KURAN VE İLİM 716. Hafta Seminerinden-2

Abone Ol

“Acele etmek için konuşmayı çabuklaştırmamız nehy edilmiştir. / Benim de sizin de Kur’an’ı okurken, yorumlar yaparken acelemiz olmamalıdır. Başkaları için değil kendimiz için okumalıyız. Herkes Kur’an’ı kendisi için okuyacak, kendisi için düşünecek ve kendisi için yararlanacaktır. Başkalarından yardım istemek için tartışılır. / Amelde acele davranmak nehy edilmiyor, konuşmada acele davranmak nehy ediliyor. Biz kendimize düşen görevi ertelemeden yapacağız ama sonuçları erken beklemeyeceğiz...” / “Kur’an’ı aracı olarak kullanıp işleri aceleye getirme yoktur. / Kur’an büyük inkılâbını yapacaktır ama zamanı gelince yapacaktır. / Nitekim Mekke’de sadece tebliğ yapılmıştır. Medine’de sadece uygulanmıştır. Beyanı Irak’ta yapılmıştır. İkinci beyanı da İstanbul’da yapılmaktadır. / Bunun yani beyanın acelesi yoktur. Uygulamada acele etmeliyiz yani bize verilen emri yerine getirmeliyiz. Sonrası bize ait değildir...” (s.5)

“Demek ki biz görevimizi yapıp bitirdikten sonra sonucun oluşması veya oluşmamasına karışmak şirktir. Bir toplulukta sonuç ancak birçok insanın ayrı ayrı çalışması ile elde edilir. Sonuç alınamıyorsa bizim onu zorla oluşturmamız demek onlara tahakküm etmemiz demektir. / Demek ki insan bu tür gaflete düşer, kendisinin bir şey yaptığını sanır. Sonucun olmaması hâlinde kendisini sorumlu görmeye başlar. Oysa kişi ‘ben görevimi yaptım mı yapmadım mı’ diye düşünecek, sonuca karışmayacak. Sonuç kendi kusurundan gelmişse, işte ona üzülmesi gerekir. Adil Düzen Çalışanları bunu iyi düşünmeli ve ihmallerinden dolayı sorumlu olduklarını bilmelidirler...” / “Laik müziklerde şu özellik vardır. İnsan üzüntülü ise üzüntüsünü artırır, sevinçli ise sevincini artırır. Eğer sevinç zamanı üzüntülü bir müzik duyarsan rahatsız olursun, miden bulanır. Üzüntülü zamanında sevinç müziği böyledir. Kur’an ise aksini yapar, çok neşeli olan seni düşünceye çeker ve üzüntülü isen de seni teselli eder, üzüntünü giderir. Kur’an’ın yalnız manası değil lafzı da mucizedir. Onun için Kur’an’ın kitabeti kadar kıraati de önemlidir...” s.6)

“Kural şudur. / Hazreti Âdem’den beri insanlık besin üretmekte, artırıp stoklamaktadır. Bu arada nüfus da atmaktadır. Nüfus ise “emek” demektir. Bu sayede besin daha çok artmaktadır. / İki hususa dikkat etmek gerekir. / 1) Benim bugün tükettiğim mallar bugün üretilenler değildir, geçmişte üretilenleri tüketiyorum. / Benim bugün tükettiğim malı bir kişi, iki kişi değil, tüm insanlık geçmişte üretmiştir. / 2) Benim ürettiğimi de ben tüketmiyorum, tüm insanlık tüketecektir.  İnsanlık bugün değil çok sonraları tüketecektir. / O halde benim emekli maaşım benim geçmişte çalıştığım değil, bugünkü üretimden ayrılan pay olacaktır. Benim ürettiklerimden sigortaya pay ayrılacaktır ama bu pay aslında gelecek insanlar için ayrılmış olacaktır. Yani benim geçmişte yaptığım katkı kadar değil, bugün bana düşen kadar pay almalıyım. Bu da katkıya göre değil ihtiyaca göre olacaktır...” / “Bizim Kur’an’ı anlamamız için Arapça bilmemiz gerekmektedir. Arapçayı Allah bizlere vahiy ile öğretmedi, başka şeylerle öğretti. / Usulcüler fıkhı delillerden hükümler çıkarmak şeklinde tarif ederler. / Geçmişte cereyan eden olayların tamamı delildir. / Mesela İstanbul’un fethi delildir. / Neye delildir / Benim İstanbul’da yaşama hakkıma delildir. Bunu kabul edince fetih meşru hâle gelir…” (s.10)

“Bugün anayasaların ana maddeleri dört tanedir; “demokrasi, lâiklik, liberallik ve sosyallik”. İslâmiyet’teki bunların karşılığı “şeriat, islâm, adalet ve hak” kavramlarıdır. İnsanlık tav’an veya kerhen İslâm’ın temel esaslarını sözde de olsa kabul etmiştir. Başka adlarla da olsa ortaya çıkmış ama tamamını benimsemeye meyletmiştir. Kadın hakları, çocuk hakları, engellilerin hakları, azınlıkların hakları icat edilmiştir. Oysa bütün insanlar eşittir ve temel haklara sahiptir. İnsanın insan olduğu için hakları vardır. İnsandan başka hak sahibi kimse yoktur ki “insan hakkı” diye tabir olsun. Batı dünyası henüz bu kavramları kavrayamamıştır ama zorunlu olarak Kur’an’ın getirdiği hakları benimseme yolundadır. / Çağımızın fıkhını yaptığımızda fıkhımız güneş gibi olacak, diğer bütün düzenler mum olarak bile görünmeyecektir. Acele etmeyiniz. O günün gelmesi bir-iki asır sürebilir. Bugün yaşayan insanlar göremeyebilir ama siz ilmî çalışmalarınız sayesinde ileride neler olacağını çok kolaylıkla görebilirsiniz.” (s.12; tamamı için www.akevler.org)