Önceki yazıyla birlikte okunmasını tavsiye ederek kaldığımız yerden devam edelim…
Ekseriyet sistemi içinde galip olan bir grup o insanlara baskı uygulamaktadır.
İnançlarını yaşamalarına engel olmaktadırlar, onlara zulmetmektedirler.
Çünkü çoğunluk ellerindedir ve çoğunluk olmayana istediklerini yapmaktadırlar.
Onlar da son derece samimi halde Rablerine dua etmektedirler.
Bu sıkıntıdan kurtulurlarsa münibler olacaklardır.
Yani her zaman Rablerine döneceklerdir, uzaklaştıklarında tekrar döneceklerdir.
Bunu sözle belirterek veya bunu düşünen bir halde Rablerine dua etmektedirler.
Ayetin devamında “sümme/sonra” kelimesi gelmiştir.
Aradan zaman geçmiştir ve o insanlara Rablerinden bir rahmet tattırılmıştır.
Allah onlara fayda etmek, onlardaki durr’u gidermek için yardım etmiştir.
Ayette kelime olarak geçen ifadesiyle “durr” gitmiş, çoğunluğun desteği bile olmadan onlardan bir ferîk yönetimi ellerine geçirmişlerdir.
Ancak o ferîk yani o grup Rablerinden kendilerine verilenlere küfretmek için yani onları görmezden gelmek için Rablerine şirk koşmuşlardır.
Şirk!
Evet, şirk!
Maalesef şirk!
Şirk Allah’ın kurallarına aykırı kurallar ve kanunlar koymaktır.
Herhangi biri bunu yapamaz.
Bunu yapmak için elinde kural koyma yetkisinin olması gereklidir.
Bu yetkiyi eline alan bir ferîk önceki sıkıntısını hemen unutmuştur.
Güç ellerindedir.
Evet, artık güç ellerindedir.
Önce başka kavimlere uymak için kanunlar çıkarırlar. O kanunların hepsi Allah’ın kurallarına aykırıdır. Sonra artık o kavimlerin de bir önemi kalmaz. Artık çoğunluğu ellerinde tutmak için ne gerekiyorsa onu yapıyor hale gelirler.
Allah’ın onlara verdiklerini görmezden gelmek için kurallar çıkarıyorlardır. Çünkü Allah’ın onlara verdiği Kur’an tek rehberdir ve çoğunluk sisteminin yanlış olduğunu söylemekte ve bu sistem içinde metalanmalarını engellemektedir.
Eğer onu görmezden gelmezlerse metalanamayacaklardır.
Artık ilk baştaki dua unutulmuş, metalanmak ve Allah’ın onlara verdiğine küfretmek yani onu görmezden gelmek için kanunlar çıkarmaktadırlar.
Peki, bu nasıl olmaktadır?
Nasıl oluyor da baştan “münibler olacağız” diyen bu ferîk küfretmek için şirk batağına saplanmaktadır ve daha da ilginci bu bataktan niçin çıkamamaktadırlar?
Kimse onlara yanlış yaptıklarını söylememekte midir?
Bunun cevabı “yankı odası” (echochamber) denen kavramdadır.
Benzer görüş ve inanç sahiplerinin fikir paylaştığı, bu görüş ve inançların sürekli tekrarlandığı ve karşıt görüşlerin yer almadığı tek taraflı iletişim biçimine “yankı odası” denir.
Özellikle sosyal medya ve YouTube gibi hayatımıza giren ve iletişimi kolaylaştıran medya mecraları ile bu kavram daha net olarak kendini göstermiştir.
Sosyal ve politik kutuplaşmayı artıran yankı odaları özellikle seçim dönemleri yaklaştıkça kendini yoğun olarak göstermektedir.
Yankı odası yalıtılmış bir ortamdır.
Ortada önceden var olan bir inanç vardır ve katılımcılar kapalı bir ortam içinde sürekli olarak bu inançlarını daha güçlü hale getiren paylaşımlar yaparlar ve hiçbir şekilde karşıt fikirleri duymak istemezler.
(Devamı var.)