Kur’an’a göre devlet düzeni ve medeniyet – 214

Abone Ol

‘SosYO-EKONOMİK Tufan’ ülkemizi ve dünyayı sarmış durumda…

çare ve çözüm önerilerimiz bu yazılarda; uygulanmayı bekliyor…

Önceki yazılarla birlikte okunmasını da tavsiye ederek devam…

***

“Fe bease Allahu guraben / Allah bir gurabı (kargayı) ba’setti” (Maide 31)

Bu beyanda önemli bir husus vardır.

İnsanla diğer canlılar arasında önemli bir yakınlaşma vardır. Önce topladıkları meyveleri yiyen yabancı kuşları ve meyvecileri ormanlarından kovmak için uğraşmışlardır. Ayı, kurt ve aslan gibi hayvanlar aslında insan etini yemezler. Hayvanların insanlarla savaşması kendilerini savunma amacı ile olur.

Süleyman Karagülle anlatıyor: Bucağımda herkesin çok iyi bildiği bir olayı buraya nakletmekle bu görüşümü anlatmış olacağım. Köyümüzün en zengini olan bir zat vardı, adı Kadir Akdemir’dir. Çocukları ve torunları şimdi İstanbul’dadır. Cumhuriyetin ilk yıllarında bucağımızda sıkı bir şekilde Rusya’ya mal götürülüp satılıyor, altın veya mal Türkiye’ye geliyordu. Dağ ormanlarından malları götürüp Batum’da kendi hemşerilerine satarlardı. İşte, Kadir Akdemir ormanın içinde tek başına giderken bir ayı onu yakalıyor ve dövüyor, dövüyor. Hareketsiz hâle getirince onu yere dökülmüş yapraklar arasına gömüyor. Akdemir de hareketsiz duruyor. Ayı biraz bekliyor ve gelip kulağını dayayarak ölüp ölmediğini kontrol ediyor. Sonunda öldüğüne karar veriyor ve gidiyor. Akdemir kalkıyor, yaralı bereli eve geliyor. Birkaç gün sonra iyileşiyor. Sonra ilçemizin en zenginleri arasına giriyor.

Burada olayda anlatmak istediğim şudur: İnsan hiçbir canlının yiyeceği değildir. İnsan hayvanların saldırısına sadece savunma amacıyla uğrar.

İnsanın hayvanlarla en çok yakınlaşması avcılık döneminde olmuştur. Soğuklar başlayıp meyveler tükenince insan et yemeye başlamış ve avlanmıştır. Bu arada artan kemikleri kapı önüne atıyor, köpekler gelip onları yiyordu. Böylece insanın ilk ehlileştirdiği hayvan köpek olmuştur. İnsan daha sonra birçok hayvanları ehlileştirmiş ve onları kendisine muti kılmıştır.

Bu arada hayvanlar insanlar için ilham kaynağı da olmuştur. Hazreti Peygamber’in devesi önce mescit olacak yerde çökmüş, ondan sonra Ebu Eyyub El-Ensari’nin evinin önüne gidip çökmüştür. Böylece deve peygambere önce mescit yapacaksın, şimdilik anneden akrabanın evinde kalacaksın demiş olmaktadır. Elbette Hazreti Peygamber de onun evinde kalmayı isterdi. Ne var ki onu davet edenler arasında belki de Ebu Eyyub yoktu.

İlkel topluluklarda birine misafir olmak onu şereflendirmektir. Hatta benim bucağımda ağalar vardı. Bunların sözü geçer, ağa olmasının yolu da misafir sahibi olmasıdır. Her insan evinde yatak bulundurur; yatak sayısı güce göre değişiktir. Üç-beşten başlar, yirmi-otuza kadar çıkar. Ağaların gücü anlatılırken yirmi yataklı, otuz yataklı gibi derece verirler.

Hz. Muhammed de birisine gittiği zaman diğerlerinin derecesi düşerdi. Çünkü kıymetli kişiler en çok varlıklı olanlarda barındırılırdı. Deve buradaki kırgınlığı düzeltmişti.

Süleyman peygamber kuş dilini bilirdi, karınca vadisindeki karıncalarla da konuşurdu.

Bugün hayvanların dillerinin olduğu, anlaşmalar yaptığı çok açık bir şekilde bilinmektedir. Arılarda keşif kolları çıkarılır, nerede uygun bal özü olduğu keşfi yapılır. Geri dönen arılar kovanlarındaki arılara nerede ne kadar çiçek olduğu bilgisini getirirler. Yeri tarif ederken buna uygun dans yaparlar. Bu sayede bütün arılara ne tarafa ne kadar uzaklıkta gidileceğini ve ne kadar çiçek olduğu bilgisini verirler. Kovandaki arılar bunları seyreder. Kararı anaç arı verir. O da hareketi ile mesela hangi kafilenin tarafına gidileceğini onların yanına gitmekle karar verir. Arılar oraya gider ve bal özlerini getirirler. Bunu bugün biliyoruz.

Bunun dışında kuşların bizim gibi konuştuklarını, alfabelerinin olduğunu da artık tespit edilmiş bulunuyoruz. Otuz ile altmış arasında ses yani harf kullanıyorlar. Belli sesle balıkların kıyıya yaklaştıkları da yine Kur’an’da zikredilmiştir.

(Devamı var)