İbrahim” kimliği tüm Müslümanlar için büyük bir şeref oldu. “Hanif dini” dinimiz oldu… Ve “Ümmeti Muhammed” kimliği bize ne büyük şeref oldu.

Ahirette/kabirde de ilk sorgulamada, “Rabbin kimdir, sonra kimin dinindensin, sonra kimin ümmetindensin” soruları ne kadar önemli/değerli… Bu kimlikler ve olumlu cevaplardan sonra işler kolaylaşıyor, cennet yolu açılıyor…  Namazlarımızda da (tahiyatta) hem Hz. İbrahim’in (A.S.) hem de Efendimizin adları saygıyla, sevgiyle, selamla anılıyor.  Ne yazık ki bu yüzyılda Hz. İbrahim (A.S.) Filistin El-Halil şehrindeki kabri şeriflerinde birçok peygamberle birlikte “tutsak” durumunda, Yahudilerin işgali/ablukası/kontrolüne/engellemelerine maruz. Mescidinde Müslümanlar olarak namaz kılamamakta, kabrini bile ziyaret edememek zilletiyle yaşamak durumundayız!?

Hz. İbrahim’in (A.S.) oğulları, İsmail (A.S.) ile İshak’tan (A.S.) sonra oğlu Yakup (A.S.) çocukları (Ben-i İsrail) arasındaki Siyonizm sorunu gündemden düşmüyor. Hz. İsmail Arapların atası; Hz. İshak, Hz. Yakup da Yahudilerin.  Kur’an’a yüzümüzü döndüğümüzde, Allah-u Teala’ya yaklaştıkça Mescid-i Aksa’ya/El- Halil’e yakınlaşabiliriz. Kur’an’dan uzaklaştığımız için de onlardan uzaktayız. Ve onlar da esarette ve işgaldeler. Allah’a gerçekten teslim olduğumuzda, yaşadığımız bu zilletten kurtulabiliriz.  Efendimiz (S.A.V.) öyle buyurmuş: “Kur’an-ı Kerim’e tutunan kavmi, Allah-u Teala yüceltir. Terk edeni de zillete düşürür/alçaltır.”

Üç buçuk Siyonist ve Evanjelistler biz Müslümanlardan korkmuyor, üstümüze çullanmak istiyorlar. İşte Trump ne kadar küstahlaştı, azdı. Çünkü bizler Allah’ın hükümranlığına gerçekten teslim değiliz, “mış” gibiyiz.  Nice zamandır yeryüzü, özellikle Müslüman coğrafyalarımız kan, gözyaşı, ah-u figan, hicret, işgal ve tefrika ateşiyle yanıyor. Bu yangının nedeni, “Kur’an’dan yüz çevirmemiz, hayat kitabımıza sırt çevirmemizdir.” Rabbimizin hükümranlığına yeniden girip teslim olursak, Allah-u Teala bu ateşimizi gülistana çevirmez mi?

Ne zaman ateşimiz gülistan ola,/O zaman Bayramımız Bayram ola,/Bayramımız mübarek ola…

Vesselam…