“Kur’an ve ilim günlük ve haftalık çalışmalarımız” devam ediyor…
Her akşam günlük çalışmalarımızı yaparken haftalıklara hazırlık oluyor…
“Adil Düzen Seminerlerimiz” haftalık olarak sadece biriyle devam ediyordu…
Bu hafta başında, yaz döneminde dört ay ara verdiğimiz diğer haftalık İstanbul Üsküdar’daki İslam Medeniyeti Vakfı binamızdaki “Adil Düzen Seminerlerimiz” daha başladı; konu ağırlıklı olarak “Adil Düzen Açısından Anayasa Çalışmaları” şeklinde devam edecek…
Haftalık Kur’an ve İlim Seminerimizin 1229’uncusunu geçen hafta sonunda yaptık…
Bugün de işte en son haftalık Kur’an ve İlim Semineri çalışmamızdan öz ve özet olarak derlediğim notları sunmuş olacağım; elbette her zaman hatırlattığım üzere, istisnasız herkes tarafından dikkate alınması ve gereğinin hiç gecikmeden yapılması dua ve dileklerimizle…
Rûm Suresi üzerindeki çalışmalarımız 36 haftadan beri devam ediyor…
Rûm Suresi 46’ıncı Ayet’te (yani 34’üncü seminerimizdeki çalışmamızda) rüzgârları anlattıktan sonra, 47’nci Ayet’te (yani 35’inci seminerimizde) resullerin kanıtlar getirmesi ve mücrimlerden bahsettikten sonra, bu haftaki ayetlerde tekrar rüzgâra dönüş yapıldı...
Sonrasında rüzgârın bulutlara olan etkisi ile bulutların yayılıp yağmur yağmaması ve yağmurun Allah’ın istediği kullarına yağdırılması anlatıldı...
Önce o ayetlerin sadece meallerini yani anlamlarını tekrar hatırlayalım…
“Ve min ayatihi en yursile’r-riyaha mubeşşiratin ve li yuzikakum min rahmetihi ve li tecriyel fulku bi emrihi ve li tebtegu min fadlihi ve leallekum teşkurun / Ve O’nun ayetlerindendir müjdeleyen haldeki rüzgârları göndermesi ve rahmetinden size tattırması için ve gemilerin O’nun emriyle akması için ve O’nun fazlından aramanız için… Umulur ki siz şükredersiniz.” (Rûm Suresi, 46’ncı Ayet) “Senden öncesinde kavimlerine elçiler göndermiştik, onlara kanıtları getirdiler. Suç işleyenlerden intikam aldık ve bizim üzerimize bir haktı müminlere yardım etmek.” (Rûm Suresi, 47’nci Ayet)
Sözünü edeceğimiz ayetlerin mealleri/anlamları ile devam edelim: “Allah rüzgârları gönderip de bulutu sürüp de onu gökte nasıl isterse öyle yayıp ve onu arasından çıkan yağmuru gördüğün yayvan yoğun parçalar kılandır. Kullarından istediğine onu isabet ettirdiğinde onlar üzerlerine indirilmesinden öncesinde, ondan öncesinde kesinlikle ümidi kesenler halinde iken hemen müjde istiyor oldular.” (Rûm Suresi 48-49’uncu ayetler)
Burada dikkat edilmesi gereken nokta “ibadihi/kulları” ifadesidir.
Genel görüş olarak herkes Allah’ın kulu kabul edilir.
Oysa “Allah’ın kulu” Allah için çalışan kimse yani Allah’ın kurallarını geçerli kurallar haline getirmeye çalışan Allah’ın nizamını kurmaya çalışan kimsedir.
Yağmur yağdığı zaman bütün herkesin üzerine yağar. Sadece Allah’ın kullarının üzerine yağmaz. “Allah’ın kulları” ifadesi olmasaydı ayette “men yeşaü min ibadihi” şeklinde değil, sadece “men yeşaü” şeklinde gelecekti. O zaman yağmur Allah’ın istediği kimseye isabet edecekti. Çok daha önemli bir nokta buradaki “isabet etme” noktasıdır.
“İsabet etme” sadece çarpma değildir, bir şeyin onda doğru şekilde gerçekleşmesi demektir. Yağmur yağacak ama o yerde sadece Allah için çalışanlara isabet edecektir.
Burada şayet sadece meteorolojik bir olay anlatılsaydı “kullarından istediğine isabet etme” ifadesi kullanılmadan sadece “indirilme” kullanılırdı. Buna ilaveten “rey” fiili kullanılmış, “basar” kullanılmamıştır; yağmurun gözle görülmesi gerekmez demektir.
Bu nedenle bu ayetlerde bir metafor vardır; bu noktaya dikkat!
Ayette kelimelere odaklanarak devam edelim…
“El-Riyah” rüzgârlar yani imkânları toplayan itici güçler... “Sehaben” bulut yani imkânlar... “El-Vedqa” yağmur yani ürün, başarı vs...
“İbadihi” yani Allah’ın kulları Allah için çalışan, Allah’ın kurallarını geçerli kurallar haline getirmeye çalışan kimseler.
(Konu çok önemli bir merhaleye geldi; kaldığımız yerden devam edeceğiz…)