Kur’an’a göre devlet düzeni ve medeniyet-231

Abone Ol

‘SosYO-EKONOMİK Tufan’ ülkemizi ve dünyayı sarmış durumda…

çare ve çözüm önerilerimiz bu yazılarda; uygulanmayı bekliyor…

Önceki yazılarla birlikte okunmasını da tavsiye ederek devam…

***

“Ve lekadcâethümrusulünâbi’l-beyyinâti / Ve onlara resullerimiz beyyinat ile gelmişti.” (Maide 32)

Buradaki “beyyinat”ın kurallı dişi çoğul olması, bizim yapacaklarımızın her konuda çalışıp sonunda bir bütün olarak insanlığa sunmamız gerektiğini göstermektedir.

Allah mademki bizi Kur’an cemaati içinde yaşattı yani bizi bununla görevli kıldı, bu görevden kaçmamız mümkün değildir. Kaçarsak cezamız büyük olur.

***

“Sümme / Sonra” (Maide 32)

Evet, resuller geldikten sonra.

Buradaki “Sümme” mutlak atıf değil de sebep sonuç ilişkisini de taşıyan bir atıftır.

‘Gadibe Fe Katele’ derseniz, ‘kızdı ve kızgınlığından katletti’ demiş olursunuz. ‘GadibeSümmeKatele’ derseniz, ‘önce kızdı sonra başka sebepten dolayı katletti’ demiş olursunuz. Yani burada katlin tehir edildiğini ifade etmiş olursunuz ama tehirin sebebini de açıklamış olursunuz. Olaylarda sebep-sonuç ilişkisi yoktur, tehir edilmesinde bir ilişki vardır.

***

“İnnekesiyranminhüm / Onlardan çoğu” (Maide 32)

İsrailoğullarından birçoğu yani çok kimse demektir. Ekseriyet olması gerekmez. Buradaki zamir İsrailoğullarına gitmektedir. Ne var ki Hıristiyanların peygamberi de İsrailoğullarındandır. Hristiyanlar da Tevrat’ı şeriat kitabı olarak kabul etmektedirler. Dolayısıyla ikisi birden de muhatap olurlar. Hele sermayenin (tekel sömürü sermayesi) emrine giren Batılılar artık tamamen onlardan sayılırlar. Gerçek olan şudur ki, bugünkü uygarlığı Avrupa’ya ulaştıran İsrailoğullarıdır. Avrupalılar onlarsız buralara yani bu seviyeye gelemezlerdi. Dolayısıyla bugün onlarla beraber hareket etmelerini yadırgamamak gerekir. Tarihte ise birbirlerinin en büyük düşmanı idiler. Nitekim Firavun da Hazreti Musa’ya aynı şekilde hitap etmiş, Hz. Musa’yı nankörlükle itham etmiştir.

Bizim şimdiki Hristiyanlara ve Avrupalılara tavsiyemiz vardır.

Avrupalıların Siyonist Sömürü Sermayesi’ne diyecekleri şudur:

Evet, biz sizin sayenizde İslâm medeniyetini öğrendik ve bugünkü uygarlığa ulaştık. Ne var ki siz de bizi beş yüz yıldır çalıştırıyorsunuz, bizim sayemizde bugünkü duruma ulaştınız. Şimdi gelin artık birbirimizi ezmeyelim, Allah’ın dinine/düzenine dönelim, “Adil Düzen”i insanlık düzeni olarak kabul edelim ve uygulayalım.

Bugünkü dünyaya Batı uygarlığı hâkimdir. Batı uygarlığının etkisi altına girmeyen ve ona uymayan uygarlık kalmamış, İslâm âlemi de boyun eğmiştir. İslâm dininin/düzeninin yüceliğinden kimsenin şüphesi yoktur ama herkes onun başarısından şüphededir. “Adil Düzen”e kimse karşı değildir ama “Adil Dünya Silm/İslam/Barış Düzeni” olacağına kimse inanmamaktadır. Müslümanlar mağlup olmuş ve ümitlerini kesmiş bulunmaktadır.

Oysa olay çok açık ve basittir.

Kur’an (Saff Suresi 8. ayette), “Allah nurunu tamamlayacaktır” diyor.

“Onu söndürmek istiyorlar ama Allah nurunu tamamlayacaktır” diyor.

Diğer taraftan müspet ilimlerin hangisinden yola çıkarsanız çıkın sonunda özel olarak “Adil Düzen”e, genel olarak “Adil Dünya Barış Düzeni”ne doğru gidilmektedir.

Batılılar ve özellikle de Avrupalılar “aydınlanma çağı” demektedirler, on sekizinci yüzyılı “aydınlanma çağı” olarak görmektedirler.

Oysa 14 asır öncesinden itibaren asıl aydınlığı getiren Kur’an olmuştur.

(Devamı var.)