Kur’an’a göre devlet düzeni ve medeniyet-199

Abone Ol

‘Sosyal Tufan’ ülkemizi ve dünyayı sarmış durumda…

çare ve çözüm önerilerimiz de bu yazılarda uygulanmayı bekliyor…

Önceki yazılarla birlikte okunmasını tavsiye ederek kaldığımız yerden devam…

***

“Ve ütlü aleyhim / Ve onlara tilavet et.” (Maide 27)

İsrailoğulları denizi geçmiş, Sina’da Tevrat’ı almış ve kendilerine yer aramak için kuzeye doğru gitmişler. Filistin’e geldiklerinde Hazreti Musa onlara; “İşte Allah’ın vaat ettiği mukaddes topraklar burasıdır, buraya girin” demiştir. Hazreti Musa’nın kavmi ise girmeyi reddetmiş ve “Sen ve rabbin savaşın” demişlerdi!

Allah da onları kırk yıl çöllerde dolaşmaya mahkûm etmiş, böyle cezalandırmıştı.

Gaye sadece ceza verip eziyet etme değildi. Ceza bir eğitim idi. Kırk yıl o kavim çöllerde olgunlaşacak, ondan sonra Hazreti Musa’nın şeriatını yaşayacak seviyeye ulaşacaklardı. Demek ki cezada birinci gaye caydırıcılık yani başkalarının benzer suçu işlememeleridir ama bir diğer hikmet de suç işleyenin ıslah edilmesidir.

“Onlara tilavet et” deniyor. Buradaki “onlar” İsrailoğullarıdır. Bakara Suresi’nde İsrailoğullarına doğrudan hitap etmiş, burada ise “sen onlara tilavet et” diyor. Aynı şekilde bize de bugünkü İsrailoğullarına yapacağımız tebliği bildirmektedir.

“Ve” harfi nereye atıf yapmaktadır?

“Ey ehli kitap” hitabına atıf olabilir. Yani biz “Besmele” ile “Ey ehli kitap” diyerek Yahudilere ve Hristiyanlara hitap ederek onlara Allah’ın tebliğini doğrudan ulaştırıyoruz.

Şimdi de Allah bize diyor ki; onlara tilavet et, onlara söyle!

Bu atıfta bir hazf kabul etmek zorunluluğu vardır. Birinci hazf ehle-l kitabın başında ‘kul’ hazf olmuştur; orada “söyle”, burada “tilavet et” demiş olmaktadır. Bu takdirde biz ayetleri okuduktan sonra Adem’in iki oğlu kıssasını bizim dilimizle anlatmalıyız. Örnek olarak bunu senaryo yapar, film hâline getirir, böylece onlara tilavet etmiş oluruz. Yani yukarıdaki ayetleri okuyarak bunları da piyes/tiyatro hâline getirerek onlara anlatma durumundayız.

“Onlara tilavet et” denmektedir.

-Neden “onlara tilavet et” diyoruz?

-Çünkü onlar şeriat dışı işler yapıyorlar. Güya kendi kafaları ile şeriat/hukuk oluşturuyorlar. Ölüm cezasını kaldırıyorlar. Oysa kısasta hayat vardır. İnsanlar eğer ölüm cezası ile cezalanmazlarsa, insanların nefsi müdafaa hakları doğar, onlar da adam öldürürler ve böylece düzen kalmaz, devlet kalmaz. Bu sebeple bize “onlara tilavet et, onlara anlat” denmiş olmaktadır.

Sorun nerden doğmaktadır?

Hristiyanların şeriat kitapları yok. Kendilerini serbest görüp güya hukuk oluşturuyorlar! Yahudilere göre Tevrat yalnız İsrailoğullarının kitabıdır. Bu konuda Hristiyanlarla sorunları yok. Oysa bizim Kur’an’ımız var, biz Kur’an’la hükmedelim diyoruz. Onlar ise biz akılla hükmedelim diyorlar. İşte, bugün mevcut olan bu ana tartışma konusunun çözülmesi için Adem oğullarının hikâyesi anlatılmaktadır.

“Nebeeibney âdeme / Adem’in iki oğlunu onlara anlat.” (Maide 27)

Nebe’” geçmişte olanları aktarmadır. “Haber” ise gelecekte olacakları anlatmaktır.

İki kardeşi ele almakta. İki kardeş arasında nasıl ölüme götüren hareketler olduğunu bildirmekte. Şeriatta konan her hüküm insan fıtratına uygundur. Nefsinizden uydurduğunuz hükümler ise insan fıtratına aykırıdır. İki oğul hikâyesini anlatmasının sebebi insanın ruhi yapısına önem vermiş olmasındandır. Ayrıca iki kardeşten bahsederek en yakın insanların bile birbirlerini çok basit şekilde öldürdüklerini anlatarak, insanlar arasında ‘kısas’ olmazsa dengenin olamayacağı anlatılmaktadır. Hz. Adem’in iki oğlu olarak örnek vermesinin sebebi ise ilk insandan itibaren bu meselenin irsî olduğunu, ilk insanlardan itibaren bunun başladığını bildirmiş olmasıdır. (Devamı var.)