Uygarlık Hazreti Nuh aleyhisselâm zamanında başlamıştır.
Nuh un uygarlığı kavmî idi. Tüm insanlığı bir uygarlıkta birleştirme görevi
Hazreti İbrahim aleyhisselâma ve onun çocuklarına verilmiştir. Hazreti İsa
aleyhisselâm bugünkü Hıristiyanlık âlemini oluşturdu. İsmail in torunu Hazreti
Muhammed ise son kitabı getirdi ve peygamberlerin görevleri bitti. Ondan sonra
artık babadan oğula intikal eden bir görev ve iktidar olmayacaktı.
İnsanlık henüz o seviyeye ulaşmadığı için yönetime
mütegallibe hâkim oldu ama yirminci yüzyılda artık saltanat dönemi sona erdi ve
insanların eşit oldukları ilân edildi. Biz Müslümanız, biz üstünüz iddiası
cahiliye dönemi iddiasıdır. Biz bütün insanlarla eşitiz. Asla ayrıcalık
istemiyoruz. Ama bize hükmedene de rıza göstermeyeceğiz. Biz Allah ın nurunu
tamamlayacağız ama kuvvetli olduğumuz için değil haklı olduğumuz için böyle
yapacağız. Tarihte hep zayıflar haklı oldukları için güçlüleri yenmişledir. Hak
kuvvete daima galip gelir. (s.11)
Tövbe etmelerini biz hakem kararlarını kabul etmeleri
şeklinde anlıyoruz. Namazları eğitim ve öğrenim olarak anlıyoruz. İnsanlık
devamlı uygarlaşacaktır. İnsanların uygarlığa ayak uydurmaları için her gün
eğitilmeleri gerekir. Yaşlılar gençlere öğretmenlik yaparlar.
Bu eğitim metodunun sorunu vardır. Çocuklarla büyükler
bir araya geleceğinden ve her biri farklı yaşta olacaklarından nasıl
eğitileceklerdir
Bunun için 66 yaşlarını geçenler öğretmen olurlar. 33
yaşına kadar insanlar öğrenci olurlar. 33 ile 66 arasında uygulayıcı olurlar.
Uygulamada bilgilerine bilgi katarlar. 66 yaşına geldiklerinde torunlarına
yenilikleri öğretmiş olurlar. Gençlerle yaşlılar birlikte çalışırlar. Olgunlar
ise tek başlarına işleri yürütürler. 66 yaşından sonrakiler yenilik yapamazlar.
33 yaşa kadar bilgi eksikliği olduğu için yenilik yapamazlar.
Zekâtın iki yanı vardır. Biri çalışanların
ürettiklerinden ortaklığa pay ayırmalarıdır.
Madenler gibi kaynakları sınırlı ve tükenmekte olanlarla
yapılan üretimden beşte bir, tarla gibi kaynağı sınırlı olmakla beraber
tükenmeyenden onda bir, özel çayırlıkta otlayan hayvanlardan alınan sütten
yirmide bir, mera hayvanının kendisinden yılda kırkta bir ortaklık payı alınır.
Bunlar uygun şekilde bölüştürülür.
Kırkta birlerin üçte biri dört sınıfa bölüştürülür;
fakirler, yoksullar, görevliler ve seçkinler. Serveti vasat servetin altında
olan fakirdir. Geliri vasat gelirin yarısından az olan fakir miskindir.
Zekâttan pay alanlar görevlilerdir. Âlimler ve sanatkârlar seçkinlerdir.
Üçte biri borçlulara ve kölelere destek olarak verilip
kölelikten ve iflastan kurtarılır. Üçte biri de yolların bakımı ve işletilmesi
için ayrılır. Vakıflar şeklinde işletilir. Bu bütçe bucak bütçesidir.
Devlet bütçesinin üçte biri başkana verilir ve orduyu
besler. Üçte biri meclise verilir ve ülkeyi imar eder. Üçte biri de yolculara,
yoksullara, yetimlere ve yaşlılara ayrılır. Devlet gelirleridir. Beşte
birlerdir.
Onda birler il gelirlerindendir. Yarısı devlet bütçesi,
yarısı bucak bütçesi gibi bölüştürülürler. (s.12)
Allah insanı yarattı ve onu özgür kıldı. İnsan iyilik de
yapabilir kötülük de yapabilir. İyilik yaparsa iyilik görür, kötülük yaparsa
kötülük görür. Sigara içerse hasta olur, seyahat ederse sıhhat bulur. Bir de
âhirete vardığı zaman yaptığı iyiliklerin karşılığını bulacaktır, yaptığı
kötülüklerin de karşılığını bulacaktır. Bu sebepledir ki dinde yani düzende
zorlama yoktur, isteyen istediği gibi yaşar.
Bir üretimde girdiler vardır; ham madde, tesis, emek ve
hizmet. Emek ikiye ayrılır. Biri, makinenin de yapacağı işler vardır. Diğeri
ise bedenî emek değil de zihnî emektir, zekâdır. İnsanlığın gelişmesi ve
uygarlaşması bedenî değil zihnî emekle mümkündür. İnsan zekâsını ancak özgürlük
içinde kullanabilir. Özgürlüğü alınan insan bir makine olur, kötü makine olur.
İşte işçilik sistemi bundan dolayı kötü bir sistemdir.
Bize zarar vermemek şartı ile insanın istediği gibi
yaşamasına imkân vermek müminlerin görevidir. Onların ne yaptıklarına müminler
karışmazlar. (s.13)