Kur’an-ı Kerim’in yapısı incelendiği zaman görülecektir ki, sistematik şekilde konuların belirli bir düzende oluşturulduğu bir kitap değildir. Çünkü hedef sıfırdan bir toplum inşa etmektir. İnsan psikolojisini ve toplumun sosyolojik yapısını dikkate alarak ona göre bir sistematik öngörmüştür.
Bu mükemmel sistematikten dolayı Peygamber Efendimiz (S.A.V.), 23 yıllık kısa bir dönemde sıfırdan bir toplum inşa etmiştir. 622 tarihinde kurduğu İslâm devleti, 632 tarihine kadar geçen on yıl gibi kısa sürede sınırları Arabistan yarımadasının tamamına ulaşmış ve 3 milyon km² yüzölçümüne sahip büyük bir devlet olmuştur.
Bu bakımdan Kur’an-ı Kerim’e akademik kitap sistematiği mantığıyla bakmak cehalettir. Bu yüce kitaba basit, kendi kendine anlaşılır bir kitap muamelesi yapmak da basit mantığın ta kendisidir. Kur’an-ı Kerim’in sadece bir nasihat kitabı değil, kanunlar manzumesi, toplumu aydınlatacak fikirlerin kaynağı, medeniyetin öncüsü, ilmi ve fikri buluşların altyapısı bir kitaptır.
Kur’an-ı Kerim’de konular belirli bir sistematikte işlenmemiştir. Yeri geldiği zaman bir konu hakkında bilgi verilmiş, bu bilgilendirmeye başka bir ayette hatta başka bir surede devam edilmiştir. Mesela, “kader” konusu böyledir. Bakara Suresi, 285’inci ayetteki, “Peygamber ve inananlar, ona Rabbinden indirilene inandı. Hepsi Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine inandı. Peygamberleri arasından hiçbirini ayırmayız, işittik, itaat ettik, Rabbimiz! Affını dileriz, dönüş sanadır dediler” ifadesinden kadere iman zikredilmemiştir. Keza, Bakara 177, Nisa 136’ıncı ayetlerde diğer beş iman konusuyla birlikte zikredilmemiştir. Ancak, Kamer 49’da, “Biz her şeyi bir kader ile yarattık” (Kamer, 49) ayetiyle kadere iman edilmesi gerektiği hükme bağlanmıştır.
İslâm dini, toplumu sosyolojik ve psikolojik olarak hazırlamak ve uygun ortamı oluşturmak için tedrici bir metotla hareket etmiş, hükümlerin karara bağlanmasını belirli aşamalardan geçirmiştir. İşte, faizin haram kılınışı ile içki ve kumarın haram kılınışı bu şekilde aşamalıdır:
Birinci aşamada, zekâtın Allah katında değerli olduğu, faizin ise Allah katında artmadığı anlatılarak, “İnsanların malları için de artsın diye verdiğiniz herhangi bir faiz, Allah katında artmaz; fakat Allah’ın rızasını dileyerek verdiğiniz herhangi bir sadaka (zekât) böyle değildir. İşte onlar sevaplarını kat kat artıranlardır” (Rum Suresi, 39) buyrulmuştur.
İkinci aşamada, faiz yiyen Yahudilerin, Allah’ın (C.C.) lanet ve gazabına uğratıldıkları, “Yahudilerin yaptıkları zulüm ve birçok kimseyi Allah yolundan alıkoymaları, kendilerine yasaklanmış olduğu hâlde faiz almaları, insanların mallarını haksız yere yemeleri sebebiyle önceden kendilerine helâl kılınmış temiz ve hoş şeyleri onlara haram kıldık. İçlerinden inkâr edenlere de acı bir azap hazırladık” (Nisa, 160-161) hatırlatılmış; üçüncü aşamada, “Ey iman edenler, kat kat arttırılmış ribâyı (faizi) yemeyin. Allah’tan korkun, ta ki kurtuluşa eresiniz” (Al-i İmran, 130) ayetiyle yüksek faiz yasaklanmıştır.
Dördüncü aşamada ise, faiz tamamen haram kılınmış ve faiz alan kişinin Allah’a ve Resulüne savaş açtığı vurgulanarak şöyle buyrulmuştur: “Ey müminler, Allah’tan korkun ve (cahiliyette işlediğiniz) faiz hesabından arta kalanı bırakın (almayın), eğer gerçek müminler iseniz. Eğer böyle yapmazsanız, Allah ve Resulüne savaş açtığınızı bilin. Eğer tövbe edecek olursanız, anaparalarınız sizindir. Böylece siz ne başkalarına haksızlık etmiş olursunuz, ne de başkaları size haksızlık etmiş olur” (Bakara, 278-279). Yine Kur’an-ı Kerim’de faiz yiyenlerin “ahiret gününde şeytanın çarptığı kimseler gibi kalkacakları, cehennemde de ebedi/süresiz kalacakları” anlatılmıştır (Bakara, 275).
İçkinin yasak edilmesi de böyledir. Bakara 219’da birinci aşamada, “Sana içkiyi ve kumarı sorarlar: De ki: Onlarda hem büyük günah, hem de insanlar için bazı faydalar vardır. Günahları ise faydalarından daha büyüktür” buyrulmuş, ikinci aşamada, “Ey iman edenler, siz sarhoşken ne söyleyeceğinizi bilinciye kadar namaza yaklaşmayınız” (Nisa, 43) ayetiyle sınırlama getirilmiştir. Üçüncü aşamada ise, “Ey İman edenler, içki, kumar, dikili taşlar, fal okları, ancak şeytanın işi birer murdardır. Onun için bunlardan sakının ki muradınıza eresiniz” (Maide, 90) ayetiyle hükme bağlanmıştır. Gerek faizin, gerekse içkinin haram kılınışındaki bu tedrici metot, Rabbimizin sosyal hastalıkları nasıl tedavi ettiğinin en güzel örnekleridir.
Bu sistematik Kur’an-ı Kerim’deki birçok emir ve yasak için böyledir. Bu sebeple, Kur’an-ı Kerim, insanları İslam’a çağırırken, toplumun ıslahı için çare ve çözümler sunarken, insanların faydasına muhtevi hükümler koyarken; Peygamber Efendimiz (S.A.V.), Kur’an-ı Kerim’i insanlara açıklarken, insanların hem bu dünyalarını hem de ahiretlerini kurtaracak reçeteyi sunarken belirli bir metot ve sistem dâhilinde hareket etmiştir. İslâm dini, toplumu sosyolojik ve psikolojik olarak hazırlamak ve uygun ortamı oluşturmak için tedrici bir metotla hareket etmiş, hükümlerin karara bağlanmasını belirli aşamalardan geçirmiştir.
(Devam edecek.)